Cumhuriyet, bütün sıkıntıları azaltır ya… Cumhuriyet’in müzik ve sahne sanatı etkinlikleri, bizleri bugünlerden alarak sanal bir dünyaya götürür ya…

Ve Cumhuriyet müziği demek Mustafa Kemal Atatürk’ün sevdiği, dinlediği, izlediği müzik ve sahne sanatları demektir ya…
30 Ağustos akşamı Mordoğan’da böylesine keyif ve heyecanın olduğu bir akşam yaşandı.

Yarımada Türk Sanat Müziği Korosu, İnanç Menekşe şefliğinde tango, kanto ve vals müzikleri çalarken, o müziklere iki sanatçı danslarıyla eşlik etti!
Bu konser/gösterinin başında ve sonunda sevgili Ulvi Puğ vardı sahnede:
Her zamanki coşkusuyla, Mustafa Kemal Atatürk vardı sözlerinde. Cumhuriyet vardı ve çağdaş değerlerin asla yok edilemeyeceğinin haykırışı vardı!

CUMHURİYET’E YAKIŞAN ÜÇ SANAT

Vals denince aklımıza ilk, Cumhuriyet baloları gelirdi. Orada vals yapacak kişi, kendini Atatürk’le özdeşleştirir öyle başlardı dansına! Çünkü bu zarif dans, zarafetin simgesi olan Atatürk’le birlikte düşünülürdü.
Viyana saraylarından çıkan, prensesler ve kontesler tarafından benimsenerek Avrupa’ya yayılan bu dans türünün ünlenmesinde Marie Antoinette’in büyük rolü olduğu söylenir. Ama sadece batıda değil Osmanlı Sarayında da vardır vals! Çünkü Sultan Abdülaziz’in “Valse Davet” adında beğenilen bir beste yaptığı bilinir…

Tango, 1700’lerin yoksul Arjantin kadınlarını, liman tavernalarında, kadına aç gemicilere sunan bir dans kültürünün ürünü… Avrupa’ya ulaştığında dans aynı kaldı ama buna eşlik eden şarkılar, ülkeden ülkeye değişti. Bizde de buna uygun sözlerle ve aranjman denen şarkılarla beslendi tango! 
Atatürk’ün, 1928 yılında Necip Celal tarafından bestelenen ve Seyhan Hanım tarafından söylenen ilk kantoyu beğenerek dinlediği ve “Mazi Kalbimde Yaradır” diye başlayan şarkıya hüzünle eşlik ettiği söylenir…

Ve kanto: Müzik ve sahne sanatı bağlamında Osmanlı/Türk modernleşmesinin önemli bir ögesi olan kantoya önemli bir yer ayırmak gerekir. Çünkü, kadın özgürleşmesinin ve batı tipi eğlence kültürünün bir simgesi olan kanto, sahne ve gösteri sanatlarında -bize özgü- popüler modernleşmenin bir simgesi gibidir. 1800’lerin İstanbul’unda, tuluat tiyatrolarının büyük ilgi çekmesi kanto sayesinde olmuştur.

Galata’da, bıçkın kabadayıların egemenliğindeki tuluat tiyatrosu, Direklerarası’na gidildiğinde yerini ailece gidilen popüler bir tuluat tiyatrosuna yer bırakıyordu… Huysuz Virjin ve özellikle de -daha geçenlerde yitirdiğimiz- Nurhan Damcıoğlu bu sanat türünün başarılı sanatçıları olmuşlardır.
30 Ağustos akşamı, Mordoğan İskele alanını dolduran herkes, Yarımada Korosu’na teşekkür ederek oradan ayrılırken…
Atatürk ve Cumhuriyet için coşkulu ve teatral bir sunum yapan Ulvi Puğ sayesinde, içleri ısınmış olarak evlerine dönüyorlardı…