Büyük sıkıntılarla, sancılarla süregelen bir sezon. Stresin uykuları kaçırdığı, ince matematik hesaplarıyla geçen bir hafta. Umutsuzluğun su yüzüne vurduğu, gerilimli günler. Ve son saniyede gelen mucizevi kurtuluş. Karşıyaka’nın Türkiye Sigorta Basketbol Ligi’nde yaşadığı kabus yılının özeti bu. Mersin’in ölüm-kalım maçında Trabzon’a teslim olması. Tofaş’ın son saniye basketiyle Aliağa Petkim’i yenmesi. Karşıyaka’nın sürekli geride götürdüğü maçta Bursaspor’u saliseler kala attığı sayıyla yenmesi. Yani Karşıyaka’yı Türkiye Sigorta Basketbol Ligi’nde tutacak tüm olasılıkların gerçekleşmesi, mucizeden başka hangi kelimeyle anlatılabilir ki.

****

Potada mucizevi bir kurtuluş yaşandı Karşıyaka adına. Hafta boyu yaşanan stresin, gerilimin yerini, mutluluk çığlıkları ve adeta bayram coşkusu aldı. Karşıyakalılar çok mutlu. Yeşil-kırmızı aşıkları, basketbol takımlarının 52 yıldır mücadele ettiği ligdeki yerini korumasını kutluyor. Mutluluk ve coşku elbette hakları. Ancak düşünmek gerek; ‘Karşıyaka’ya yakışıyor mu?’

Ligde kaldım diye bayram yapmak, potada şampiyonluklar kazanan, Avrupa’da finaller oynayan, Türk basketbolunun gerçek ekolü Karşıyaka’ya yakışıyor mu diye. Zirve hesaplarının, Avrupa heyecanının yerini, neden bu durum aldı diye. Son iki sezondur yaşananlara bakıp, düşünmek gerek; Yanlış nerede, bu kabus nasıl sona erecek, eski günlere dönmek için ne yapmak gerek diye. KSK için genel anlamda tek çözüm beyaz bir sayfa açmak. Futbol ve voleybolda yaşanan hayal kırıklıkları, basketboldaki kabus yıllarını geride bırakmanın tek şartı yepyeni bir oluşum. Peki bu nasıl olacak?

NE YAPMAK GEREK?

Öncelikle camiaya “bol keseden atılan şampiyonluk vaatleriyle” suni bir coşku veren, ancak balonu çabuk sönen, kendini dev aynasında görüp 26 yıllık sponsoru küstüren, zoru görünce kenara çekilen, küçük desteklerle günah çıkarmayı tercih eden zihniyetten uzaklaşmak gerek. Sonra, “KSK’ye küsmek olmaz” parolasıyla, camianın tüm dinamiklerinin ortak akılla oluşturacağı ve destek vereceği bir yönetim iş başına gelmeli. Öyle bir yönetim olmalı ki; güvenilirliği, vizyonu ve misyonuyla sponsorların ilgisini çekmeli. KSK için yeni kaynaklar yaratabilecek gücü olmalı. Öyle bir yönetim olmalı ki; Karşıyaka’yı üç ayda bir kongre havasının yaşandığı, ayak üstü hazırlanan yönetimlerle kayyuma gitmekten kurtulan bir kulüp olmaktan kurtarmalı. Öyle bir yönetim olmalı ki; KSK formasını giyenler, KSK arması için tribüne koşanlar yarı yolda kalmayacaklarından emin olmalı. Öyle bir yönetim olmalı ki; Karşıyaka gibi büyük bir kulübün, derdi kendi oyuncusunu pazarlamak olan menajerlerin, sadece ticari düşünen menajerlik şirketlerinin esiri olmasına izin vermemeli. Yarışmacı takımların doğru tercihlerle, doğru bütçelerle kurulmasını sağlayacak bir sistem oluşturmalı. Öyle bir yönetim olmalı ki, popülist düşünceden uzak, ayağı yere basan bütçeler oluşturup, o bütçelerden altyapıya yeterli payı vermeli. Çok zor değil. Karşıyaka gibi büyük bir camia, bu saydıklarımın hepsini gerçekleştirip, gerçek kimliğini bulabilir.

****

Ancak KSK’ye gönül veren herkesin, “Küskünüm” deyip kenara çekilmeden, “Zamanında çok çalıştık, artık yeter” demenen, sevgiyle, gönülden bu yeni oluşuma katkı sunmalı. Dediğim gibi zor değil, ancak fazla zaman yok. Karşıyakalılar, yeşil-kırmızı aşıkları bir an önce harekete geçip, Haziran ayında yapılacak ve seçim maddesinin de eklenmesinin beklendiği genel kurula kadar bu hazırlığı yapmalı. Kaf-Kaf için o beyaz sayfa bir an önce açılmalıdır. Aksi halde Karşıyaka, umutla başlayıp, çalkantılarla süren, hayal kırıklığı ve gerilimle biten sezonları tekrar tekrar yaşayacaktır. Her ne kadar, armasıyla, formasıyla, camiası, mazisiyle KSK, bu durumu hak etmese de.