Bir hafta içinde yaşadığımız kanlı iki terör olayının acısını yüreğimizde taşırken, aymaz düşüncenin tutsağında gezinenler de boş durmuyor!
Sosyal medya dediğimiz etkili iletişim ağından kirli ağıyı kusan ağızlara da rastlıyoruz sık sık.
Beyni kara örtülü bir kadın da sosyal medyadan içinde/kini kusmuş! “Neden İzmir’de patlama olmuyor? Yoksa gavur gavura rahat rahat yaşıyorlar mı?”
Kirletilmiş dileğe, kinlenmiş isteğe, kafası örümceklenmiş düşünceye bakar mısınız?
Hiçbir yerde bombalar patlamasın, terör can almasın, insanlara kıyılmasın diye yırtınırken, içimiz kan ağlarken, şu bağnazlığa, yobazlığa ne denir?
İzmir’i “gâvur” gören anlayışın yansımalarından biri işte!
Kuşkum yok; bu ve bunun gibi düşünenlerin çağrısına, aydınlanma sevdalısı, yurtsever insanlarımız her zaman gerekli yanıtı verecektir.

***

Geçtiğimiz hafta bir kadın milletvekili Meclis gündemine taşıdı haberi; duyduk, irkildik!
Televizyonlardan, gazetelerden, sosyal medyadan da izlemiş olmalısınız.
Kütahya Belediyesi “Aile Hayatı ve Evlilik” adlı önemli (!) ve anlamlı (!) bir kitabı genç çiftleri aydınlatmak için dağıtıyormuş! Kadını aşağılayan, ötekileştiren, toplumsal yaşamda işlevsiz kılmayı amaçlayan karalamalarla dolu kitaptan bazı tümceleri anımsayalım.
- Çalışma hayatında kadın iş yerinde kocasından daha yakışıklı erkeği görürse gönlü ona kayabilir, kırsın dizini otursun.
- Kadının çalışması ailede krize neden olur.
- Çalışan her iki kadından biri tacize uğrar, çalışma hayatı kadının kocasına karşı olan cinsel görevini olumsuz etkiler.
- Kadın ev işinde ve kocasının hizmetini görmede maharetli olmalıdır.

***

Denizli’nin Pamukkale Belediyesi de yeni evlenenlere, nikahtan sonra "İslam'da Evlilik ve Mahremiyetleri" kitabını hediye ediyormuş!
Kitabın yazarı “Baleyi şeytan ocağı, tiyatro ve sinemayı şeytan yuvası” olarak ilan etmiş. El sıkıp tokalaşmak, el öpmek şehveti kamçılayıp zinaya yaklaştırırmış!
“Kadınlar spor salonuna gitmemeli”ymiş!  “Güneye doğru sıcak iklimlerde 10-12 yaşlarındaki çocuklar evlendirilebilir”miş!
Bu iki kitabı görmesek, okumasak da sonuç değişmez. Önemli olan, laikliği Anayasamızca saptanan ülkemizde, böyle çirkin, iğrenç aymazlıkların cirit atması!..

***

Bunların Meclis’e taşınmasının ardından Milli Eğitim Bakanı’nın yanıtı da çok ilginç.
"Vatandaş da katılmazsa bu kitabın bir değeri yok ama buna rağmen vatandaş katılıyorsa, o zaman da biz de acaba bir düşünelim mi diye farklı bir düşünceye sahip olmamız lazım. Ama bizim çağa uygun olmayan, bilime uygun olmayan hiçbir görüşe itibar etmiyoruz."
Okullarda, yurtlarda, nikah evlerinde, salonlarda bu ve benzeri öylesine haberler duyuyoruz ki bombalı saldırılar, can almalar arasında kaynayıp gidiyor çoğu!
Umalım ki “akla, çağa, bilime uygun olmayan” düşünceler, anlayışlar def olsun gitsin ülkemizden!
Edebiyat eleştirmeni, çevirmen, dilbilimci Akşit Göktürk “Yazarın Amacı”nı şöyle anlatır: “Yazar yalnız görüneni, deneyseli, hesaplanabiliri değil, bilinmezi, geleceği, olabileceği de vermeyi amaçlar. (…) Bir yaratıcı sezgiyle o, katılığa, hoşgörüsüzlüğe, kaba güç gösterilerine karşı, bir duyarlık eğitimi sağlar okurlarına.”
Akşit’e göre yazar “çağdaş toplumlarda kültüre bu anlamda katkıyı amaçlamalı”dır.
Önemli olan söylenenleri, yazılanları doğru algılamak, işlevsel kılmak. Yozluğa, aymazlığa, çağ dışılığa, karanlık düşünceye, sapkınlığa karşı durmak…