Bugün 1 Nisan şakası yapmak yok! Zaten şaka yapmak için de istek yok, gönül kırık, zaman yok!
Bahara, ilkyaza merhaba dedik. Yağmurun verimli sevincini yaşıyoruz bir süredir.
Aklımıza ilk gelen Orhan Veli’nin “Nisan” şiiridir değil mi? “İmkansız şey / Şiir yazmak / Aşıksan eğer; / Ve yazmamak, / Aylardan Nisansa.”
Nisan, umudun, sevginin, aşkın, özlemin, yaşama sevincinin buluştuğu özge ay gibi gelir bana. Doğa yeniden yeşertir yaşamı, yapraklar diri bir coşkuyu alkışlar, acar giysileriyle, takılarıyla açar çiçekler. Bir yeniden yekiniştedir dünya.
***
Tam Nisan baharına, diri yapraklar yeşiline, coşkuya odaklanmışken, umut denen eylemli, verimli gücün kapısını çalmamak olanaksız.
Umut; tepkisiz, etkisiz, edilgen, eylemsiz bir iyimserlik olabilir mi? Elbette olamaz; işlevsel bir çabanın, emeğin ürünüdür çünkü umut.
Umutsuzluk ise hüzünlülükten daha kıyıcı, daha yakıcı bir duyguyu içerir. Umutsuzluk durumu sevinçsizlik, yılgınlık, yaşama küskünlük, isteksizlik, eylemsizlik gibi olumsuzları da peşinden sürükler. Bir bakıma mutsuzluğun kapısını açar umutsuzluk.
***
TÜİK verilerine göre Türkiye’de her iki kişiden birinin mutsuz olduğu bilgisini görünce şaşırmadım. “Küresel Duygular Barometresi”, dünyanın en az gülümseyen ülkesinin Türkiye olduğunu ölçmüş!
“Küresel İnsani Gelişim Araştırması”nda 22 ülke arasında Türkiye 21. sırada yer almış! Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi araştırmacıları bu bulguları inceleyip Türkiye’nin ruh durumunu şu kavramla tanımlamış: “Verimsiz mutsuzluk rejimi”
Kuşkusuz günümüzde umutsuzluğu, mutsuzluğu tetikleyen pek çok etken sıralanabilir. Ekonomi, sağlık, eğitim alanında yaşanan sorunlar, işsizlik, yaşlılıkla artan ruhsal gerilimler… Dünyada yaşanan savaş kırımı, kıyımı, yıkımı…
***
Ne der Andre Gide? “Umutlar siz hiç yorulmaz mısınız?” Elbette yorulmaz umutlar. Yorulursa yaşam da anlamsız, dayanaksız, güçsüz kalmaz mı?
Ben derim ki umutlar verimlidir. Çoğumuz için de verimlidir, üretkendir, yetkindir, seçkindir. Umarsız, dirençsiz kaldığımız zamanlarda da umut yetişir çağrımıza.
SABAHATTİN ALİ DE UMUDUNU YİTİRMEDİ
Sabahattin Ali'nin yapıtlarında da umut, genellikle karanlığın içindeki küçük bir ışık, direnç, içsel sığınak olarak betimlenir.
"Kendimden bile gizlediğim bir umut var içimde" sözü, sanki Sabahattin Ali’nin umudu kişisel direnişi gibi yansır bize. “Umut ta tükenirse işte o zaman yandık!” diyesi olur
Sabahattin Ali’ye kapı açmışken, yarınki gün onun 78. ölüm yıl dönümü.
1907’den 1948’e değin süren 41 yıllık bir yaşam. Şiirler, hele de öyküler, verimli yapıtlar, eylemler içinde geçen üretken bir yaşam.
Onca izlenmeye, baskıya, sürgünlüğe, hapislere, yıldırmalara karşın “aldırma gönül aldırma” demeyi bilmiştir. Umut, direniş, başkaldırı, yaşama tutunuş, insana duruş, toplumcu gerçekçi bilinç, sevgi, aydınlanma sevdasıdır onda.
***
Füzeler, bombalar, saldırılar, savaşın çirkin ve kirli görselleri, kıyım, ölüm. Dünyanın her yerinde umutsuzluk kırımı.
Tam bir verimsiz umutsuzluk!
Peki o zaman umut nerde, umut kimde? Yanıt Nâzım’dan gelir: “Umut umut umut / Umut insanda”
1940 toplumcu gerçekçi şiirin şairlerinden Niyazi Akıncıoğlu da Umut Şiirleri Kitabında yer alan dizeleri paylaşırken bile nasıl yaşama sevinci, umut doluyor insanın içi:
‘’Niçin düşünüyorum / Saklambaç oynadığımızı; Saklambaç oynadığımız günler / Çok mu geride kaldı? Özlemiş olmalıyım. / Sen özlemedin mi? Saklambaç oynamak istiyorum: / Çocukluğumuzdaki gibi
***
Dostlar verimli, donanımlı, bilinçli, özenli, aydınlık umutlara kapımızı, penceremizi kapamayalım tüm olumsuzluklara karşın. Umudu taçlandıralım.
Umutsuzluğun karamsar, kötümser bulutlarını göğümüzden ötelere savuralım. Çocukluğumuzdan kalan o duru, kirlenmemiş duygularımızı, umutlarımızı, gülüşlerimizi koruyalım ne olur.