Plastik kirliliği, küresel ısınma, iklim değişikliği gibi çevresel felaketler gezegenimiz dünyayı tehdit ediyor. Doğaya duyarlı olan biz garibanlar da plastik poşetten uzak durmaya, geri dönüşüm yapmaya, kağıt pipet kullanmaya, sudan ve elektrikten tasarruf etmeye çalışarak Dünya’ya bir iyiliğimiz dokunsun diye çabalıyoruz.

Çünkü insan olarak sorumlu hissediyoruz.

Halihazırdaki felaket büyümesin diye kendi çapımızda uğraşıyoruz.

Ama insanların bireysel çabalarının anlamlı olabilmesi için, sorumluluğun büyüğünü devletlerin üstlenmesi gerek. Kendini dünyanın kralı sanan, ABD’nin başındaki “adam” daha küresel ısınmayı bile kabul etmiyorken, milyonlar kağıt pipet kullansa kaç yazar.

Nitekim, gözünü güç, hakimiyet ve para hırsı bürümüş liderler kendi çıkarları için savaş başlatıp, milyonlarca insanın çevre mücadelesini bir anda silebiliyor.

*

Savaş, gerekçesi her ne olursa olsun, en kötü eylemdir. Savaş demek ölüm demektir, yok oluş demektir. Barış eğer savaşla kazanılabilseydi, iki tane Dünya savaşının çoktan küresel huzuru sağlamış olması gerekirdi.

Savaş, iyilik, güzellik, huzur, refah getirmez. Sadece yıkım getirir.

Her iki dünya savaşına da tanıklık eden ünlü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in çok sevdiğim bir sözü var. Şöyle diyor:

“Ne kadar gerekli olursa olsun, ne kadar haklı gerekçelere dayandırılırsa dayandırılsın, savaşın bir suç olmadığını asla düşünmeyin.”

Savaş, en büyük insanlık suçudur. Savaş, yaşama karşı işlenen bir suçtur.

Barış savaşın tam zıddıdır. Barış sözleriyle savaş çıkaranlar da yalancıdır.

*

Savaş sadece hayatları değil yaşadığımız çevreyi de yıkıp geçiyor.

Gelin bazı istatistiklere birlikte göz atalım. Forbes Dergisi’nin 2025 yılında yayınladığı “Savaş neden en büyük iklim tehdididir” başlıklı makalesinde yer alan bilgilere göre;

  • Dünya genelindeki askeri faaliyetler, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %5.5’ini oluşturuyor. Bu rakam birçok ülkenin ulusal emisyonunu geride bırakıyor.

  • Rusya-Ukrayna savaşının ilk 3 yılı boyunca Ukrayna’daki askeri ve dolaylı faaliyetlerin neden olduğu emisyon toplamı, 230 milyon ton CO₂ (karbondioksit) eşdeğeri seviyesine ulaşmış. Bu miktar, Avusturya, Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın yıllık toplam sera gazı emisyonları ile aynı büyüklükte.

Wikipedia’da Gazze Savaşı’nın çevresel etkileri hakkında da şu bilgiler kayıtlara geçirilmiş:

  • İlk 60 gün boyunca çatışmanın yaklaşık 281.000 ton CO₂ eşdeğeri ürettiği tahmin ediliyor. Bu, aynı süre zarfında 20’den fazla ülkenin yıllık karbon ayak izini aşıyor.

*

Savaşlar, sadece sera gazı emisyonlarını artırarak iklim değişikliğini tetiklemekle kalmıyor; patlatılan her füzenin kimyasal ve ekolojik etkileri de var.

Füzeler fırlatıldığında, alüminyum oksit, siyah karbon, azot ve klor gibi bileşikler atmosfere karışarak soluduğumuz havayı mahvediyor. Ağır metaller ve toksik kalıntılar hem toprağa hem de suya karışıyor ve bize zehir olarak geri dönüyor. Patlayıcılar toprak yapısını bozarak erozyonlara, bitki örtüsünün yok olmasına neden oluyor.

1 günlük savaş bile Dünya’ya büyük zarar veriyor.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk boşuna dememiş, “Yurtta sulh, cihanda sulh” diye.

