Yine çalkantılı bir dönemdeyiz.
Mutlak butlan kararıyla allak bullak olan siyaset, yerle bir edilen ülke itibarı.
Yine bir bayrama coşkuyla giremedik.
Siyaseten üretilen yorumları ekranlardan izliyorsunuzdur ya da gazetelerden okuyorsunuzdur. Hepimizin bu konuda bir fikri var.
Bir arkadaşım konuya bambaşka bir açıdan baktığını söyledi. İnsani olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu fazla suçlayamadığını anlattı. Söze şöyle girdi:
“Ekrem İmamoğlu’na ‘oğlum’ diyordu. Özgür Özel yıllarca yanında yer aldı. İkisine de çok güveniyordu. Onların birleşip kurultayda kendisine rakip olmalarını ve kazanmalarını insani olarak hazmedememiş olabilir. Belki de bu kin, ihanete uğradığını düşünen bir insanın tepkisidir.”
Söz olarak hiçbir yanlış yok.
Hatta ortada bir aile meselesi olsa kimsenin itiraz edeceği bir yaklaşım da değil.
****
Ama durun.
Bu çocuk oyuncağı değil.
Mustafa Kemal Atatürk ne demişti:
“Mevzu bahis vatansa, gerisi teferruattır.”
Ama bakıyorum, Kemal Kılıçdaroğlu’na sempati duyanlarda böyle kıvırmalar var.
“Kıvırma” ağır oldu belki ama en azından; “Ya haklıysa…” yaklaşımı gösterenler var.
Bakın.
Mustafa Balbay genel başkanlığa aday olduğunda,
“Silivri günlerinde kendisini destekleyen kişiye karşı aday olunur mu?” yorumları yapıldı.
Kadim dostum Balbay’la bunu konuştuğumda bana şöyle demişti:
“Ben Kılıçdaroğlu’na karşı aday değilim. Ben CHP’yi daha yüksek seviyeye çıkarmak, iktidara taşımak için adayım. Kendimde de o gücü görüyorum.”
Sonrasında dönemin genel başkanı tarafından aday bile yaptırılmadı.
****
Hatırlayın parti içinde sivrilen herkesin önü kesildi, bir tek O kaldı.
Gelelim insani duruma.
Kılıçdaroğlu’nun kin beslemesini haklı bulanların kaçırdığı nokta şu:
Bir anne oğlunu askere gönderirken, ölüm riskini bile göze alıyor değil mi?
Bir yanda evladı, diğer yanda vatan.
Onlar vatanı tercih ediyor.
Neymiş.
Bir ayağı çukurdaki Kılıçdaroğlu’nun kalbi kırılmış… 13 kere Edroğan'a yenilmiş sesi çıkmamış, bir kez Özgür Özel'e yenilmiş kabul edememiş.
Tatil öncesinde keyfinizi kaçırmak istemem ama durum hiç iç açıcı değil.
En kötüsü de şu;
"Bir zamanlar bu adama güvenmiştik. Ya bunlar da aynısı çıkarsa" diye endişe eden geniş bir kitle var.
Haksız da değiller.