Düşman denize döküleli henüz 6 ay olmuş. Lozan'da toplanan Barış Konferansı anlaşmazlıkla sonuçlanmış. Emperyalizmin küstah temsilcisi İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Konferansta Türkiye'yi temsil eden Dışişleri Bakanı İsmet Paşa'ya öfke kusmakta;

''Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Neyle nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var (Amerikan delegesini işaret eder.) Bir de bende var. Geleceksiniz para isteyeceksiniz. Diz çökeceksiniz.''

****

Ülke gerçekten haraptır. 13 Milyon nüfusun 11 milyonu köylerde yaşamaktadır.40 bin köyün 37 bininde okul, postane , traktör yoktur. Un, şeker, ayçiçeği, pirinç ithal edilmektedir. Bebek ölüm oranı yüzde 40'dır. Ülkede 337 doktor, 60 eczacı bulunmakta, ortalama ömür 40 yaştır. Limanlar, madenler yabancıların elindedir. Elektrik yalnızca İstanbul, İzmir ve Tarsus'ta bulunmaktadır. Son 150 yılda 417 kitap basılmıştır. Erkeklerin yüzde 7'si, kadınların binde 4'ü okuma yazma bilmektedir. Kısıtlı demiryolları yabancıların elindedir. Ülke haraptır.

Emperyalizme savaş alanında diz çökülmemiş, ekonomi alanında da diz çökülmeyecektir. Dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, daha Birinci Lozan görüşmeleri devam ederken kolları sıvar; İzmir'de bir İktisat Kongresi düzenlenecek. Milli ekonominin kuruluşu ilerletilecek, doğmakta olan Cumhuriyet'in sosyo-ekonomik temeli oluşturulacak, ekonomik güçler geliştirilecektir. Mustafa Kemal Paşa'ya bir telgraf çeker; ''Ülke ekonomisi uzun yıllardan beri unutulmuştur. Meslek adamlarının ve üreticilerin dinlenmesi ve yeni bir ekonomi programının belirlenmesi için bir kongre gerekir. Bu kongreye fahri başkanlığı kabul eder misiniz?

****

Paşa onay verir. Hazırlıklar Aralık ayında tamamlanır. Kongre17 Şubat günü İzmir'de başlar, 4 Mart'a kadar sürer. Türkiye'nin bütün üretici güçlerinin katılımıyla Cumhuriyete ait ekonomi politikalarının başlangıç hedefleri belirlenir. Hammaddesi yurt içinde yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması, yabancıların kurduğu tekellerden kaçınılması, el işçiliğinden, küçük imalattan hızla fabrikalara ,büyük işletmelere geçilmesi, demiryollarının inşaat programına bağlanması ve geliştirilmesi kararlaştırılır. Kongre'de özel sektör tarafından kurulamayan teşebbüslerin devletçe ele alınması da karara bağlanarak karma ekonomiye ilk adımlar atılır.

Cumhuriyet'le birlikte neler-neler yapılmaz harap ülkede...Bütün dünyanın parmakla gösterdiği bir kalkınma hamlesi başlatılır. Şeker, çimento, yem, gübre fabrikaları açılır. Çelik fabrikaları, elektrik santralleri, havan ve mühimmat fabrikaları,bez ve süt fabrikaları, kağıt karton fabrikaları, şişe cam fabrikaları kurulur. 1936'da'baraj inşa eder, uçak fabrikası kurar Cumhuriyet kadroları.

****

Şimdi. 'Babalar Gibi' satıyorlar yerli ve milli ne varsa. 1986'da Özal iktidarı ile başlayan furya, AKP iktidarıyla zirve yapıyor. 1986-2002 arasında 8 milyar dolar olan satış rakamları, 2002-2025 döneminde 65 milyar 467 milyon dolara ulaşmış durumda. Yap-işlet modelinin yanında önceden yapılan, gelir getiren varlıklara, otoyol, köprülere göz diktiler. Karayolları Genel Müdürlüğü verilerine göre 2024 yılında 12 milyar 599 milyon lira gelir getiren, 2025'de 25 milyar lira gelir tahmini olan 2 köprü, 7 otoyolu bir kalemde özelleştirmeyi planlıyor AKP iktidarı. Ondan sonra özel sektörün koyacağı fahiş geçiş ücretlerini seyreyleyin.

Cumhuriyet kadrolarının yerli ve milli yatırımlarından , karma ekonomisinden, vahşi neoliberalizmin yatırımsız yerli-milli safsatalarına...Şu bir gerçek ki; AKP iktidarda bulunduğu süre içinde ne yerli sermayenin yükselişi görüldü ne de yerelde herhangi bir kalkınma hamlesi gerçekleştirildi. Adım adım dışa bağımlılığın arttığı bir dönem yaşanmakta. Yerlilik ve millilik seçim meydanlarında siyaseten kullanılan bir söylemden öteye gidemedi.