Her yıl, yılları sayıyoruz… 30’uncu yıl, 31, 32, 33…

Rakamlar değişiyor ama bir duygu değişmiyor; Araştırmacı, belgeli gazeteciliğin bizler için değişmez sembolü olan Uğur Mumcu’nun anısını yaşatma gayreti…

Öyle klasik, haydi bir etkinlik yapalım gibi bakılmıyor Uğur Mumcu anmalarına.

İçimizde önce onun varlığını duyumsamış olmanın kıvancı beliriyor.

Gerçek gazeteciliğin ölüme varan tüm ağır bedellerine karşın nasıl doyumsuz ve eşsiz bir kamu görevi olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz.

Evet Uğur Mumcu’yu anmak, haberciliğe sevdalı gazeteciler için onurdur, şereftir.

Mumcu’nun siluetinde; araştırmacı gazetecilik ruhu ve felsefesinin yaşatılması demektir.
*****
Gazetecilik halk adına hakikatin peşinden gitmektir.

Ne demişti Mumcu…

“Tarikatlara ve cemiyetlere alınan genç çocuklar 30 yıl sonra Cumhuriyete karşı ayaklanacaklar”

Ne demişti Mumcu…

“Tarikat-siyaset-ticaret üçgenleri devlet yapısını çevreliyor”

Ayaklanmadılar mı, 15 Temmuz Kalkışması olmadı mı?

Önceki gün, Türkiye’nin en çağdaş aydınlık kentlerinden biri olan İzmir’de gözümüzün içine baka baka bir cemaat şov yapmadı mı?

****

Objektif haberciliğin üzerine şimdi bir de dijitalleşmeyle, her türlü medya girişiminin ‘gazetecilik’ olarak nitelendirildiği karmakarışık bir ortam yağdı, yağıyor.

Gazeteci hiçbir gücün alkışlayıcısı olamaz.

Ama öyle bir düzen ki; kendinden olmayan, yandaşlık yapmayan medya, yerel-ulusal fark etmiyor, hiçbir güç odağı tarafından yaşatılmıyor.

Tüm bunlara karşı mücadele etmesi gereken gazeteciler ve meslek kurumları dört yanda mücadele ediyoruz.

Tam yoruluyoruz ama 24 Ocak geliyor.

Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz, cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.” sözleri aklımıza geliyor. Sonra onun gibi kaleminden vazgeçmektense bedenini siper eden nice değerlerimizin sorumluluğunu omuzlarımızda hissediyor, 'ha gayret!' diyoruz.

Cumhuriyet yolunda, tam bağımsız Türkiye savaşçılığına onun kaldığı yerden devam diyoruz. İzmir’de Hasan Tahsin’den güç alıyoruz. Mesleğimizi lekeleyen her türlü yapıyla mücadeleyi görev biliyor; kişisel çıkar ve itibar peşinde koşanlarla mücadelemizi sürdürüyoruz.

‘Ezilip un edilmeye çalışılsak da bu mesleğin neferleri olarak BİR gidip BİN geleceğiz.’

*****

Evet, “İnsanlar yalnızca konuştuklarından değil, sustuklarından da sorumludur”

Ama yine de düşünmeden edemiyoruz.

Uğur Mumcu bugün yaşasaydı 84 yaşında olacaktı.

Ve tabii kimse onu kimse susturamazdı, cesurca konuşmaya geçmişteki gibi devam ederdi.

"Milliyetçilik, 'vatan, millet, Sakarya, kan, ırk, bayrak' edebiyatı mıdır, yoksa ulusun çıkarlarını, onurunu herkese karşı savunmak; yani tam bağımsızlık mıdır?

Ülkenin onuru ayaklar altında çiğnenirken, 'vatan, millet, bayrak' edebiyatını yani milliyetçiliği sadece kitleleri uyutmak, kandırmak için kullanıp, aslında bütün bu değerleri salt kendi siyasal ya da bireysel-sınıfsal çıkarları için kullanmak milliyetçilikse, bunun karşıtı nedir?"

İddialı ağır cümleler…

Ve sizce nerede olurdu?

Ne dersiniz, sizin de aklınıza Silivri geldi mi?