Sevmek, ne güzel bir duygudur. Duyguların en yoğunu, en safı, en iyileştirenidir sevgi.
Sevgi dediğimiz duygu, öyle sınırsızdır ki, hem seveni hem sevileni hem de her ikisinin çevresini dönüştürür.
Sevginin olduğu yerde diğer güzel duygular yeşerebilir.
Mesela sevgi varsa merhamet vardır; hoşgörü vardır. Şefkat vardır. Saygı vardır.
Sevgi tek bir kalıba sığamayacak kadar büyük ve geniş bir duygudur.
İnsan sevgisi, hayvan sevgisi, doğa sevgisi, Allah sevgisi birbirinden ayrı değildir. En temelinde yaradana ve yaratılmış olana karşı duyulan o eşsiz duygudur sevgi.
Bu güzel duyguyu, bu güzel ülkede, doyasıya yaşamak zor. Çok zor.
Çünkü “birileri” sevgiyi kategorize etmeye, sınırlamaya, kalıplara sokmaya çalışıyor. O “birileri” kendini herkesten üstün görerek, kendine göre olan doğruyu herkese zorla kabul ettirmek istiyor.
Neredeyse sevmeyi yasaklayacaklar!
İnsan sev ama şu insanları sevme, diyorlar.
Doğayı sev ama ağaçların katledilmesine tepki gösterme, diyorlar.
Hayvan sev ama sokaktaki hayvanların toplanmasına sessiz kal, diyorlar.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi geçtiğimiz günlerde katıldığı bir canlı yayında sokak hayvanları ile ilgili -bana göre- son derece talihsiz açıklamalar yaptı.
Tabii kendisine sorsanız, bu açıklamalar birer müjde; başarılı bir programın sonuçlarını paylaşmış!
Çiftçi'nin sözleri şöyle:
"Bütün Türkiye'de baktığımız zaman yüzde 80 oranında sahipsiz hayvanlar toplanmış durumda. Yüzde 20'lik bir kısım kaldı. Bunları da Eylül, Ekim ayında tamamen toplayıp barınaklara veya doğal yaşam alanlarına almayı planlıyoruz. Toplama oranları yüzde 60'ın altında olan, 9 valimizle telefonla görüştüm ve çalışmaları hızlandırmalarını söyledim. Biz doğrusunu yaptığımıza inanıyoruz. Sokaklarımızı güvenli hale getirdik. Çocuklar parka, okula, yaşlılar camiye gidemiyor. Yani sahipsiz sokak hayvanları sokaklarda rahat dolaşsın, insanlara saldırsın diye bir şey yapmamazlık edemezdik. Sahipsiz sokak hayvanlarının yeri sokaklar, parklar, meydanlar değil, barınaklar."
*
Açıklamanın her cümlesi bir olay! Ama tek tek hepsini değerlendirmeye kalksak sayfalar yetmez.
Çiftçi'nin paylaştığı bilgiye göre; Türkiye'deki sahipsiz hayvanların % 80'i toplanmış!
Erişebildiğimiz en güncel verilere göre ülkemizde 4 milyon civarında sahipsiz köpek olduğu tahmin ediliyor. Buna karşılık belediyelere ait barınakların toplam kapasitesi yaklaşık 89 bin 451. Yani tüm sokak köpeklerinin sadece yüzde %2–3’üne barınaklarda yer var.
Ben bir gazeteci olarak ve aynı zamanda bir hayvan sever olarak soruyorum:
Eğer köpeklerin %80'i toplandıysa, bu köpekler şu an nerede? Hepsi barınakta olamaz, çünkü bu kadar canı barındıracak kapasite yok.
Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) tarafından daha önce Tarım ve Orman Bakanlığı'na gönderilen dilekçede yer alan; toplanan hayvanların yarısından fazlasının öldüğü yönündeki iddialar doğru mudur? Doğru ise bu hayvanlar ne şekilde ölmüştür?
Yasaya göre belediyelere 2028'e kadar yeterli kapasiteye sahip bakımevleri yapılması için süre verilmişken; neden hayvanlar sokaklardan aceleyle toplanmaktadır?
Çocukların, yaşlıların, gençlerin parklarda güven içinde dolaşamamasının tek nedeni köpekler midir? Sokaklarda köpeklerden çok daha tehlikeli olan, kadınları katleden, çocukları bıçaklayan, gençleri uyuşturucuya alıştırıp hayatlarını karartan “insanlar” için neler yapılmaktadır?
İnsan saldırısı sonucunda ölen vatandaşlarımızın sayısı ile köpek saldırısı sonucunda hayatını kaybedenlerin sayısı nedir?
Bakan, “Sokakları güvenli hale getirdik” diyor ama sokaklar hala güvensiz. Çünkü nedeni hayvan değil, insan!

