10. Olivtech Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı’nı geride bıraktık. 4 gün boyunca süren fuarı her gün takip etme imkanı buldum ve bu süreçte onlarca üretici ile sektörü detaylı konuşma fırsatı buldum.

Anlaşılan o ki Türkiye’deki zeytin üreticileri de pandemi ile Rusya-Ukrayna savaşından nasibini almış. Açıkçası bizim üreticilerimizin, mis kokulu zeytinyağlarını tattıktan sonra dünyanın halen bizi değil de İspanya’yı zeytin ve zeytinyağında en büyük marka olarak bilmesi biraz haksızlık gibi geldi…

2021 yılında kurulan daha tazecik ama ihracat deneyimi yüksek bir marka olan Anolive’in kurucuları ile konuştuğumda, Avrupa’da Türkiye zeytinyağının tanınmadığını söylediler. Avrupalılar; İtalya’nın, Yunanistan’ın ve İspanya’nın zeytinyağını tanıyor, öve öve yere göğe sığdıramıyor ama bizim zeytinyağımızı bilmiyor öyle mi?

Yok artık!

Hani şunu da mı yapmadık… Bir de bizimkini deneyin?

Şaka bir yana… Binlerce yıl önce bu topraklarda ehlîleştirilen, bugün Akdeniz ve Ege kıyılarındaki ülkelere yayılarak varlığını sürdüren zeytinin, ekmeğini nasıl olur da İspanya yer? Tamam iyi olan kazansın anladık da, bu şekilde bir mağlubiyeti de kabul edemiyor insan…

Hal böyleyken bizim zeytin ve zeytinyağı markalarımız tüm dünyaya katma değeri yüksek, kaliteli ürünleri pazarlamak için insanüstü bir gayretin içinde. Ancak üreticilerimiz ve markalarımız bu gayretlerinin devlet tarafından biraz daha desteklenmesini ve güç birliği yapılmasını bekliyor. Ama tabi veriler bu konuda çok iyimser görünmüyor.

Konuyu dağıtmadan kısa bir şey daha eklemek isterim, fuardaki üreticilerden biri şu tespiti benimle paylaştı; biz her yıl siyasi kavgalardan, seçim derdinden önümüzü göremiyoruz. Ne zaman bu iktidar savaşı bitecek de biz asıl sorunlarımıza döneceğiz?

Aslında meselenin özüne baktığımızda dünyayı doyurabilecek güçte olan Türkiye’nin bugün gıda krizine yenik düşmesindeki temel meseleyi açıklıyor. Asıl sorunlara odaklanamamak. Bunun içine iktidar da muhalefet de dahil…

Hadi gelelim İspanya bizi ve dünyayı nasıl geçmiş ona bir bakalım…

Öncelikle İspanya, Yunanistan, İtalya gibi aynı kategoride yağların üretildiği sınıfa dahil olmak lazım. Burada şöyle sorunlu bir algı var; Türkiye’de zeytin yağı üretildiğini dünya insanları çoğunlukla bilmiyor. Siz kendinizi dışarıya açmazsanız, insanlar evinizin içinde ne olduğunu bilemez.

Bu noktada devletin tarım üreticilerine, odalarına, borsalarına daha fazla ve daha etkili bir şekilde destek olması gerekir. Bu destekler bugüne kadar yeteri miktarda olmamış ki…

Avrupalı Türk zeytin yağını bilmiyor.

Hal bu ki zeytin tarihine bakıyorsunuz 38 bin yıl önce ilk zeytin ağacı Ege Bölgesi'nde ehlileştirilmiş. 30 bin yıl sonra buradan Fenikeliler vasıtasıyla Akdeniz ve Ege kıyılarına yayılmış. Aslında esas kökeni burasıdır. Ama bilgi şu anda ülkeler düzeyinde yok, bilinmiyor, unutulmuş.

Dünyayı gezseniz duyacağınız şey; İtalyan zeytinyağı, Yunan zeytinyağı, İspanya zeytinyağı… 

Halbuki zeytinin de zeytinyağının da beşiği burası, bizim Ege’miz... Bu haklı mücadelede üreticilerimizin bireysel anlamdaki güçleri belli bir yere kadardır. Bu haklı mücadeleye devletin de gücünü belli oranda seferber etmek gerekir.

***

Bir şeyi de hatırlatmak lazım biliyorsunuz son iki yılda zeytinyağı ihracatına yasak getirildi ki dökme zeytinyağındaki ihracat yasağı devam ediyor. 5 litre ve üzerindeki dökme zeytinyağını dış pazara gönderemiyoruz.

Zeytinyağındaki ihracat rakamları sezonluk tutuluyor. Her yıl zeytinyağı ihracat sezonu 1 Kasım itibariyle başlıyor ve nisan sonuna kadar devam ediyor. Bu bilgiler ışında Ege Bölgesi rakamlarına bakacak olursak; geçen sezon 63 milyon dolar ihraç edilen zeytin yağı bu sezon yani 2021 Kasım’ından 2021 Nisan sonuna kadar 107 milyon dolar artmış. Bu da ihracatta yüzde 70 artış oldu demek…

Öte yandan zeytinyağı ihracatı rakamlarında miktar bazında da yüzde 42’lik bir artış var. Bu da katma değeri yüksek zeytinyağı demek oluyor…

Öte yandan Türkiye, üreticisine ve ihracatçısına Avrupa’daki destekleri sunamıyor. Rakamlara bakıldığında Türkiye, Avrupa’nın sunduğu desteklerin neredeyse 20’de 1’ini üreticisine ve ihracatçısına verebiliyor. Bu da niçin hak etmediğimiz yerde olduğumuzu biraz olsun açıklıyor sanırım.

Zeytinyağında ilk markalı ihracat yapıldığı dönemlerde devlet dolarla destek veriyordu. Ama ihracatçı da üretici de artık ‘neydi o eski günler’ diyerek anıyor. Çünkü bu destekleri önce TL’ye çevrildi, sonra da çakıldı kaldı. Artık bir destek özelliği var mı yok mu tartışılıyor. Hem ihracatçıya hem de üreticiye günümüzde yapılan devlet destekleri İtalya’nın da İspanya’nın da çok gerisinde…

Bilmem farkında mısınız? Türkiye 190 milyon adete ulaşan zeytin ağacı varlığı ile dünyadaki en büyük güç olmaya çok yakın. Ama bunun artık ticaretine ve üreticinin kazancına da yansıması gerekiyor.

Bu yıl 650 bin ton zeytinyağı üretimi öngörülüyor. Pandeminin tetiklediği küresel gıda talebinin de etkisi ile yaklaşık 3 katı bir artıştan bahsediyoruz. Ama üretici bu girdi maliyetleri ile gerçekten kazanacak mı, gerçekten kazandığından mutlu olacak mı?

Unutmayalım, üreticimizi mutlu ettiğimizde ancak bizim 190 milyon adet ağacımız bir anlam kazanmaya başlayacaktır.