Barışın değerini bilmeyen; özgürlük ve demokrasi yalanlarıyla güzelim Dünyayı cehenneme çevirenlere yazıklar olsun.

Candostlar Y A S L I C A N L A R Dunyadan1

Yaşlı canlar barınak şartlarına dayanamıyor

İzmir’in Balçova ilçesinde yaşlı ve uysal köpeklerin toplanması hayvan severlerin tepkisini çekiyor. Kent Ormanı civarında yaşayan köpeklerin yaklaşık 1.5 ay önce Balçova Belediyesi tarafından toplanıldığını, toplanan canların ise barınak koşullarında uzun süre hayatta kalamadığını aktaran Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) İzmir Temsilcisi Esin Önder duruma isyan etti.

Önder, sosyal medya üzerinden “Yaşlı, sakin köpekleri toplamayın” diyerek yetkililere seslendi ve şu paylaşımı yaptı:

“Bugün yine üzücü haberle uyandık. Bölgenin en yaşlı canı, 1.5 ay önce Balçova Belediyesi ekipleri tarafından gece yarısı operasyonu ile Işıkkent Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderilmişti. 1.5 ayda aynı gece alınan canlardan üçüncü ölüm haberini aldık. Stres, özgürlüklerinin kısıtlanması onları öldürüyor. Alınan bu can da o kadar usluydu ki, sadece bir kenarda yatar, mama getirmemizi beklerdi. Bir kere koşturup, havlamasını duymamıştık. Vebali kanunu çıkaranlar, paralı troller, yaşlı-uslu demeden toplama yapan belediyelerin üzerinde olsun. Çok üzgünüm.”

Önder, normalde Kent Ormanı sınırı içindeki canlara İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin baktığını ancak orman sınırlarından çıkan canların Balçova Belediye ekiplerince toplandığını da bilgi olarak aktardı. HAYTAP heyetiyle Ekim ayında İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban’ı ziyarete gittiklerinde bu konuyu da gündeme getirdiklerini hatırlatan Önder, Vali Elban’ın yaşlı canların alınmamasını söylediğini ancak bu sözlerin de dinlenmediğini vurguladı.

Candostlar Bubitkiler Bizimgezegen (2)

Bu bitkiler hem biyoçeşitlilik hem kültürel miras için önemli

Her yıl 3 Mart’ta kutlanan Dünya Yaban Hayatı Günü’nün bu yılki teması “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler: Sağlık, Miras ve Geçim Kaynaklarını Korumak” oldu. Tema, sadece hayvanların değil; bitkilerin de yaban hayatı ve insanlar için ne kadar önemli olduğunu vurgulamak amacıyla seçildi.

Birleşmiş Milletler’in haber portalı news.un.org’da yer alan makalede, yüzyıllardır birçok toplumun geleneksel tedavi yöntemlerinde belirleyici rol oynayan tıbbi ve aromatik bitkilerin önemi anlatıldı.

Makalede şu satırlara yer verildi:

“Tıbbi ve aromatik bitkiler, günümüzde modern ilaçlardan kozmetiğe, gıdadan aromatik ürünlere kadar geniş bir kullanım alanına sahipler. Dünya genelinde tahmini 30.000’den fazla bitki türü, tıbbi veya aromatik olarak kabul ediliyor ve insanlar ile ekosistemlerin sağlığı için kritik önemde.

Birleşmiş Milletler ve bilim insanları, bu bitkilerin korunmasının yalnızca biyolojik çeşitliliği desteklemekle kalmayıp aynı zamanda kültürel mirası ve yerel geçim kaynaklarını da güvence altına alacağını belirtiyor.”

Tıbbi ve aromatik bitkilerin aşırı toplama, habitat kaybı ve iklim değişikliği gibi faktörler nedeniyle risk altında olduğu belirtilen makalede uzmanların, sürdürülebilir kullanım ve yenilenebilir yetiştirme yöntemleriyle hem doğanın korunması hem de ekonomik faydanın sağlanması gerektiğini vurguladığı aktarıldı.

Candostlar Kulagimizakupe (8)

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN

Doğa, insan olmadan da yaşar ama insan doğa yok olduktan sonra yaşayamaz.”

  • - Paul Ehrlich / Bilim insanı