Özel sektör öğretmenleri, taban maaş hakkı ve atama mağduriyetlerine karşı seslerini duyurmak istediler. Bunun için Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı önünde toplanıp dertlerini anlatmak istediler.

Atama ve mülakat sistemindeki adaletsizlikleri dile getiriyorlardı.

Bazı öğretmenler asgari ücretin altında maaş alıyor, geçim mücadelesi veriyordu. Yıllarca okuyup diploma almış, sınavlara hazırlanmış, umutla atanmayı beklemişlerdi. Ancak birçoğu ya işsizdi ya da emeğinin karşılığını alamadığı koşullarda çalışıyordu.

İstedikleri şey çok büyük değildi.

Seslerinin duyulmasıydı.

Milli Eğitim Bakanı'nın, bürokratların ve kamuoyunun kendilerini görmesini istiyorlardı.

*

Vay siz misiniz hak arayan?

Ve polis devreye girdi... Böyle olunca da Türkiye'de artık alıştığımız görüntüler yine sahneye çıktı.

Tomalar...

Biber gazları...

Kovalanan, sürüklenen, gözaltına alınan insanlar...

Hem de öğretmenler ve öğretmen adayları...

Bir ülkenin öğretmenleri, sorunlarını anlatmak için gittikleri Bakanlığın önünde bu muameleyi görüyorsa, ortada sadece bir atama sorunu yok demektir.

Çünkü öğretmen dediğimiz insan, çocuklarımızı emanet ettiğimiz kişidir. Geleceği yetiştirecek olanların bugün gelecek kaygısıyla yaşaması başlı başına bir çelişkidir.

*

Diğer yanda ise atandığı koltukta millete arınma ve dürüstlük konusunda vaaz veren Kemal Kılıçdaroğlu...

E, haklı.

Öğretmenler atanamazken kendileri atandı.

Yıllarca sınavlara giren, mülakat bekleyen, iş arayan gençler bir türlü atanamazken; o, mahkeme kararı ve siyasi hesaplarla açılan bir koltuğa oturdu.

Şimdi de oradan ahkâm kesiyor.

*

Öte yanda her mitingi olay olan, geniş kitleler tarafından benimsenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel var.

Ve bütün bu yaşananları sanki yalnızca CHP'nin iç meselesiymiş gibi anlatan bir medya...

Yandaş medya görevini yapıyor. Öğretmenlerin sorunlarına arkanı dön, demokrasi sorununu bir partinin iç sorunu gibi göster. Hatta olayları köpürt. Başka bir şey konuşulmaması için manşet üstüne manşet at...

Valla görevlerini iyi yapıyorlar doğrusu...

*

Oysa öğretmenlerin yaşadığı sorunlar da bu ülkenin gerçeği.

Atanamayan gençler de bu ülkenin gerçeği.

Geçinemeyen eğitim emekçileri de bu ülkenin gerçeği.

Sabahın kör karanlığında evlerinden alınarak hapse tıkılan belediye başkanları da bu ülkenin gerçeği...

Halbuki demokrasi hepimize lazım.

Tıpkı adalet gibi...