Güleryüz, gülenyüz, gülümseme, gülme, gülüşme, güldüşün, gülmece.
Gülmenin evrimleşmesi, gelişmesi bungunluğun, kırılganlığın, karamsarlığın ötelenmesi açısından önemli bir olgudur, tepki, eylem.
Gülmek, dünyanın her yanında, tüm kültürlerde yaşamsal değeri olan yüz, göz, dudak anlatımıdır bir bakıma. İnsan yakışan anlamlı bir gereksinimidir.
“Güzel bir gülüş, karanlık bir eve giren güneş ışığına benzer” diyen Tolstoy’a; “Beni isterseniz dövün ama bırakın istediğim gibi güleyim.” diyen Moliere’ye hak vermemek olanaksız.
***
Mizah diye bellediğimiz; ama Türkçesiyle varsıllaştırdığımız gülmece; ince alayın, şakanın, gülmenin ve düşünmenin adresidir.
Yergi, eleştiri, taşlama, dokundurma, iğneleme, çelişkiyi ortaya çıkarma. Tüm bu sözcük ve kavramlar öbeği toplumsal aksaklıkların dille yansıtılma sanatıdır aynı zamanda.
Türk gülmece yazını; keskin anlaktan halk bilgeliğine değin uzanan geniş alanda iz bırakan ustalarla doludur.
Toplumsal eleştiriyi sanata dönüştüren, belleğimize kazınan bu söylencesel adlar, yaşamın gülümseten yönünü kuşaklar boyu aktarmıştır.
Nasıl unuturuz o sözü gediğine oturtan Bektaşi, Nasrettin Hoca, İncili Çavuş öykücüklerini, güldürülerini. İnce düşünülmüş, derin anlamlar içeren Cumhuriyet döneminin söz, çizgi, gülmece ustalarını.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali, Cemal Nadir, Ramiz Gökçe, Ratip Tahir Burak, Adnan Veli, Muzaffer İzgü, Turhan Selçuk, Oğuz Aral, Semih Balcıoğlu, Latif Demirci, Bedri Koraman… Unutmak olanaklı değil onları da.
153 yılı bulan Türk Gülmece yazınında Diyojen, Çaylak, Diken, Güleryüz, Cem, Aydede, Markopaşa, Tef, Dolmuş, Amcabey, Akbaba, Zübük, Gırgır, Limon, Çarşaf, Penguen, Leman… Çok daha fazlası; gülmece dergileri de unutulmazımız elbette.
***
Türkçeye stand-up diye yerleşen, bir kişinin sahnede tek başına anlattığı öyküler, öykücüklerle seyirciyi güldürmeyi, düşündürmeyi amaçlayan sanat gösterisi.
Bir dönem Orhan Boran, Devekuşu Kabare, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Müjdat Gezen, Levent Kırca, Perran Kutman, Ferhan Şensoy, Oya Başar, Uğur Yücel, Cem Özer. Daha çoğu.
Kimisi çoklu kimisi tek kişilik olan, gülmece yüklü gösterileriyle toplumsal eleştiriyi gündeme taşıyan; güldüren, eğlendiren, aynı zamanda düşündüren sahne gösterisini gerçekleştirenlerin başına açılan dertleri, engelleri, yasakları, gözaltıları, tutuklamaları da anımsıyoruz.
Son yıllarda birçok genç ve yetenekli sanatçı tek kişilik sahne gösterileriyle alkışlanıyor. Bunlardan biri de Deniz Göktaş.
Gündeme bomba gibi düşen bir haberle irkildik geçen hafta.
Suçu ne? “Kasten adam güldürmek!” Sonrası soruşturma, gözaltı, tutuklama… Bir de ters kelepçe!
21. Yüzyılda bu duruma ağlanır mı, gülünür mü, utanılır mı? Ucu açık, yoruma açık…
“YİTİKLER DERNEĞ”İNE YENİ ÜYE ELEŞTİRMEN İBRAHİM OLUKLU!
Kadir İnanır, Ece İrtem, Sabahattin Yalkın, Zihni Göktay. Sanatın değişik dallarında emek veren sanatçılar.
Arka arkaya “Yitikler Derneği”ne üye oldular.
Son olarak eleştirmen, dergici, şair İbrahim Oluklu. Çocukluk yıllarımda teyzemlere tatile gittiğim, daha sonra orta okul ve lise 1. sınıfı okuduğum kent Ceyhan’dan. 1953 doğumlu.
Dostumuzdu. Sarmal Çevrim Dergisinin çıkışında, YÖNETİMİNDE emeği geçen, sorumluluk alan bir yazın emekçisiydi.
Eleştiriyi, şiir yazmayı birlikte yürüten İbrahim Oluklu, gerçekçi dünya görüşüne, estetiğe bağlı kaldı. Eleştirilerinde nesne/metin çözümlemesine özen gösterdi. Tek bir şiiri ele alarak, şiir eleştirisinde özenli, derinlikli bir yöntemi benimsedi.
Genç şair dost KAAN EMNOĞLU’nun sanal ortam paylaşımındaki şu sözlerini anmadan geçmek olanaklı değil:
“Tanıyanlar bilir. Öfkesiyle ve sevgisiyle de Adanalıydı. Bitmek bilmeyen bir heyecanı vardı. Yapacağı işlerle, araştırmalarıyla, kızgınlıklarıyla ve mücadelesiyle kendine özgü tavrını bir bileşime sokan önemli bir değerdi.”
Oluklu’nun yakın dostu, şair ZÜBEYDE SEVEN TURAN facebook sayfasında onun için “Kırk yıllık kardeş dostumdu” diye başladığı paylaşımında şunları da yazdı: “İnatçıydı, dirençliydi, iyi ve acımasız eleştirmendi. Bir kardeşimi daha kaybetmiş gibiyim.”