Geçen haftaki yazımda çağdaş bir demokrasinin ortak kültür değerleri olarak, sosyal güvenlik amacının insanın varlık ve gelişiminin ön koşulu olduğuna; sosyal ilişkilerde uzlaşmanın sosyal barışa hizmet ettiğine; akılcı ve etkin kaynak kullanımının ekonomik refah artışını sağladığına vurgu yapmıştım. Ayrıca demokrasinin getirdiği, herkes için eşit hukuk kurallarının özgürlük ve eşitliği güvence altına aldığına; bilimselliğin yenilikçilik ve teknolojik gelişmeyi tetikleme gücüne; ortak kültür değerlerine hoşgörü göstermenin adalet ve eşitliğe hizmet ettiğini belirtmiştim.

****

Aynı zamanda ortak kültür değerlerinin bir pozitif veya tam tersi negatif rota yönünde bir kümelenme şeklinde bir araya gelebileceğini de vurgulamıştım. Örneğin uzlaşma yoksa, barış yoktur; savaş ve kavga vardır. Kavga; kaynak kaybı nedeniyle ekonomik refah kaybını; yoksullaşmayı getirir. Başarı, liyakat ve hak etme yerine fırsatçılığı ve dolayısı ile verimsizlik ve kalite kaybını gündeme taşır. Bir toplumda bilimsellik etkin bir değer sistemi olarak yerleşmemiş ise yenilikçilik ve teknolojik gelişme gerçekleşemez. Aksine geleneksel ve ilkel teknoloji içinde ekonomik gerilemeye ve giderek ekonomik verimsizlik ve yoksullaşma yaşanır. Bu durum sosyal kutuplaşmayı gündeme taşır.

****

Ne yazık ki günümüz Türkiye’si, negatif değerlerin kümelendiği bir rotaya girmiş bulunuyor. Bilimin ve rasyonel tercihlerle, akıl ve mantık ürünü hukuk kurallarının değil ; siyasi tercihlerin öne çıktığı bir uygulamanın içinde bulunuyor. Esasen toplumsal değişim ve gelişme yönünde en hızlı değişim kaynağı ve iki dinamik ve yönlendirici unsura dayanır. Bunlar bilim temelli teknolojik yeniliklerler ile akıl, bilim ve rasyonellik rotasında bilinçli stratejik ve vizyoner siyasi tercihlerden tetiklenir. Kültürel değerler en yavaş değişen unsur olurken Teknolojik yenilikler öncelikle ekonomiye ve oradan sosyal kesimlere yayılma gösterir. Bunun dışında bilinçli vizyoner ve stratejik politikalar hem ekonomide, hem sosyal ilişkiler ve teknolojik yenilikler alanında etkin eko-sistemlerin birlikte oluşumu ile devreye alınır. Bunlardan teknolojik yenilikler daha çok köklü eğitim ve üniversite reformları ile gerçekleşebilir. Türkiye de bu yöndeki ortam koşulları, eko-sistemi olarak son dönemde giderek zayıfladı. Hem akıl ve bilim rotasında, hem de rasyonel ve vizyoner politika uygulamaları askıya alındı. Sosyal uzlaşı ile oluşan ortak akıl uygulaması, parlamenter sistem yerine tek adam yönetimiyle devre dışı bırakıldı. Oysa Atatürk döneminde her düzeyde uygulanan vizyoner politikalar önce eğitim ve hukuk alanında sonrada sanayileşme sürecinin teknolojik yenilenme sürecinde devreye alınmıştı. Kısacası akıl ve bilim temelli stratejik vizyoner politikanın sürükleyici gücünden yararlanılmıştı. Oysa bugünün Türkiye’sinde rota gelecek vizyonuna değil, geçmişin geleneksel-muhafazakar değerleri olarak, negatif yönde çatışmacı, dışlayıcı, biat ve yandaşlık kültürünü öne çıkardı. Bu nedenle geleceği sağlıklı yönetim ve yönlendirme şansı yok oldu. Bilinçli ve bilimsel siyasi uygulamalardan giderek daha çok uzaklaşıldığı için toplum ve ekonomik sorunların çözümü daha da zorlaştı. Pozitif ve stratejik gelecek vizyonu oluşturmayan siyasi iktidarlar, geçmişi de, geleceği de yanlış yönetirler.