AKP iktidarının ilk Maliye Bakanı Kemal Unakıtan yaşamımıza sokmuştu 'Babalar Gibi Satma' deyimini. Şöyle diyordu Unakıtan; ''Satacağız, satacağız. Her şeyi satacağız. Kar edeni de zarar edeni de satacağız. Devleti ekonomi faaliyetlerinden kurtarıncaya kadar satacağız. Babalar gibi satacağız''
****
Öyle de oldu. 1986 yılında Turgut Özal döneminde başlatılan satışlar AKP iktidarında hala hız kesmeden devam etmekte. 1986-2002 döneminde 8 milyar dolar olan özelleştirme gelirleri, 22 yıllık AKP iktidarında 66 milyar dolara ulaştı. Ne buldularsa sattılar. Şeker fabrikaları, kağıt fabrikaları, dokuma fabrikaları, çimento fabrikaları, limanlar, marinalar, elektrik-doğalgaz dağıtımları, turizm tesisleri, sosyal tesisler, Tekel, Petkim, Tüpraş ve daha nice cumhuriyet değerleri bir-bir elden çıktı. Baktılar satacak bir şey kalmadı, altın yumurtlayan tavuk olan otoyolları, köprüleri satışa çıkardılar.
Bitmedi. Hız kesmiyor AKP iktidarı. Meclis'te yıldırım hızıyla çıkardıkları yasayla merkezi idare dışındaki pek çok kamu kurumunun mülkiyetindeki ihtiyaç fazlası (!) taşınmazı özelleştirme kapsamına aldılar. Neler yok ki özelleştirme kapsamına alınan; Karayolları, DSİ, TUBİTAK, Vakıflar Genel Müdürlüğü, GAP idaresi gibi özel bütçeli devlet kurumları var. Sosyal Güvenlik Kurumları var. RTÜK, BDDK, SPK gibi kurullar var. Aralarında Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, Hacettepe, Yıldız Teknik Üniversitesi, YÖK gibi paha biçilmez taşınmazlara sahip üniversiteler var. KİT'lere bağlı şirketler var.
****
Yaptıkları hesaba göre elde edilecek gelir yaklaşık 40 milyar lira. Kıyaslamak isterseniz ödediğimiz bir aylık faizin onda biri. Ayrıca 40 yıllık özelleştirmenin toplam gelirinin de bir yıllık faiz giderini ancak karşıladığı hesaplanıyor. Uydurdukları kılıf da şu; Gelirin doğrudan Genel Bütçe'ye aktarılmayacağını, o kurumların bütçesine yazılacağını belirtiyorlar. Kurumların kendi finansman ihtiyaçlarının karşılanacağını, böylece bütçeden kurumlara aktarılan fasılların düşeceğini, bütçe açığının azalacağını iddia ediyorlar. Aklımıza 24 yılda yaklaşık 40 milyar dolara ulaşan, deprem vergisi olarak bilinen 'Özel İletişim Vergisi'nin otoyol, köprü vs. alanlara harcandığı, hala binlerce depremzedenin konteyner evlerde yaşadıkları gelmekte.
Aslında bu kamu kurumlarının ve üniversitelerin 'ihtiyaç fazlası' taşınmazları satma yetkisi zaten bulunmakta. Peki değişikliğin sebebi ne olabilir? Devlet İhale Kanunu’nun uygulanma biçimi mi acaba? İhalelerde 'pazarlık usulünün’ uygulanıp ihale komisyonlarına geniş yetkiler verilmesi olabilir mi? Danıştay tarafından yapılan yargı denetimlerinin yerel idare mahkemelerine yaptırılması mı amaçlanmakta? Çok değerli taşınmazların esnek yöntemlerle belirli kesimlere aktarılması mı düşünülmekte? Bilemiyoruz.
Bildiğimiz 100 yıllık cumhuriyet değerlerinin yanlış ekonomik yöntemler sonucu yok pahasına elden çıkarılması ve her taraftan pis kokuların gelmesi.