Göztepe yine, hakemin de çanak tuttuğu bir Samsun faciasıyla sezonu tamamladı.

Sarı-kırmızılı takım, ligin ikinci devresindeki tek hedefi olan beşinciliği de ne yazık ki, Karadeniz’in puslu havasında bıraktı.

Aslına bakarsanız bu maçın nasıl bir kayıp olduğunu Trabzon-Konya Kupa finalini izledikten sonra daha iyi anlayacağız.

Eğer Trabzonspor kupayı kazanırsa işte o zaman Göztepe büyük balığı kaçırmış olacak.

Çünkü öyle bir durumda, ligi 5. tamamlayan takım, Avrupa vizesi almış olacak ki, o da son maçta alınan skorların ardından Başakşehir olacak.

Neyse hayal kırıklığı ile uyanılan Avrupa rüyasını bir kenara bırakalım.

Peki soruyorum, Göztepe gibi bir takımın ligi 6. sırada tamamlaması başarı mıdır, yoksa başarısızlık mı?

Elbette bu durum nereden baktığınıza bağlı.

****

Lig sonu itibarıyla puan cetvelindeki ilk 10 takımın kadro değerlerine göre sıralanmış olduklarını görüyoruz.

O nedenle Göztepe için her ne kadar ‘başarılı değil’ diyenlere sunacak bir argümanımız olmasa da, “Peki başarızlık nerede?” sorusuna verecek bir yanıtım da yok.

Ben bu noktada olaya zorlu maratonun nerede bitirildiğinden öte, Göztepe’nin Süper Lig’e çıktığından bu yana kendisi için hayati derecede önem taşıyan maçlarda neden istediğini alamadığına dikkat çekmek istiyorum.

Her ne kadar takımlar Formula 1’deki gibi kadro bütçelerine göre bir sırada bulunmuş olsa da işte futbolu mekanik sporlardan ayıran olay da zaten burada başlıyor.

Kulübün başkanı Danimarkalı. Teknik Direktörü Bulgar. Sportif Direktörü Hırvat. Oturmuş kadrosundaki Brezilyalı futbolcu sayısı İzmirli futbolcu sayısından fazla.

Demek istediğim Göztepe gibi ister ‘proje’ isterseniz de ‘teknik direktör’ takımı dediğiniz ekipler, uzun lig maratonundan genelde bir iki sallantı dışında istikrarlı bir grafik ile sezon sonunu bulurlar.

Ama unutulmasın ki, futbol sadece sahada 22 kişinin belli kurallar çerçevesinde mücadele ettiği, ruhsuz bir oyundan ibaret değil!

Teşbihte hata olmaz; aslında durum Mustafa Sandal’ın kült şarkısındaki gibi, “Onun arabası var güzel mi güzel, şoförü de var özel mi özel, bastı mı gaza gider mi gider, maalesef ruhu yok…”

Bir takıma sadece iyi oyuncular alarak, maaşlarını gününde ödeyerek, geniş imkanlar sunarak ruh kazandırmak maalesef mümkün değil.

Ben sarı-kırmızılı takıma baktığımdan bu ruhu göremiyorum. Herkes görevini yapmaya çalışıyor belki ama kritik noktalarda sorumluluk alacak bir oyuncu var mı sizce?

****

Bakın mesela Samsun’un yollarını ayırdığı Zeki Yavru’ya taraftarlar onun için yazılan bir şarkı ile veda etti.

Yıllar geçse de Zeki, Karadeniz ekibinde unutulmayacak. Bu oyuncunun salt futbol olarak Samsun’a ne kattığı tartışılır, ama takıma çok önemli bir ruh aşıladığına hiç kuşku yok.

Peki bağrından Gürselleri, Nevzatları, Halilleri, Ertanları çıkarmış Göztepe'nin bugünkü kadrosundan ayrılacak bir futbolcuyu ertesi sezon hatırlayan çıkar mı, hiç sanmıyorum.

İşte bu yüzden Göz Göz’ün büyük hedeflere koşması için sadece görev adamları ya da yıldız golcüler yeterli olmayacaktır.

Kadroda popüler deyimle 'aidiyet sahibi' isimler bulunmalı.

Gürsel Aksel’de tribünleri doldurup, uzak yakın her deplasmana giden muhteşem taraftarın psikolojisini, asrı aşan tarihi ile sıradan bir futbol takımında oynamadıklarını ve en önemlisi Göztepe’nin İzmir’de sadece bir semt adı olmadığını takım arkadaşlarına anlatan bir ya da birkaç heyecanlı futbolcuya sahip olması gerektiğini düşünüyorum.

Sonuç olarak böyle bir kadro planlaması yapmak elbette pazardan karpuz seçmek gibi bir şey değil biliyorum.

Ya da kimseden, ‘Ey ruh geldiysen haber ver’ demesini de beklemiyoruz.

Ancak amaç sadece futbolcu satmak ya da para kazanmak değilse, ruh sahibi bir takım kurmak için de bir yerden başlamak gerekir.