Bir futbolcunun, bir antrenörün, bir kulüp personelinin ne bileyim mesela bir kulüp menajerinin ‘nasıl?’ olduğunu ya da size yarayıp yaramayacağını bilmek için zaman gerekebilir.

Bu benim için de öyledir, senin için de öyledir, hatta bulunduğu konumun lideri için de kural aynıdır.

Katılırsınız ya da katılmazsınız, ama ben iddialı konuşuyorum bir insanın karakterini yarım saat konuşayım çözerim.

Size bunları neden mi anlatıyorum? Doğru bir insanın hakkını teslim etmek için.

Onun hakkında yazdığım bu ikinci yazı belki son yazı olacak. Ancak bilinmez; şansı yaver giderse önümüzdeki yıllarda futbol piyasasında adından çok da söz ettirebilir.

Kimden mi bahsediyorum, Altay’ı büyük bir emekle bu sezon amatöre düşmekten kurtaran Mehmet Can Karagöz’den elbette.

Karagöz için 4 Şubat’ta kaleme aldığım yazının başlığı ‘Bir teknik adam düşünün ki” idi.

O zaman kaldığım yerden devam edeyim.

Bir teknik adam düşünün ki, Eskişehir gibi ligin en zor deplasmanından 18 saat önce göreve getiriliyor. Yönetim diyor ki; “Hocam zor maç, istersen pazartesi başlarsın.”

Ama o ne yapıyor, Martin Luter King’in, “İlk adımınızı inançla atın. Tüm merdiveni görmek zorunda değilsiniz, yeter ki siz ilk adımı atın” sözünü hatırlıyor.

Şimdi soruyorum, toplu ulaşım ile maça giden teknik direktör duydunuz mu hiç?

İşte duyun o zaman.

Mehmet Can Karagöz, “görev emrini!’ alır almaz; inanmayacaksınız Basmane Garı’ndan 19.05’te Mavi Tren'e atlıyor ve sabah saat 05.00’te henüz Altaylı futbolcular uykudayken takımın Eskişehir’de kamp yaptığı otele varıyor.

Sonrası malum zorlu bir süreç ve şampiyonluk gibi bir kurtuluş hikayesi yazıyor Karagöz.

Doğuştan Altaylı olan genç hoca, kendisine teklif geldiğindeki duygularını anlatırken, “Altay kulübü bana teklifte bulunmaz, talimat verir, biz de ‘emir’ telakki eder ne görev verilirse onu yaparız” diyor.

Şu süreçte gördük ki, Karagöz teknik direktörü değil bildiğiniz “Altay’ın çocuğu”.

Baksanıza lig bitmiş, zaferini kutlayacağına o, sosyal medyada milyonlarca takipçisi olan ülkenin en büyük komedyenlerinden Ata Demirer’le buluşup Altay forması armağan ediyor.

Her fırsatta siyah-beyazlı kulübe sempatisini dile getiren Demirer de bir gün sonra Altay eşofmanı ile sosyal medyadan hayranlarına ‘Günaydın’ diyor.

Yıllardır Altay kulübü ile çok yakınım, inanın böyle bir PR çalışması görmedim.

Bitmedi, genç teknik adam yıldız apoletlerini çıkararak bu sezon Altay’ın kurtuluş savaşında adeta nefer gibi mücadele eden, Özgür Özkaya, Ceyhun Gülselam ve Deniz Kadah’la özel olarak bir araya gelip emeklerini manen ödüllendiriyor.

Bitti mi, bitmedi elbette. Takımda herkes tatilde kurtuluş mücadelesinin stresini atarken, hoca bu defa da şehir şehir dolarak 3. Lig Play Off maçlarını takip ediyor.

Son maçın ardından kısa bir konuşmamız da oldu Karagöz’le. Zafer sarhoşluğundan eser olmayan sesinde biraz yorgunluk ama çok da derin bir kararlılık vardı.

Yazıyı da konuşmamızın son cümleleriyle bitireyim; “Ağabey zor oldu ama başardık. Fakat inan bana, yeni sezondan imkanlarımız biraz artsın bu takımı zirveye oynatırım.”