İran ile ABD-İsrail arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen barış görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı. Bu görüşmelerde anlaşmazlık konusunun üç noktada kilitlendiği açıklandı. Bunlar Hürmüz boğazının kontrolü, zenginleştirilmiş uranyum sorunu ve yurt dışındaki İran varlıklarına konulan ambargonun kaldırılması olarak açıklandı. Zenginleştirilmiş uranyum konusunda İran daha Obama döneminde yapılan mutabakat ile nükleer silah üretmeyeceği konusunda uzlaşmıştı. İran’ın yurt dışı varlıklarının iadesi sorunu da İran’ı anlaşmaya zorlamak için kullanılan bir konu olmaktadır. İsrail için önemli olan Vekalet Savaşlarından vazgeçme konusu da Suriye’deki rejim değişiminden sonra büyük ölçüde zayıflamıştı. Bu durumda Pakistan’da yürütülen barış görüşmelerinin başarısızlığa uğramasındaki en kritik nokta Hürmüz boğazının kontrolünün yalnızca İran’a bırakılıp bırakılmayacağı sorununda düğümlenmiş gözüküyor. Nitekim ABD, hemen arkasından Hürmüz Körfezini 15’den fazla savaş gemisi ile denizden abluka altına aldı. Peki, Hürmüz Boğazının kontrolü, ABD ve İsrail için neden bu kadar önemli? Hemen cevap verelim. Zira Hürmüz, ABD ve Çin arasındaki geleceğin küresel hegemonik güç olma yarışında kilit bir öneme sahip olacaktır. Bu nedenle orada söz sahibi olmak istiyor.

****

Bilindiği gibi Çin 2013 yılından beri, eski İpek Yolu kuşağındaki ülkeleri de sürecin içine çeken, modern İpek Yolu Projesini, “Bir Kuşak Projesi” olarak devreye aldı. Bu proje ile eski İpek Yolu kuşağında bulunan tüm ülkeleri kapsayarak, Dünya Süper Güç’ü olma sürecindeki Çin’in küresel açılımının ana eksenlerinden biri olmaktadır. Bu ana eksen, Çin’in Kuzeyden Avrupa’ya uzanan küresel açılımını ortaya koyarken, ana ulaşım kanalları İran üzerinden dallanarak Batıya ve Avrupa’ya ulaşmaktadır. Diğer yandan Çin 2017 yılında, tüm ASEAN ülkelerini içine alan, “21. Yüzyıl Deniz İpekyolu” projesi ile güneyden Avrupa ve Afrika’ya ulaşan yeni bir proje devreye aldı. Her iki projeyi “Bir Kuşak, Bir Yol” adıyla uygulamaya koydu. Böylece Çin, Kuzeyden ve güneyden Batıya dönük küresel açılımını tamamlamış olmaktadır. “21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu” projesinin kapsamında ana ve stratejik ticaret konusu petrol ve petrol ürünleri olmaktadır. İşte Hürmüz Boğazının önemi bu noktada ortaya çıkarken ABD, Dünya enerji ihtiyacı için en kritik kilit olan Hürmüz’de söz sahibi olmak istemektedir. Bu nedenle Trump, “Hürmüz Boğazını Birlikte yönetelim” teklifinde bulunmuştur. Fırsatını bulursa Hürmüz Boğazına el koymak için abluka girişiminde bulunmuştur. İran’ı bu nedenle olabildiğince zorlamaktadır. Hemen belirtelim, Yunanistan-Güney Kıbrıs ve İsrail ittifakının, Türkiye’yi dışlayan bir enerji rotası olarak, bir alt koridor oluşturma gayreti de bu nedenle devreye alınmış bulunuyor.

****

Sonuç olarak ABD’nin Hürmüz kuşatması, İran’ı aşarak, Çin ile ABD arasındaki küresel süper güç olma yarışının sahneye konmuş bir uygulamasıdır. Çin sessiz gözükse de derinden yol almakta ve kendi merkez bankasını güçlendirerek doların hegemonyasına son verme uğraşında ve İran’ı arka planda desteklemektedir. İran Savaşında zarar gören Avrupa ve başta İngiltere, ilk kez Trump’ın baskıcı ve dengesiz çıkışlarına katılmaktan çekinmiş bulunuyor. Umarım, baskıcı ve hegemonik yönetim anlayışlarına karşı çıkma konusunda Macar Halkının son tercihi Dünya’ya örnek olur. Tüm Dünya ülkelerini uyaran bir sinyal olarak, uygarlığın gelişim rotası yeniden akıl, bilim, barış, uzlaşı, adalet ve ilkeli davranış rotasına girer. İnsanlık, dengesiz liderlerin baskıcı tercihlerine ve atom bombası tehdidi altında çaresiz bekleyişine sahne olmaz.