1928’de Trabzon’daki İngiliz konsolosu Matthews, 16 Temmuz 1928’de Sürmene’yi (Humurgan) ziyaret etti. Konsolosun görevi bölge halkının Ruslara olan tavrı, inkılapların uygulanıp uygulanmadığı ve askeri birliklerin durumunu tespitti. İngiliz konsolos, Sürmene kazasının baş kasabası olan Humurgan’a atla ulaştı. O, Humurgan kasabasına halk arasında genellikle Sürmene denildiğini yazar. Burası 700-800 kişilik dağınık ama manzarası iyi olan küçük bir kasabaydı. 16 Haziran gecesini burada geçiren konsolos, Sürmene kaymakamı Sadeddin Beye, arabayla Rize’ye gitmesini sağlamak için Of kaymakamına telgraf çektirdi. Of kaymakamı, Kala Potamos, Solaklı ve Baltacı köprülerinin tamamen yıkık olduğu şeklinde bir cevap yazdı. Ona göre Rize’ye ulaşmak için tek yol, denizden motor ileydi. Konsolosun açık istihbarat yoluyla elde ettiği bilgilere göre, Humurgan, I. Dünya Savaşı esnasında Ruslar tarafından bombalanmıştır. Rusların kasabaya verdiği zayiat 1928’e kadar tamir edilmiştir. Buranın temel ihraç malı cevizdir. Konsolosa söylendiğine göre, yılda 2,5 veya 3. Milyonluk TL’lik ceviz ihracatı yapılırmış. Humurgan’da askeri birlik bulunmuyor ama İskele yanındaki Belediye Binasının yanında Askerlik Şubesi vardır. Burada da askere alma işlemiyle görevli birkaç subay bulunmaktadır. Humurgan’dan Bayburt’a yapılan karayolunun yarısının tamamlandığı konsolosa ifade edilmiştir. Hükümet Binası olarak kullanılacak büyük taş bir bina da tamamlanmaya çalışılmaktadır.

Konsolos bölgenin yerel idarecileri ile de konuşmuştur. Humurgan Belediye Başkanı Şakir Şükrü Bey ile CHP İlçe Başkanı, Şakir Şükrü Beyin I. Dünya Savaşında Filistin’de orduda iken makinalı tüfek ateşiyle yaralandığını ve İngiliz askerleri tarafından yakalandığını belirttiler. Hintli veya Avusturalyalı askerler tarafından değil de, şansı yaver giderek Londralı bir Bölük tarafından yakalanmış. Mısır’da hapse atılmıştır ve İskoç bir cerrah tarafından tedavi edilmiştir. Fakat bu cerrah onun sağ kolunu kesmiştir. Bu sohbet esansında Belediye Başkanı, Konsolosa, Rusların denizden bombalayarak Humurgan’a verdiği zayiatı ve Rusya’nın halihazırdaki durumu hakkında da bir şeyler anlatmıştır. Onun ifadesine göre, Türkler ve Rusların hiçbir ortak yönleri yoktur ve birbirlerine oldukça uzaktırlar. Konsolos, Humurgan’da kısa kalış süresi içinde, halktan, subaylardan ve memurlardan dostça bir tavır görmüştür. 17 Haziran öğleden sonra Humurgan’dan kayıkla değil, motorlu bir araçla Solaklı Dere’ye kadar gitmiştir. Onun gözlemlerine göre, Of Çayı üzerindeki tahta köprü tamamen yıkıktır. Bu çayı kıyıdan kıyıya gerilmiş çelik bir halatla çalışan bir botla geçmiştir. On beş dakikalık yürüyüşle Of’a ulaşmıştır.

Of Kaymakamı Sami Bey, Jandarma Kumandanı ve Numer adlı yerel bir tüccar gelince, Of Otelinin bahçesinde birkaç dakikadan fazla kalamamıştır. Bunlarla sohbetten Of’un ana ihraç maddesinin fındık olduğunu öğrenmiştir. Of’un merkezinin nüfusu 300-400 kişiydi. Kazanın toplam nüfusu ise 70.000 kişi. Yaz aylarında çıkan sıtma ve ateşli hastalıklardan dolayı Of, çok sağlıksız bir yerdi. Solaklı Deresi vadisinde ekilen mısır, çok yağıştan dolayı ıslanmaktadır. 12-15 Haziran arasında sel taşkınları olmaktadır. Of’tan Bayburt’a uygun bir karayolu vardır. Bu yol, motorlu araçlarla dört veya beş saatte gidilebilir. Of’un sakinlerinin çoğu, yaz aylarını, Humurgan-Of arasında, Solaklı Deresinin birkaç mil batısında yer alan Evyan İskele adlı köyde geçirmektedirler. Of Kaymakamı Sami Bey, bana, sadece üç yıl önce Of erkeklerinin sarık taktıklarını ama şimdilerde çok az kişinin sarık taktığını söyledi. Eskiden Of kadınları da yüzlerini peçeyle sıkı sıkıya kapatırlarmış ama şimdilerde kılık kıyafet mevzuatı onları erkekler ile aynı hizaya getirmiş. Humurgan’da olduğu gibi burada da bir Askerlik Şubesi var ama askeri birlik yoktur. Of’ta askeri bir hareketlilik de bulunmuyor. Çok pis bir otelde bir gece geçirdikten sonra, Of’tan ayrıldım. 18 Haziran sabahı, Kala Potamos Çayı’nın sağ kıyısında yer alan Sadıkzade Kereste Fabrikasını görmek için kürekli bir kayıkla Of’tan ayrıldım. (İngiliz Devlet Arşivi, FO 424. 269, s. 14-15).