Çocuk doktoru olmamdan mı nedir, yüz kızartıcı suç işleyen ailelerin çocuklarını düşünürüm. Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP ile bir araya gelerek CHP’yi yok etmeye çalıştığı andan itibaren de aklımda oğlu Kerem var.
Kerem, daha önce eminim gurur duyduğu babasının, (Narsisizim, intikam, kaybetmeyi içine sindirememek, proje adamı olmak gibi nedenlerle) halkın büyük çoğunluğu tarafından nefret objesi haline geldiğini görüyor ve bunun çöküntüsünü yaşıyordur.
Nitekim, Deniz Zeyrek’in yazdığına göre, babası için gönderilen bir iletiye Kerem Kılıçdaroğlu şu yanıtı vermiş: “Tepkinizi anlıyorum. Bu durumu ben de onaylamıyorum ancak benim yapabileceğim bir şey yok!”
Kerem, siyaset bilimi okumuş, sonra da doktora yapmış aydın bir genç. Babası için daha ne desin? “O zaten kindardır,” diyemez. “Gözü dönünce, değil CHP’yi parçalamak, bizim evi bile yıkabilir!” diyemez. Zaten Kemal Bey, kendi evini yıkmayacak kadar çıkarlarını bilen bir siyasetçidir.
AİLEDEKİ UTANÇ
Kerem’in böyle bir -utanç demesek bile- eziklik içinde olduğu anlaşılıyor. Ama başka ailelerde durum çok daha farklı olabiliyor. Örneğin bir orta Afrika ülkesi düşünün, kralın ailesinde parasal konularda utançlar sıradanlaşmış ve günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş olsun. Böyle bir kral ailesinin -biraz da eblek- çocuğu babasının kutular içinde eve getirdiği rüşvet milyonlarını normal bir kazanç olarak görebilir. Aile ortamı nedeniyle böylesine yozlaşmış bir çocuk, saklanmak üzere babası tarafından kendisine teslim edilen rüşvet paralarını, bunu doğal kazanç zannedebilir.
Makamları sayesinde hemen zenginleşen bir ailenin çocuğu rüşveti, haklı kazanç veya ekmek parası olarak görüyor olabilir.
“BABACIĞIM BEN DE KRAL OLABİLİR MİYİM?
Tarih bu iki basit örneğin çok daha ağırları ile doludur. Yolsuzluklara karışmış krallar, cumhurbaşkanları ve diktatörlerin çocukları çoğu zaman iki kaderden birini yaşarlar:
Ya babalarının kötü gölgesinin yarattığı psikolojik yıkımdan kurtulmak için hayat boyu mücadele ederler ya da babasının yolunu izleyerek, rüşveti ekmek parası kabul ederek çürümeyi sürdürürler. Veya zeka düzeylerini düşünmeden babalarının halefi olarak, onun yüksek makamına aday olurlar.
Erdemli bir genç olduğunu düşündüğüm Kerem’e önerim şu; babasını düşünmesin. Yaşlanmış siyasetçiler, “yıkılmadım ayaktayım” psikolojisi ile abuk sabuk davranışlarda bulunabilirler.