“Demokratik toplumlarda bir kişiye yapılan haksızlık bütün toplumlara karşı yapılmış sayılır. Bu bilinç yerleştirilmedikçe, haksızlıkların ve adaletsizliklerin önüne geçmeye olanak bulunmaz.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, felsefesi toplumun bütün bireylerini sarar ve birçok insan;
Adam sende, bencilliği ve bireyciliği ile yetişir. Herkes kendi küçük dünyasının kanunlarında, sessiz-sedasız yaşamayı hüner sayar.
'Sen mi kurtaracaksın?' gibi sorularla kavgadan gürültüden uzak tutulmak, günlük yaşantısının mutluluk zırhlarıyla sarılıp-sarmalanmak hiç bir yasanın suç saymadığı ve birçok insanın da küçük görmediği bir yaşam biçimi olarak belirlenir.
'Beni düşünmüyorsan çocuklarını da mı düşünmüyorsun?' gibi duygusal tepkilerin göz dağlarında sıkıştırılmış sorumluluk duygularının sınırladığı insanlar, yaşamlarında bir başka mutsuzluğun gölgeleri ile boğuşup durular öylece.
Düşündüklerini bir kez bile yüksek sesle söyleyememiş, öfkesini karşısındakinin yüzüne hiç haykırmamış bir insanın bilinç ve duygu dünyasında doğan girdaplar belki de sabah akşam bozmuştur bu kişiliğini.
Bir kişiye karşı yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız. Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de demokrasinin de tek güvencesidir. Bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temeline bir tek taş bile konmuş olamaz.
Unutmayalım ki, 'Cesur bir kez, korkak bin kez ölür.' Önemli olan, insanın böyle bir toplumda bir 'mezar taşı' gibi suskunluk simgesi olmamasıdır.”
Yukarıdaki satırlar yiğit gazeteci Uğur Mumcu'ya ait. Devrimci namusunun, boyun eğmeyen gazeteciliğin simgesi Mumcu ta 1974 yılında, Yeni Ortam Gazetesi'ndeki köşe yazısında böyle seslenmiş 'üzerine ölü toprağı serpilmiş' topluma.
Nereden hatırladık bu makaleyi. Bu günlerde sosyal medyada dolaşan bir bildiri var. Uğur Mumcu'nun 42 yıl önce yazdığı yazıya adeta bir gönderme niteliğinde. 'İtirazımız Var ' başlıklı açıklama özetle şöyle;
“Biz halkız, vicdanlı iyi insanlarız. Bizleri tahriklerle kötücülleştirmeyin, kin ve nefret sözleriyle ayrıştırmayın, kana ölüme alıştırmayın. Savaş ölüm, idam çatışma kavga istemiyoruz. Bu ülkeyi yönetenler, kaderimize hükmedenler!
Sizler, halkı sindirmek, özgürlükleri yok etmek için değil, biz yurttaşları barış, güven huzur içinde yaşatmak için seçildiniz.
Bilin ki bu gidişe rızamız değil, itirazımız var.”
Sessizliğin sesi olarak sosyal medyada dolaşan bu açıklama umarız amacına ulaşır.
Cumartesi günü Adana'da CHP'nin başlatacağı “Sokakta Mücadele -Tavır alın, susmayan, korkmayın” mitingi belki de bir iktidara önemli bir uyarı olur.