TVD: Avcılık cinayettir, yasaklanmalıdır
Türkiye Vegan Derneği (TVD) tarafından 3.5 yıl önce açılan ve Türkiye genelindeki av kararlarını kapsayan dava Danıştay'da başladı. Av karşıtı davanın 6 Mayıs’taki ilk duruşmasında derneği temsil eden Avukat Güven Taştekin; söz konusu idari işlemlerin etik açıdan kabul edilemez olmasının yanı sıra, bilimsel verilere, kamu yararına, ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, dolayısıyla Anayasa'ya da aykırı olduğunu vurguladı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nı temsil eden taraf ise, av kararlarının hukuki ve bilimsel dayanaklarına ilişkin yeni bir savunma sunmadı. Karar sonraki bir tarihte açıklanmak üzere duruşma sona erdi.
TVD duruşma sonrası şu açıklamayı paylaştı: “Biz hayvanların yaşam hakkını mahkeme salonlarında da savunurken, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) öncülüğünde toplanan Merkez Av Komisyonu ise, 7 Mayıs’ta 2026-2027 av sezonuna ilişkin yeni katliam listeleri hazırladı. Henüz resmi olarak duyurulmayan, ancak farklı avcı dernekleri ve hesapları tarafından sosyal medyada paylaşılan taslaklardan edindiğimiz bilgiye göre, bazı türler bu yıl ilk kez limitsiz şekilde öldürülebilecek. Avcıların 'vatana, millete hayırlı olsun' nidaları eşliğinde, adeta kutlamayla karşıladığı kararlar Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdiğinde, zulmün boyutunu görünür kılmak için dosyayı inceleyip ayrıntılarını paylaşacağız. Yaşam hakkını yok sayan bu sömürü ve talan düzenine karşı mücadeleye devam edeceğiz. Av cinayettir, yasaklanmalıdır.”

Amazon'da yeni tehdit: Orman bozulması
Dünyanın en önemli doğal ekosistemlerinin başında gelen Amazon Yağmur Ormanları yeni bir tehdit altında.
Devasa miktarda karbon depolayarak küresel ısınmayı yavaşlatan, küresel yağış ve su döngüsünü destekleyen ve biyoçeşitlilik açısından kritik öneme sahip olan Amazon'da doğrudan ormansızlaşma oranları son yılların en düşük seviyelerine gerilese de bilim insanları bu kez de “orman bozulması” konusunda uyarılarda bulundu.
AP (Associated Press) tarafından yayınlanan habere göre kuraklık, yangınlar ve parçalanmış ekosistemler nedeniyle Brezilya'daki Amazon’un yaklaşık %40’ının zarar gördüğü belirtiliyor. Uzmanlar, bu sürecin Amazon’un karbon deposu olma işlevini ciddi biçimde zayıflattığını söylüyor.
Orman bozulması teknik olarak hala ormanların var olduğunu ancak eski gücünden uzak olduğunu ifade ediyor. Orman bozulmasında ağaç yoğunluğu azalırken, büyük ve yaşlı ağaçlar ölüyor, topraktaki nem düşüyor. Bu durum ormanın yangın riskini artırırken, ormandaki canlı türlerinin de farklı bölgelere göç etmesine yol açıyor.

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN
“Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrendiğinizde, artık onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst edemiyorsunuz.”
- Peter Wohlleben / Orman Bilimci