Ne kadar güzel bir kelimedir arınma. Türk Dil Kurumu arınmayı temizlenmek, kir, pas veya yabancı maddelerden kurtararak katışıksız bir hale getirmek olarak tanımlıyor. Felsefede ise ruhun tutkulardan kurtulması olarak belirtilmiş. Mecazi olarak da kişinin içinde bulunduğu kötü durumlardan, suçtan, günahtan kurtulması olarak anlatılıyor.
Son günlerde çok kullanır olduk bu sözcüğü. Kimin sayesinde? Elbette atama Genel Başkan, Butlancı Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde. Sık sık şu açıklamaları yapıyor yargının atadığı genel başkan; 'Partimiz bizlere kutsal bir emanettir. Emanete kara çalınamaz. Hele ki bu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla olamaz. Gerektiğinde arınmasını da bilir.''
Ne kadar güzel söylemler değil mi? İyi o zaman hep birlikte arınsınlar. Ancak arınırken kesinleşmemiş yargı kararlarının, yanlı iddianamelerinin baz olarak alınmamasından başlamak gerekmiyor mu? İster iktidarda olsunlar, ister muhalefette hangi parti içinde yolsuzluk yapılıyorsa bunların kanıtlarıyla ortaya çıkarılmasından, yargı kararlarıyla kesinleşmesinden sonra arınmak doğrusu değil midir? Arınmak yalnızca yolsuzluklardan arınma mıdır? Peki Türk siyasal tarihine CHP'yi bölen adam olarak geçişini, yüz yıldır sağcı iktidarların yapamadığını becermeyi içine nasıl sindirecek, içinde bulunduğu kötü durumdan, suçtan günahtan nasıl arınacak atama genel başkan?
Kaybettiği 13 seçime boynunu bükerek, seçmenin başını eğdirerek hiç itiraz etmeyen, bir butlancı olarak ilk defa kaybettiği Kurultaya itiraz eden ve partiyi karıştıran bir siyasetçi kimliğinden nasıl arınacak?
Arınması gereken günahlar saymakla bitmiyor. Akıllarda kalanlar 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Atatürkçü bir aday beklenirken, Ekmeleddin gibi kimsenin tanımadığı dinci El Ezher Üniversitesinden bir kişinin aday gösterilmesi, 2017 seçimlerinde mühürsüz oylara itiraz yazısını hazırlayarak Anayasa Mahkemesine gitmeye hazırlanan hukukçu Atila Kart'a 'Mahkemeye gitmeyeceksin' talimatı verilmesi günahlarından nasıl arınılacak?
İddialar bitmiyor; 1999'da DSP'den aday olmak isteyen Kılıçdaroğlu'nu Genel Başkan Bülent Ecevit'in istihbarat raporlarına dayanarak veto etmesini nasıl açıklayacaksınız? Deniz Baykal'ın 2008'de bir kaset skandalıyla gideceğini, yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nun geleceğini, böylece partinin ekseninin değiştirileceğini daha bir yıl önceden liderine bildiren Onur Öymen'in iddialarına ne diyeceksiniz?
Vikileaks 'in Silk Read raporu var; Raporda dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Hıllary Clınton'un, CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu ile yakından ilgilendiği, Amerikalı Dışişleri bürokratlarının Deniz Baykal'ın tasfiye edilerek, yerine 'temiz, dürüst bürokrat' Kılıçdaroğlu'nun getirilmesini Washıngton'a bildirdikleri, Hillary Clınton'un Türkiye'ye geldiğinde Beşiktaş Conrad Otel'de Kılıçdaroğlu ile basına kapalı bir görüşme yaptığı da iddia edilmekte. İddialar arasında küresel finansör George Soros'un fonladığı Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) üyesi olduğu, Vakfın CHP'nin geleneksel, ulusalcı, Atatürkçü çizgisinden, küreselci ve foncu bir siyasete dönüşmesini amaçladığı da kaydedilmekte.
Değerli dostum Ümit Zileli 'Nefes' Gazetesi’ndeki bir yazısında açıkladı; Kılıçdaroğlu, Amerika'nın eski Ankara Büyükelçisi Francis Rıcciardone ile gizli bir görüşme yapmıştı. Kılıçdaroğlu inkar yoluna gitti, görüşmediğini söyledi. Bunun üzerine Zileli, 24 Ekim 2013 tarihinde Ankara Sheraton Oteli'nin gözlerden uzak bir köşesinde yalnızca bir tercüman eşliğinde 2 buçuk saat süreyle görüştüğünü kaydetti. Verdiği yanıt ilginçti butlancı başkanın; 'Bir parti liderinin büyükelçilerle görüşmesi, birlikte yemek yemesi normal değil mi?
Normal olmasına normaldi de, Genel Merkez'de ya da Amerikan Büyükelçiliği’nde, kurmayların da hazır olduğu bir ortamda değil de, bir otelin gizli bir odasında ve baş başa olması normal değildi.
İşte bu günahlardan (!), kirden, pastan arınmak öncelik olmalı. Adaletin, helalleşmenin ve arınmanın peşinde olmak için rakiplerini yorumlarken önce kendisini sorgulaması gerekmiyor mu? Arınma deyince aklıma ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan'ın muhteşem taşlama şiiri 'Sadrazam Hamamda' geldi;
''Günlerden birgün/Hamama gideceği tuttu/Sadrazam hazretlerinin /Bir yanında birinci veziri/Bir yanında ikinci veziri/Bir yanında üçüncü veziri/Sonra efendime söyleyeyim/Peşkircibaşı/Nalıncıbaşı/ Sabuncubaşı/ Velhasıl tam dörtyüz kişilik kafile/Peştemal takıp girdiler hamama/Geçtiler kurnaların başına/Üçer,beşer/Sadrazam deseniz/Yan gelip yattı/Memleketin en ünlü tellakları/Sardılar dört yanını/Kimi elini kaptı/Kimi bacağını/Bir keseleme sürtme faslı başladı/Tam oniki saat/Oniki ünlü tellak/İncitmeden keselediler/Hazretin mübarek vücudunu/Öylesine kir çıktı ki sormayın/Her biri nah parmağım gibi/Aman efendim bu ne kiri/Demeye kalmadı/Keselerin altında eriyip gitti/ Koskoca sadrazam/Bütün maiyet erkanı yerinden fırladı;/-Nettünüz devletliyü?/Dediler tellaklara/Tellaklar cevap verdi;/-Biz yıkadık,keseledik/Devletlinin kirden ibaret olduğunu bilemedik/Suç bizde değil/Neyleyelim/Kir bitti/Sadrazam elden gitti.''