Yazımın başlığı, bu yıl BM’nin su günü için seçtiği “ana tema” suya adil erişim ve eşitlik fırsatları için hep birlikte hareket etmeyi amaçlıyor. Su, havadan sonra yaşamın en temel kaynağı. İnsan bedeni susuzluğa genellikle 3 – 5 gün nadiren de 9 – 10 gün dayanabilir. 3.günün sonunda ciddi hayati tehlike başlar, giderek geri dönülmez hasarlar başlar ve vücut suyunun % 20 – 25’i kaybedilirse ölüm kaçınılmaz olur.
B.M’nin 6. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin başarılmasında en temel hedeflerden biri suya eşit, adil erişim. Geçtiğimiz yaz su yoksunluğu hepimizin usunda sonbahar ve kış aylarında bolca yağmur gördük, ama gördük sadece “su akar Türkler bakar” söylemine uygun davranarak ne ölçüde yararlanabildik o bir muamma. Barajlarımızın küçükleri doldu ama büyük barajlarımızda hala yeterli su yok diyor uzmanlar.
Birileri “su akar Türk yapar“ dese de gerçekler ortada ülkemiz söylendiğinin aksine su fakiri bir ülke.
Suyun büyük bölümünü tarımsal faaliyetler kullanır. Tüm dünyada bu böyledir. FAO’nun verilerine göre suyun % 70’i tarım, % 20’si sanayi, % 10’u evsel kullanımda tüketilmektedir.
Gelişmiş ülkelerde tarımın payı % 40 – 50 lere düşerek, sanayi ve enerjinin payı ile nerdeyse eşitlenir (ABD % 40, Almanya % 30, Fransa % 45, Hollanda % 40 gibi). Türkiyemizde maalesef verimsiz su kullanımı (salma sulama ya da vahşi sulama) nedeniyle tarım faaliyetlerinin kullandığı su % 72- 75’lere varmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde alınan ile tüketilen su farkı sanayi lehine azalırken, tarımınki artmaktadır. Tarımda tüketilen su buharlaşarak kaybolmakta, genellikle geri kazanılmamaktadır. Bu nedenle buharlaşmanın daha az olduğu kontrollü ve kapalı tarım geleceğin vazgeçilmez zorunlulukları arasında hızla yerini alacaktır.
DSİ verilerine göre tarım % 70 -75, sanayi % 10-15, evsel kullanım % 10 – 15 aralığında su kullanımız vardır. İzmir özelinde ise tarım % 60 – 65, sanayi % 5 – 10, kentsel kullanım ise % 25 – 30 civarındadır. Özellikle Gediz Ovamız ve küçük Menderes Ovamız yoğun bir su yoksunluğu içindedir. Bu tarım havzalarında mutlaka ürün deseni değişimine ihtiyaç vardır, daha az su tüketen ürünlere geçiş olmalı mısır, pamuk gibi ürünlerin üretimi azaltılmalıdır. Tabi ayrıca salma sulamadan vazgeçilerek, damla sulamaya geçilmeli, geri kazanılmış gri su ile tarımsal sulama yapılması planlanmalıdır.
2,1 milyar insanın suya erişimi sorunlu olan gezegenimizde, temiz suya ulaşım insan haklarının en önemlilerindendir. Suyun olduğu yerde eşitlik artar. Ama galiba bu eşitliği gerçekten istiyorsak... Yoksa emperyalizmin eşitlik diye bir derdi de yok ya.
Yazımı su için yazılmış naif bir şiirle sonlandırmak isterim. İranlı şair F.Ferruhzad suya şöyle seslenmekte;
Suyun yaradılışına hayranım,
Eğer ağaca eşlik ederse onu tomurcuklandırır.
Eğer ateşe temas ederse onu söndürür.
Eğer kirliliklerle karşılaşırsa onu temizler.
Eğer un ile kucaklaşırsa onu pişirmeye hazır eder.
Eğer güneşle birleşirse gökkuşağı olur.
Ancak yalnız da kalırsa eğer, git gide kokuşur.
Dünya su gününü, susuzluğun yıkımını düşünerek kutlayalım.