İzmir’in ikinci kuşak sanayicileri arasında belki de en renklisiydi Öner Akgerman. Bazen kendisini bile rahatsız edecek derecede titiz ve sorumluluk sahibi, vizyoner, yardımsever, sanatsever, hoş sohbet ve samimi. Ama en önemlisi dobra.

Doğru bildiklerini, çekinmeden her yerde söylerdi. O yüzden hiç kırmamaya özen gösterdiği biz genç ekonomi muhabirleri için çok özeldi Öner Bey. Onunla röportaj yapmak, sohbet etmek (ya da sadece dinlemek bile) her zaman ayrı bir keyifti.

İktidarın gücüne bel bağlayarak büyüyen ya da büyümeye çalışanları, rekabette kendisinden başkasına yaşam hakkı tanımayanları, sadece kendini düşünenleri ve empati duygusundan yoksun olanları her zaman eleştirdi.

Sanayinin siyasetten arındırılmasını savundu hep. “İş dünyası kendi gücü ve inisiyatifiyle, iktidara bel bağlamadan ilerlemeli” derdi.

Öyle ki, iktidar gücüyle büyüme meselesinde iğneyi babasına batırmaktan bile çekinmedi.

FES TAMİRİNDEN SANAYİCİLİĞE

Öner Akgerman’ın babası Bedri Bey, İzmir’de doğmuş, Levanten arkadaşlarıyla büyümüş çok zeki bir çocuktu. Kızılçullu Amerikan Koleji’nde okurken sınıf arkadaşlarından biri de Adnan Menderes’ti. Orada yakın bir dostluk kuruldu aralarında.

Askerlik sonrasında bir dükkanda fes tamiri işine başlayan Bedri Bey, Cumhuriyet devrimleri ile karşısına çıkan fırsatı çok iyi değerlendirip şapka üretimi safhasına geçti. Avusturyalı bir şapkacı ile iş birliği yaparak. En iyi müşterilerinden biri de Vitali Hakko’ydu.

“Şapkacı Bedri Bey” olarak tanındı, sevildi.

1946 yılında Demokrat Parti kurulunca, okul arkadaşı Adnan Menderes’in davetine icabet ederek DP’li oldu. 1950 seçimlerini kazanınca da Belediye Meclis Üyesi.

ABD’nin meşhur Marshall yardımı çerçevesinde İzmir’de bir çimento fabrikası kurulması planlandığında, Menderes’in arayıp öncülük etmesini istediği ilk isim de oydu. Bedri Bey.

19 ortakla başladıkları bu büyük yatırıma, yine Menderes’in desteğiyle İş Bankası da ortak olacaktı. Ardından insanüstü çabalarla Çimentaş gibi dev bir fabrika kuruldu. Danimarka’dan getirilen fabrika parçalarının limanda taşınması için yeterli büyüklükte araç bulamayınca “biri ileri, diğeri geri viteste giden” iki kamyondan TIR yaratacak kadar zeki bir adamdı Bedri Bey. Elbette Çimentaş başarısında en büyük pay da onundu. İzmir Sanayi Birliği ve Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın kurucuları arasında yer aldı. Kentin gelişimine ve büyümesine önemli katkılar koydu.

Artık “Sanayici Bedri Bey”di.

“ŞİMDİ BEN NE DİYEYİM?”

Gelelim yine Öner Bey’e.

Belki de onun karakterini en iyi anlatan örneklerden biri, Çimentaş’ın kuruluş dönemine ilişkin cesurca tespitleriydi. O dönem Türkiye’deki büyük sanayi yatırımlarının çoğu devlet teşvikiyle kuruluyor iken, Öner Akgerman “dobra” tavrından ödün vermeden Çimentaş’ın kuruluşundaki siyasi desteği açıkça söylemişti. Sevgili Gönül Soyoğul’a verdiği o keyifli röportajda:

“Bir partinin iktidardayken kendi taraftarlarına fırsat tanımasını ben her zaman gördüm. Bugün Ak Parti’yi destekleyenler çok bariz kayırılıyor. Ama bunu ben Halk Partisi’nde de gördüm, Demokrat Parti’de de… ANAP’ta alasını gördüm. Ailemden örnek vereyim. Adnan Menderes rahmetli babamın sınıf arkadaşıydı. Babam da Demokrat Parti’nin kurucularından. İzmir’de çimento fabrikasının kurulması Adnan Menderes’in talimatıyla oldu. O zaman buna da laf edilmesi lazım. Şimdi ben ne diyeyim?”

RAHMETLE, MİNNETLE...

Öner Akgerman, sadece bir sanayici değil, bu kentteki özgün ve cesur ruhun temsilcilerinden biriydi. İzmir sadece önemli bir ismini değil, aynı zamanda doğruları söylemenin konforlu bir sessizlikten çok daha değerli olduğuna inanan “vicdanını” kaybetti.

Öner Bey’i sadece bir sanayici ya da “dobra insan” olarak tanımlamak, onun çok yönlü İzmir sevdasına eksik bakmak olacaktır. O, kazandığını şehre geri vermeli bir borç değil, bir yaşam kültürü olarak gören gerçek bir İzmir beyefendisiydi.

Doğduğu, büyüdüğü, aşık olduğu kentte öldü.

Mekanı cennet olsun.