Güne savaş tamtamlarıyla uyanmak ne acı! İnsanlığın 21. yüzyılda yakın tarihin en kötü, en acımasız, en kanlı, en kıyımlı dönemini yaşıyor olmasını nasıl açıklamalı?
Rıfat Ilgaz’ın "Çocuklarınız İçin" 1987’de “Ocak Katırı Alagöz” kitabında yer alan şiiri.
Batı değerleri, insan hakları, uluslararası hukuk, güvenilecek ne varsa tümü işlevini yerine getiremezken savaş bölge bölge yayılıyor, korkulu boyutlara ulaşıyor.
Teknolojinin çok hızlı gelişmesi, bilişimdeki büyük sıçrama, yapay zekâ…insanın gönencine, özgürlüğüne, demokrasi güvenine ivme kazandırması beklenirken, onun tersine insanı ezen, tutsaklaştıran, köle yapan kötücül güçlere dönüşüyorlar.
***
Oysa sanatçının, us varsıl, erdemli aydının, toplumcu duyarlığın simgesi şairin, bilim ve kültür insanının sorusu ortak; “zorunuz ne, zorumuz ne kardeşim?
Saygın, seçkin öğretmen, romancı, şair Rıfat Ilgaz, savaşın yıkıcı etkilerine, çocukların geleceğine odaklanan, barışçıl ve toplumsal iletileri olan şiirinde, büyüklerin güç savaşlarını bırakıp çocuklar için daha güvenli, barışçıl bir dünya kurmaları çağrısı yapar.
“Zorumuz ne insan kardeşlerim, / Amacınız kökümüzü kurutmaksa,
Yetmiyor mu tayfunlar, taşkınlar, / Bunca aç, bunca sayrı, kırım, kıyım,
Sayısız işkence kurbanları… / En kötüsü,
Güngünden başımıza inen bu gökyüzü!
(…)
Ah uzak görüşlü yetkililer, / Bıraksanız da büyük sorunları bir yana, Biraz da ulusunuz için, / Halkınız için konuşsanız… Çocuklarınız için… / Kökleri kuruyup gitmeden!”
***
Savaş her yerde; dünya diken üstünde! Füzeler, bombalar fırıl fırıl… Gökyüzü koyu dumanlar, yeryüzü kızıl kanlar içinde.
Savaş her yerde; petrolde, madende, pazarda, bakkalda, ekonomide, siyasette… Yaşamın her alanında yayılıyor savaş; kadına, çocuklara, bebeklere…
***
Birinci Körfez Savaşı (1990-1991), ABD öncülüğünde İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi 28 devletin askeri koalisyonuyla Saddamlı güçlerin yönetimindeki Irak’la yapılan savaşı… Nasıl unutabilirim. Ben de bir ölçüde kıyısından köşesinden savaşın çirkin yüzüyle tanıştım 1991’de.
Ankara’dan TRT Haber Dairesi Başkanlığından buyruk geldi. Pasaportları hazırlayın hemen İsrail’e uçun.
Hemen İsrail’in Tel Aviv kentine uçacaksınız, dendi. Yeşil pasaportu olan iki kişi ben ve Hüsnü Kaftan. Kameramızı, ses aygıtımızı, gerekli donanımlarımızı hazırladık, 20 Ocak 1991 günü İsrail’in başkenti Tel Aviv’e THY uçağıyla 1 saat 30 dakikalık yolculukla ulaştık. Telaş, tedirginlik, gerilim, ürküntü, belirsizlik…
Akşam olmaya görsün; siren sesleriyle irkiliyoruz, ardından havada Irak’tan gönderilen Scud füzeleri. Kimisi patriotlarla etkisiz duruma getiriliyor, kimisi kentin bir yerlerini vuruyor.
Bir ay süresince yaşadığımız maskeli, sığınaklı günleri unutmak olanaklı
değil.
İsrail’in Cumhurbaşkanı Haim Herzog, Başbakan İzak Şamir. Dışişleri Bakanı David Levy. O dönemde YETERYAHU (!), özür dilerim dil sürçmesi Netanyahu Dışişleri Bakan Yardımcısıydı.
Görmez olaydım!
Irak’ın başında Saddam, ABD’nin başında (Baba) George Bush bulunuyordu.
Türkiye de ise Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Yıldırım Akbulut’tu
Gazze, Batı Şeria, Kudüs, Mescidi Aksa, Güney Lübnan, Hayfa, Tel Aviv Batyam Semti koşturmacaları, görüntü alma, görüntü geçme yarışları…
O günlerden bugüne dünyanın bir yerlerinde savaş hiç eksilmedi ki! 12 gündür de dünyayı kırana sokuyorlar işte!
YETER YAHU!..
***
Şair Oğuz Tansel’in “Savaşa Hayır” şiirinden son dörtlüğü paylaşarak Savaşa hayır; barışa, sevgiye, seviye hep evet diyerek…
“Barış içinde olmalı evren. / Doğmak da, ölmek de, dostlukla.
Var olmanın soylu yasası: / Barış, Sevi. Barış, Sevi. Barış...”