Büyük Ozan, Vatan Şairi Nazım Hikmet'in 124'üncü yaş günü yarın.
Neler sığdırmış 61 yıllık kısacık yaşamına? Baskılar, işkenceler hapislerle geçirilen yıllarda yalnızca Türk Edebiyatına değil, dünya edebiyatına da armağan edilen binlerce şiir, tiyatro oyunları. İlk şiirini 13 yaşında yazmış, yaşama veda edene dek hiç durmamış. Şöyle diyor şiirini eleştirenlere;
''Halk Edebiyatı vezninde de yazıyorum, kafiyeli de yazıyorum. Sevdadan da, barıştan da, inkılaptan da, hayattan da, ölümden de, sevinçten de, kederden de, umuttan da, umutsuzluktan da söz ediyorum.''
Kurtuluş savaşı öncesi arkadaşları Vala Nurettin, Faruk Nafiz ve Yusuf Ziya ile sahte evrak düzenleyerek Anadolu'ya geçerler. .İstanbul'dan ayrılırken gördüklerini şöyle ifade eder;
'' Amerikan zırhlısının yanından geçiyoruz. Denizin üstü kruvazörlerle, torpidolarla tıklım-tıklım. Bu düşman bu hor görücü, bu kurşuni çelik kalabalıklığını içim öfkeden burkularak birkaç kere seyrettim. ''
Nazım Anadolu toprağına ilk kez ayak basmıştır. Tarifsiz duygular içindedir. Anadolu köylüsünün dramını, Anadolu kadınının trajedisini gözlemlemiştir.İleride yazacağı şiirlerin ilk tohumları atılmıştır.
Gençliği Milli Mücadele'ye çağıran şiiri şu dizelerle son bulur;
''Gel ey imanlı gençlik
Gel ki Anadolu'da senin bükülmez çelik
İmanına, azmine ümit bağlayanlar var.'
Ve yıllar sonra 1939'da İstanbul Tevkifhanesinde başladığı, Çankırı Cezaevinden sonra Bursa Cezaevi’nde tamamladığı Kurtuluş Savaşı Destanı ya da diğer adıyla 'Kuvayı Milliye Destanı' Milli Mücadeleyi en iyi anlatan destandır;
''...O saati sordu.
Paşalar 'üç' dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak-çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar.
Eğildi,durdu.
Bıraksalar, ince, uzun bacakları üzerinde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak,
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı...''
Baskılarla,sürgünlerle, hapislerle süren yaşamına imrenilecek aşklar da sığdırmış koca şair.Nüzhet Hanımla başlayan evlilikleri, Lena'yla, Piraye'yle,Münevver Hanımla sürmüş, Vera'yla noktalanmış. 1945'de Bursa Cezaevi'nden Piraye'ye yazdığı şiir unutulmazlar arasındadır;
''İlk gözgöze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan.
Giyin-kuşan/ Benze bahar ağaçlarına.
Hapisten /mektubun içinde yolladığım karanfili /tak saçlarına.
Kaldır öpülesi çizgilerle kırışık beyaz/geniş alnını.
Böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
Ne münasebet / Böyle bir günde isyan bayrağı gibi güzel olmalı
Nazım Hikmet'in kadını.'
Nazım 1945'de Bursa Cezaevinde açlık grevine başlar. Önemli sağlık sorunları yaşamaktadır. Arkadaşı Bedri Rahmi 'Zindanı Taştan Oyarlar ' adlı şiirini yazar. Nazım'a yazılan bu şiir, sanatçı Zülfü Livaneli'nin sürgün yıllarında ''Yiğidim Aslanım' adıyla bestlenir;
''... Ne bir haram yedin, ne cana kıydın.
Ekmek gibi temiz, su gibi aydın.
Hiç kimse duymadan hükümler giydin.
Döşek diken-diken yastık batıyor.
Yiğidim, aslanım aman burda yatıyor...''
İyi ki doğmuş Nazım. İyi ki aynı havayı soluyup, aynı coğrafyayı paylaşmışız, iyi ki bu toprakların çocuğu olmuş. Ünlü Şilili şair Pablo Neruda (Nazım'a sahip çıkın, biz onun yanında şair bile sayılmayız.) diyor.