Ağlamanın bin türlü yolu vardır. Kimi, kendini yerden yere atarak çığlık çığlığa ağlar, kimi ise acı gülümsemelerle anlatmaya çalışır yüreğinin acısını.

Bergama, yavrusu Zeus Altarı’nı Berlin’e kaptırmış olmanın acısını Tiyatro Festivalleri düzenleyerek anlatmaya çalışıyor her yıl! Bu büyük kültür ayıbını; tiyatro oyunlarıyla, panellerle, atölyelerle, yürüyüş ve sergiler düzenleyerek dünyaya göstermek istiyor!

Ne zaman Bergama/Asklepion’a gitsem, kendimi düşsel bir zaman yolculuğu içinde bulurum. İki bin dört yüz yıl öncesinden gelen ve Tıp Tanrısı Asklepios adına yapılmış olan bir antik miras, bir hastane burası! Dünyada, ayakta kalan tek Asklepion burası!

O yıllarda, hekimlerin (asklepiades) hastaları tedavi ettiği yerde kocaman bir tiyatronun ne işi var, diye düşünebilirsiniz!

Buraya iki tür hasta gelirmiş o zamanlar; ruh hastalığı olanlar ve vücut hastalığı olanlar. Her tür vücut hastalığı için iki temel tedavi yöntemi kullanılırmış; “Dışarıdan zeytinyağı, içeriden şarap!” Ve bir de -şimdi suya gömdüğümüz- hemen yakındaki Allianoi’nin termal olanakları.

Asklepion’da asıl ağırlık ruh hastalıklarındaymış. Su sesi ve kuş sesleri ile tedavinin yanı sıra bir de tiyatro oyunlarıyla tedavi varmış!
Ruh hastaları hem oyun izleyerek eğlenirken hem de oyunlara katılarak ‘tiyatro tedavisi’ görürlermiş.

HHH

Geçen yıl Asklepion’da görkemli bir Bergama Oratoryosu izlemiştik. Başkan Tunç Soyer’in becerikli çalışma arkadaşı, AASSM Müdürü Emel Akçay Özer tarafından düzenlenen bu oratoryo, Bergama’dan 150-160 yıl önce kaçırılmış olan Zeus Altarı’nı anlatıyordu: Bir yanda yavru acısı çeken ‘Anne Bergama’, diğer yanda ise annesini özleyen, ‘Berlin’deki kaçırılmış çocuk Zeus Altarı’.

Oratoryoyu Asklepion tiyatrosunda izlerken dalmış gitmiş, “İyi ki Asklepion’u da kaçırarak Berlin’e dikmediler,” diye geçirmiştim içimden!

Sevgili Sefa Taşkın, ne mücadele verdi bu Zeus Altarı için! Ama sadece dünya değildi bu olaya ilgisiz kalan, içimizdeki kimi yazarlar, neredeyse; “İyi ki kaçırdılar!” diyecek kadar ileri gittiler.

Hele de içlerinden birinin, bu antik miras hırsızlığını aklamaya çalışarak; “Ellerinde kapı gibi belge var, Padişah izin vermiş!” demesi yok mu?..

Oysa, 1865 yılında Zeus Altarı’nı kaçırmaya başlayanlar, Altar’ın dörtte üçünü götürdükten sonra, 1878 yılında Padişah’tan izin koparmışlar!
Bergama Tiyatro Festivali, keşke dünyanın dikkatini bu kültür hırsızlığına çekebilecek etkinliğe ulaşabilse…

Ve keşke Başkan Tunç Soyer, yanına Sefa Taşkın’ı da alarak, festivalin açılışından önce kocaman bir siyah çelengi, Akropol’e, Zeus Altarı’nın boş bulunan yerine bırakarak, bunu dünya basını ile paylaşsa…

Bu yıl geçti… Seneye!!!