Her kesimden gelen ve dozu giderek artan tepkiler karşısında ne yapacağını şaşıran Kemal Kılıçdaroğlu, “acılı şalgam suyu içmiş Japon turist” gibi kıvranırken, anlaşılan son çare olarak Aziz Kocaoğlu’na sarılmış.
Habertürk’te yer alan habere göre, CHP’li belediyelere yapılan operasyonlara ilişkin şöyle racon kesmiş Kemal Bey: “Siyasi olursa elbette tepkimizi koyarız. Ama yolsuzluk varsa biz ne yapabiliriz? Geçmişte Aziz Kocaoğlu’nun yargılanması sürecinde siyasiydi, desteğimizi verdik. Aziz Kocaoğlu hukuki mücadelesini de kazandı. Ama belge, bilgi, yolsuzluk varsa biz bir şey yapamayız. Operasyonun siyasi olduğunu görürsek de mücadelemizi veririz.”
Okuyunca güldüm.
Çünkü ortada tam bir “şecaat-arz ilişkisi” vardı.
Tüccar züğürtleyince eski defterleri karıştırırmış. Ama anlaşılan o ki, Kemal Bey alacaklı değil borçlu olduğu defteri açmış yanlışlıkla.
Anlatayım.
O günlerin, yani 2 Mayıs ve 22 Kasım tarihlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan iki büyük operasyonun en yakın şahitlerinden biri olarak…
Kılıçdaroğlu'na sunulan 2 istifa mektubu
2 Mayıs 2011’de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan büyük operasyonda, Başkan Kocaoğlu’nun en çok içerlediği ama kamuoyuyla paylaşmadığı önemli bir konu vardı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun geç reaksiyon göstermesi…
Partisinin "Türkiye'deki 1 numaralı kenti"ne yapılan ve sadece İzmir'in değil tüm ülkenin ayağa kalktığı, yurt dışında bile büyük yankı uyandıran böylesine bir olayda, Genel Başkan’ın bütün işlerini bir kenara bırakıp hemen İzmir’e koşması gerekmez miydi? Gelmemişti. Hatta bırakın koşup gelmesini, Aziz Kocaoğlu'nu telefonla araması bile 2 gün sonra olmuştu.
İzmir’e gelmekte gecikilen her gün, Kocaoğlu'nu “Genel Başkan'ın kafasında acabalar mı var?” sorusuyla karşı karşıya bırakıyor ve bu düşünce de içten içe beynini kemiriyordu. İzmir, CHP’nin belediyecilikteki yüz akıydı. Sadece yatırım ve projeleriyle değil, tasarruf kriterleriyle de örnekti İzmir Büyükşehir Belediyesi… Adam kayırmacılık, çıkar ilişkileri falan yazmazdı İzmir'in kitabında…
3 Mayıs, 4 Mayıs, 5 Mayıs, 6 Mayıs derken...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan hala bir işaret gelmemişti. Birkaç küçük basın açıklamasıyla yetiniyor, İzmir ziyaretini bir türlü programına almıyordu.
8 gün neden bekledi?
9 Mayıs tarihinde Genel Başkan’ın Muğla’ya gideceğini öğrenen Aziz Kocaoğlu, hemen makam odasının arkasındaki çalışma masasına geçip 2 mektup kaleme aldı. 2 mektup, 2 ayrı tarihliydi; birinin üzerine 9 Mayıs, diğerine ise 13 Haziran tarihi atmıştı. Yani 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden hemen 1 gün sonrasına…
6 yaşından beri gönül verdiği “ata ocağı” partisinden istifa ediyordu.
“Yerin yerinden oynadığı İzmir’e gelerek Belediye Başkanı ve bürokratlarına sahip çıkmayan Genel Başkan, demek ki henüz bizi tanıyamamış. Demek ki, kafasında soru işaretleri var” diye düşünen Kocaoğlu, mektupları Muğla’ya giden yakın arkadaşı Alaattin Yüksel’e teslim etti. Genel Başkan’a elden verilmek üzere… Partisini zor durumda bırakmak istemiyordu. Genel Başkan dilerse, 9 Mayıs tarihli mektubu kabul edecek, dilerse de seçim öncesinde spekülasyon olmaması için bu işi seçimden sonraya bırakacaktı.
Mektupları büyük bir şaşkınlık içinde okuyan Kılıçdaroğlu, hemen ertesi gün soluğu İzmir’de aldı. Konak Meydanı’nda toplanan İzmirlilere seslenirken, Aziz Kocaoğlu'nun elini tutarak, “İzmir’e ayrıca geleceğim. Şimdi buraya İzmir’i ele geçirmek için, devletin gücünü kullanan siyasal iktidara ‘istediğin kadar güç kullan, istediğin baskıyı yap yine de ele geçiremezsin’ demek için, Aziz Başkan’ı ziyaret etmek ve bilgi almak için geldim. Ne yaparlarsa yapsınlar! Bir inancımız var; biz kul hakkına saygı gösteririz. Kul hakkı yiyenlerden değiliz. Verilmeyecek hesabımız yoktur” diye bağırıyordu.
Ama testi kırılmıştı bir kere…
Ne kadar inandırıcı?
Dolayısıyla…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün “Aziz Kocaoğlu’na destek vermiştik, çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyon siyasiydi” mealindeki sözleri, 2021 yılında Varyant Yayınları tarafından basılan AZİZ adlı kitapta da anlatıldığı gibi, hiç de inandırıcı gelmiyor. Ve hemen akla şu soru takılıyor:
Madem İzmir’e yapılan operasyonun siyasi olduğunu düşünüyordunuz, destek vermek için neden 8 gün beklediniz?
Ya da o gün destek vermekte tereddüt ettiğiniz İzmir ve Aziz Kocaoğlu örneğini bugün neden gündeme getirme ihtiyacı duyuyorsunuz?
Neden?