Tam on gündür sürüyor zulüm ve katliam. Muğla Akbelen'de tüm ulusun gözleri önünde bir orman alanı yok ediliyor.

Gözler önünde olan yalnızca bir ormanın yok edilmesi mi? Vahşi kapitalizmin kanlı dişleri, doymak bilmeyen sermaye, bu sermayenin yanında konumlanan siyasal iktidar, çevreci mücadeleden habersiz muhalefet ve bir türlü organize olamayan sivil toplum örgütleri de gözler önüne seriliyor Akbelen'de ...
Anayasal suç, ormanları korumakla görevli devletin jandarması ve orman görevlilerinin korumasında gerçekleşiyor. George Orwell, 1984 romanında yazmış; 'Aslında hiçbir şey yasadışı değildi. Çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.’
Hatırlayalım; Türkiye'nin yıllık enerji ihtiyacının yüzde 1.65'ini sağlayan LİMAK Grubu’na ait YK Enerji’nin Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin 4 yıllık kömür ihtiyacı için Akbelen ormanında 780 dönümlük arazide, bazıları 400 yıllık kızıl çam ve zeytin ağaçları yok ediliyor. Neler yaşandı ilk on günde Akbelen'de; 90 yaşında ağaca sarılan Hatice analar, coplanan köylüler, biber gazında boğulan gençler, yerlerde sürüklenen doğa severler, burnu, parmakları kırılan, yaralanan, gözaltına alınan çevreciler...

***

Termik santraller artık bütün dünyada art arda kapanmakta. Aklı başında devletler güneş ve rüzgar santrallerine dönmekte. Ormanları gözleri gibi korumakta. Bizdeki termik santral ısrarını açgözlü sermaye dışında nasıl açıklayacaksınız?
Etiyopya; 1.2 milyon metrekarelik yüzölçümüyle Afrika'nın en büyük ülkelerinden biri. Çölleri, çorak toprakları ağaçlandırma çalışmaları yapıyor 2019'dan bu yana. Bugüne kadar 18 milyar ağaç dikildiği belirtiliyor. Yalnızca bu yıl 6 milyar ağaç dikilmesi planlanıyor. Başkent Addis Ababa'da ağaç dikimine memurların katılımını sağlamak amacıyla bir günlük resmi tatil ilan edilmiş.
Biz ne yapıyoruz? Devlet desteğiyle ormanları katlediyoruz. Muğla Valiliği lütfetmiş açıklama yapmış; katliam bitmiş, ağaç kesim işlemleri Pazar günü sona ermiş(!) İnandırıcı mı sizce? Muğla Çevre Platformu üyeleri daha dün sabah motorlu testere ile kesimlerin devam ettiğini duyuruyor. Üstüne üstlük o kadar da umursamazlar ki açıklamaya göre jandarmaları kamp alanının içerisinden geçirerek kesim alanına ulaştırıyorlar. Barikatlarını da kamp alanının tam sınırına kurmaktalar.
Akbelen 'de zulüm var, haksızlık var, bir şekilde manevi de olsa işkence var.
Melih Cevdet Anday yıllar önce sanki Akbelen için yazmış 'Yanyana ' şiirini;
''Bu gürül gürül otların yanıbaşında
Ağacın gölgesine değdi değecek
Tam şeftalinin kokusu başlarken
Öpüşmeye kıl kadar bitişik
Akarsuyun burnunun dibinde
Bu zulüm, bu hakszlık, bu işkence..''