Bilimsel araştırmalara göre duyguların kelimelere dökülmesi insanın stresini atmasını sağlıyormuş. Yazmaya başladığınızda beynin bir nevi fren mekanizması olan sağ ventrolateral prefrontal korteks devreye giriyor. Yani kendinizi kötü veya stresli hissettiğinizde yazarak bir nevi duygusal rahatlama sağlamış oluyorsunuz.

Tabii işi yazmak olan ve yazdığı konular da genelde stresli konular olan biz gazeteciler için aynı etkiyi gösteriyor mu, orası biraz şüpheli.

Bu satırları yazarken dışarıda sağanak yağış hızını kesmeden devam ediyor. Başkası olsa belki de yağmur ona romantizmi çağrıştıracak ama bana aşırı kuraklığın pençesindeki ülkemizin durumunu hatırlatıyor.

*

Türkiye’ye bol yağmur lazım. Barajları sıfırlanma noktasına gelmiş İzmir’in de ihtiyacı büyük.

Yağmur yağdı mı seviniyoruz artık. “İnşallah barajlar doluyordur” diye düşünüyoruz.

Hatta geçen gün bir vatandaş Twitter’da, “İzmirlilerin yeni aktivitesi: Tahtalı Barajı doluluk oranını takip etmek” yazmış. Paylaşımın aldığı beğeni sayısına bakılırsa, hepimiz aynı aktiviteyi yapıyoruz.

Ne yalan söyleyeyim, baraj doluluk oranlarını paylaşan bir iki hesabı ben de sosyal medyadan takibe aldım. Oranların arttığını okudukça mutlu oluyorum.

Barajların dolmaya başlamasıyla geceden sabaha kadar yapılan su kesintileri de “şimdilik” sona erdi. Böylece bizim evde saat 22.30 civarı başlayan “kovaya su doldurduk mu”, “dişimizi acilen fırçalamamız lazım” gibi telaşlarımız da bitmiş oldu.

Tabii su mutluluğunun sürebilmesi için barajlarımızın yüzde 70 seviyelerini görmesi lazım.

*

Son rakamlara göre İzmir’in en büyük barajı olan Tahtalı’da doluluk yüzde 20 seviyesini geçmiş. Normal şartlarda yüzde 20 doluluk oranı 5 milyon civarı nüfusu olan bir şehir için çok az ve halen kritik bir seviye olarak kabul edilir. Ancak yine de sıfır seviyesinden yüzde 20’lere geldiğimiz düşünülürse, anlamlı bir artış yaşanıyor. Dileriz artış sürer.

Tabii bir yandan yağmurların bereketiyle yağmaya devam etmesini istiyoruz ama diğer yandan da aşırı yağmurlar beraberinde sel ve su baskını gibi riskleri getiriyor.

İklim değişikliğinin etkisiyle doğa olaylarının şiddetini artırdığı bir gerçek. Buna altyapı eksikliklerini, yanlış yapılaşmayı da eklediğimizde yağsın diye dua ettiğimiz yağmur birden felakete dönüşebiliyor.

Şehirlerimizin sadece yağmura değil depremden kuraklığa kadar her tür doğa olayına karşı direncini artıracak planlamaya ihtiyacı var.

Keşke, diyorum siyaset gündemi kavga ve dövüşle değil de, ülkenin gerçek ihtiyaçlarına cevap vermekle meşgul olabilse.

Candostlar I N S A N L A R Dunyadan2

İnsanlar hayvanlardan neden nefret eder

Türkiye’de giderek artan hayvana şiddet vakaları üzerine Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) “İnsanlar Hayvanlardan Neden Nefret Eder?” başlıklı bir yazı paylaştı.

10 maddelik yazıda öğrenilmiş çaresizlikten kültürel şartlanmaya, ahlaki kopuştan toplumsal izin mekanizmasına kadar birçok başlık yer aldı.

Sosyal medyada paylaşılan yazıda en çarpıcı bölümler ise şöyle sıralandı:

- Hayvanlar kırılgan varlıklardır ve kötülüğe karşılık veremezler. Güçsüz, başarısız veya ihmal edilmiş kişiler, hayvanlara eziyet ederek kontrolü ele geçirdiklerini hissederler.

- Hayvanlara kötü muamele yapıldığına veya onlardan rahatsızlık olarak bahsedildiğine şahit olan çocuklar, bu durumu içselleştirerek büyürler. Merhamet öğrenilen bir davranıştır, zulüm de!

- Isırılma, hastalık kapma, rahatının bozulması gibi şeylerden duyulan korku, çoğunlukla yanlış propagandanın etkisi ile büyür, öfke ve nefrete dönüşür. Kısırlaştırma ve bir arada yaşama gibi akılcı çözümlere yer verilmez.

- ‘Altı üstü, hayvan’, ‘İnsanların daha büyük sorunları var’ gibi düşünceler, insanların duygusal bağlarının kopmasına sebep olur. Bu da suçsuz canlıya eziyetin yolunu açar.

- Yetkililer, medya, etkili kişiler hayvanları aleni şekilde kötü gösterirse başkalarına cesaret verir. İnsanlar en kötü içgüdülerini harekete geçirirler, bundan utanmazlar bile.

- Doğaya, hayvanlara, zayıf varlıklara şefkati öğretmeyen toplumda yetişen insanlar başkasının acısını önemsemez.

- Şehir hayatı, insanlarla canlı varlıklar arasına duygusal mesafe koyar. Hayvanlar, hissedebilen canlılar olarak değil, ‘ortak alanda bulunan nesneler’ olarak algılanır.

Candostlar D U N Y A N I N Bizimgezegen2

Dünya nüfusunun yüzde 99’u kirli hava soluyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 117 ülkedeki 6 binden fazla şehirden toplanan PM2.5, PM10 ve NO₂ ölçümlerine dayanan hava kalitesi verilerine göre Dünya nüfusunun yaklaşık %99’u, DSÖ’nün belirlediği hava kalitesi sınırlarının üzerinde kirli hava soluyor.

Candostlar D U N Y A N I N Bizimgezegen1

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) da özellikle kış aylarında etkisini artıran hava kirliliği ile ilgili bir yazı paylaşarak hava kirliliği ölçümlerinin düzenli yapılarak insan sağlığını korumaya yönelik adımların atılmasının önemine dikkat çekti. Yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Dünyanın birçok yerinde kış ayları, hava kalitesi açısından özellikle zorlu geçmektedir. Soğuk hava, kirliliğin yere daha yakın seviyelerde hapsolmasına neden olurken; ısınma, trafik gibi nedenlerden kaynaklanan emisyonlar soluduğumuz havaya daha fazla duman ve partikül ekler.

Hava kalitesi; PM2.5 ve PM10 olarak bilinen ince partiküller, azot dioksit, ozon ve kükürt dioksit gibi başlıca kirleticilerin havadaki düzeylerinin izlenmesiyle takip edilir. Bu ölçümler, havanın ne kadar temiz ya da kirli olduğunu ve bunun sağlığımız açısından ne anlama geldiğini açıklamaya yardımcı olan hava kalitesi indekslerinde birleştirilir.

Hava kirliliğinin nasıl davrandığını ve nasıl ölçüldüğünü anlamak, sağlığımızı korumaya ve hava kirliliğini kaynağında önlemeye yönelik atılacak ilk adımdır.”

Candostlar Kulagimizakupe (6)

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN

Hassasiyet ve nezaket, zayıflık ve umutsuzluk göstergesi değil, gücün ve çözümün tezahürleridir.”

  • Halil Cibran (Kahlil Gibran) / Şair, ressam, filozof