''...Uğurlar olsun, uğurlar olsun,
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun.
Bir keskin kalem, bir kırık gözlük,
Yürekli yiğitlere hatıran olsun.''
Tam bağımsız Türkiye'nin önde gelen savunucusu, antiemperyalist, Atatürkçü, hırsızların, yobazların, vurguncuların, sahtekarların amansız düşmanı yiğit gazeteci, kalpaksız Kuvayı Milliyeci Uğur Mumcu'nun alçakların talimatıyla kahpece öldürülmesinin üzerinden 33 yıl geçti. Suikastın sır perdesi hala aralanmaktan uzak. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı tarafından çıkarılan 'İçimden Geçen Zaman' adlı kitapta Güldal Mumcu, eşi Uğur Mumcu'nuın katledilmesinin ardından yaşadıklarını anlatırken, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'la görüşmesini şöyle kayda geçmiş;
Güldal Mumcu ; Karşımıza sürekli engeller çıkarılıyor. Bir duvar örülüyor sanki.
****
Mehmet Ağar; Evet Güldal, bir duvar örülüyor.
G.M.; O zaman bir tuğla çekin, duvar yıkılsın.
M.A. ; Çekemem.
G.M.; Tuğlayı çekin, kenara çekilin.
M.A. ; Yapamam, onu da yapamam.
G.M. ; Soruşturma için yeni bir ekip kurulmasını sağlayabilirsiniz belki.
M.A. ; Kusura bakma Güldal onu da yapamam.''
Uğur Mumcu, suikastten bir süre önce kaleme aldığı 'Dipsiz Kuyu ' başlıklı yazısında adeta olayın tanısını ortaya koyuyordu;
''Ortadoğu , emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı ,karanlık ve dipsiz bir kuyudur. Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Kim, kimi neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı yoktur. Olaylar yıllar sonra aydınlanır. O da bir kısmı...''
****
Peki dönemin DGM Savcısı ne demiş cinayetin ardından;
''Üzerime gelmeyin. Devlet yapmıştır. Siyasi iktidar istese çözer.''
Söyledikleri, yazdıkları birer birer gerçekleşmiş yiğit gazetecinin, 20’nci yüzyıldan 21'ci yüzyıla seslenmiş;
''İrtica başlı başına bir sömürü kaynağıdır. Ekonomik sömürünün siyasi amaçlarla perdelenmesi, çoğu kez din sömürüsü ile ortaya çıkar.''
Tehlikeyi o yıllarda görmüş, uyarmış;
''Bir yandan imam kadroları hiçbir sınav yapılmaksızın ilkokul mezunlarına teslim ediliyor, öte yandan İmam-Hatip liselerini bitirenler başka alanlarda görevlendiriliyorlar. Savcı oluyorlar, yargıç oluyorlar, mimar oluyorlar, mühendis oluyorlar. Bakanlıklarda daire başkanları, genel müdür oluyorlar.''
Günümüzdeki bazı siyasetçileri de tarif etmiş;
''Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değişince döner ,fırıldak olurlar.''
****
Her şeye karşın umudunu hiç yitirmemiş Kalpaklı Kuvayı Milliyeci, noktayı şöyle koymuş;
''Türkiye bugün ayakta duruyorsa Atatürk döneminde atılan temellerin sağlamlığı nedeniyle duruyor.''
Ve yıl 1983. 12 Eylül faşizminden kaçan sanatçı Zülfü Livaneli İsveç'tedir. Uğur Mumcu arkadaşını ziyaret eder. Ülke sorunlarını konuşurlar. Livaneli , Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Nazım Hikmet için yazdığı 'Yiğidim Aslanım' şiirini bestelediğini söyler ve kasetten dinlemeye başlarlar. Bir süre sonra Uğur Mumcu'nun gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar. Livaneli şöyle anlatır o anı;
''Uğur Mumcu besteyi dinleyince ağlamaya başladı. Ben de 'Niçin ağlıyorsun Uğur' deyince 'Bu beste bütün devrim şehitlerinin ağıtı olmuş 'dedi.
Ne yazık ki bu beste ,10 yıl sonra Ankara'da cenaze töreninde yağmur altında 200 bin kişinin Mumcu'yu uğurlarken ''Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor' ağıtını söylemesiyle anılarda yerini alacaktı.