Dilimize Arapça ve Farsça anlamı nedeniyle “kader” olarak girmiş, İngilizce'de ise “destiny” olarak kullanılır.
Felsefi bir kelimedir aslında.
Museviliğe göre bir insanın kaderi, tüm hayatı boyunca “baştan yazılmaz” ve bir yıl önceki hal ve hareketlerine göre yıllık olarak yazılır.
Bir yıl boyunca iyi ve hayırlı işler işleyen kişilerin kaderi “bir yıl sonrası” için iyi yazılır.
İslam alimlerince ise kader, ezelden ebede kadar hayır ve şer meydana gelecek “bütün olayların” Allah katında bilinmesi ve takdir edilmesi şeklinde tanımlanır.
İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık'a göre de Kur'an'da ölçü ya da kapasite anlamında bir kader ibaresi bulunmakta, ancak İslam'da kadere iman diye bir Kur'an hükmü bulunmamaktadır.
***
Cehaletin en büyük düşmanı bilgidir.
Bilgiyi edinmek kadar, bilginin “doğru” kullanılması da önemlidir. Biliyor olup, yine de “bilmemezliğe gelmek” ise bu çağda insanoğlunun yakalandığı en büyük hastalıktır.
Çağımız eğer bilgi çağı ise, yaşadıklarımızı sorgulamak, sonuçlarından “sorumlu” olanları yargılamak da “adalet” denen kavramın zorunluluğudur.
***
Bizim çocuklarımız şanssız.
Doğan doğmaz kız ya da erkek diye ayırıp, aile içindeki konumlarını farklı farklı belirleriz.
Yetmez...
Biraz büyümeye başladıklarında “yoksulluğun” pençesine bırakır, yağmur, çamur, toz ve toprak içinde “büyümelerine” ses çıkarmayız.
Yetmez...
Kağıt mendil sattırır, olmadı dilendirir, o da olmadı trafik lambalarında cam silmeleri için boyunlarına kova, ellerine sünger tutuştururuz.
Yetmez...
Sokaklara salar, tinerden başlayıp binbir türlü uyuşturucuya kurban olmalarını izleriz.
Yetmez...
Eğer ekonomik durumu kötü ise, ya bir tarikat yurduna teslim eder, sonra da taciz veya tecavüze uğramasını seyrederiz.
Yetmez...
Taciz edilmelerini, sokakta mendil satmalarını, dilenmelerini, uyuşturucu tuzağına düşmelerini kendimizce “masumlaştırarak” kader ya da yazgı diyerek geçiştiririz.
Yetmez...
Elde kalanları sınavdan sınava, dersten derse, okuldan okula koşuşturur, sonra da yorulup tükenmelerine kızarız...
***
Ne çektiniz be çocuklar.
Ne kötü dünya yarattık sizin için.
Bunca “kötülük” ile derdest edemediğimiz ruhlarınızı “çocuk gelinler” ile süsleyip, çağdaş bir ülke olmanın koşulunu “suskunluk” ile ölçer olduk.
***
Hiçbirinizin suçu değil yaşadıklarınız.
Bütün suç, bunca olup bitene rağmen, suskunluğunu, korkaklığını, vurdumduymazlığını kadere bağlayıp “vicdanını rahatlatan” büyüklerinize ait.
Siz en masumusunuz toplumun.
***
Yangın merdiveni içeriden kilitliymiş.
Denetim yapılmamış.
Uyarı ve önlem alınmamış, hepsi birer boş sözcük şimdi.
Dinlemeyin söylenenleri.
Peşinizden yakılan ağıtlara kanmayın.
Yaşadıklarınız “yazgınız değil” onu bilin yeter...