Gazetecinin görevi nedir?
Soru sormak, sorgulamak, gerçekleri yazmak, doğru ve inanılır haberleri sunmak, aydınlanma savaşımına kalemiyle, düşüncesiyle katılmak, aktöreli (ahlak) davranmak; demokrasinin, özgürlüğün, çağdaşlığın, insan odaklı duruşun yanında olmak.
Gazetelerin sahipleri bir zamanlar gazeteciydi; haber yapanlar, yazanlar gazetecilik ilkelerine, namuslu ve dürüst davranmaya özen gösterirlerdi. Karşıt düşüncede olsalar, atlatma yarışına girseler de gazeteciliğin barışçıl çağrısına tıkamazlardı kulaklarını.
Hürriyet gazetesinin kurucusu Sedat Simavi'nin basın tarihine geçen ünlü öğüdü belleklere kazınmıştır: "Gerekirse kalemini kır; ama sakın satma".
Bu söz, gazetecilere meslek ilkelerinden, özgürlüklerinden, bağımsızlıklarından ödün vermemelerini, gerektiğinde zorluklara katlanarak kalemlerini satmamalarını vurgulayan anlamlıdır, değerlidir.
Şinasi Nahit Berker’in “Gazeteci olunmaz, doğulur” sözü de düşündürücü, özlü sözdür. Özellikle alaylı dediğimiz o usta gazetecilerle özdeşleşir.
Gazetecinin yazma sorumluluğu; halkın doğru haber alma, bilgi edinme, gerçekleri öğrenme hakkına dayanır. Bu sorumluluk, kamusal çıkarları korumayı, topluma karşı saydam olmayı gerektirir.
Gazetecilik üzerine çok söylendi, çok şey söylenecek. Geçmişten bugüne değişen değer yargıları, bilişim alanındaki hızlı değişimler, gündemin çılgın devinimleri, değişime, dönüşüme yönelik gelişmeler.
Ne acı ki özellikle son yıllarda siyasal erkin egemen, baskıcı, denetleyici, kuşatıcı tutum ve davranışları, yazma eyleminin özgürlüğünü kısıtlıyor, yıpratıyor, engelliyor!
***
Gazeteci talancıyı, vurguncuyu, rantçıyı, kadın kıyımını, sömürüyü, çocuklara yönelik saldırıları, uyuşturucu baronlarını, yokluğu, açlığı, gelir eşitsizliğini, halkın geçim sorunlarını, siyasetin kirli oyunlarını… yazmazsa toplum nasıl bilgilenecek, öğrenecek, gerçeklerin ayrımına varacak?
O zaman gazeteci yazmalı elbette.
Gazeteci dostum, 50 yılı aşkın süredir işlevsel gazetecilik yaşamını sürdüren Tülay Cengiz, anılar, önemli söyleşiler, güncel haberlerle buluşturduğu yapıtına YAZABİLİRSEN…YAZ GAZETECİ YAZ adını verdiğine göre, elbette bildikleri, gördükleri, yaşadıkları, tanık oldukları var.
Kitabı okurken, benim de tanıdığım, bildiğim, dost olduğum çok sayıda gazeteciyle de karşılaştım: İsmail Sivri, Orhan İlhan, Çetin Esen Kaftan, Güngör Mengi, Önder Özçorlu, Hamdi Türkmen, Aykut Poturoğlu, Erkin Usman, Yener Özkesen, Güler Özkan, Celal Yılmaz, Gazanfer Karpat.
Şimdi aramızda olmayan bu usta gazetecileri, anısı güzel insanları saygıyla, sevgiyle anıyorum.
Tülay Cengiz’in bu kitabıyla ilgili Can Dündar, Haluk Şahin, Akın Birdal yazılarını da ilgiyle, beğeniyle, değerle okudum. Onların Tülay Cengiz gazeteciliğine ilişkin özlü sözlerine, saptamalarına katılmamak olanaksız.
Kitabın bir bölümü de Tülay’ın eşi Avukat Metin Cengiz’in serüvenine, devrimci savaşımına, hapisliğine, yaşadığı işkencelere, mektuplaşmalarına değgin. Hüzünle, kederle, acıyla, duygu yoğunluğuyla okudum o bölümü de.
Gerisi de Tülay Cengiz’in dönemin önemli siyaset, sanat, yerel yöneticilerle yaptığı söyleşilere, haberlere, anılara ayrılmış.
Öykü tadında, roman tadında yazılar.
Kitabı anlatmak kolay değil, alıp okumak, bilgilenmek, deneyimli bir gazetecinin tanık olduğu, yaşadığı olayları izlemek gerek.
Tülay Cengiz’in bu kitabı için özyaşam öyküsü mü, anılar mı, basın tarihinden bir kesit mi demeli?
Tülay’ın deyimiyle “Güzel İzmir’in (Smyrna) ilk kadın gazetecilerinin yaşanmışlıkları, karşılaştıkları zorluklar ve Gazeteci kalabilmek için verdikleri mücadelenin öyküsü mü? Bilmiyorum…”
Bence bunların hepsi.
Sevgili Tülay Cengiz’in bu yapıtını genç gazeteciler, gazeteciliğe heves edenler, gerçek gazeteciye değer verenler okumalı.
O zaman hep birlikte Selda Bağcan’ın sesinden sık sık duyduğumuz “yaz gazeteci yaz” şarkısını mırıldanalım mı?
Yaz öldürülen tüm kadınları / Yaz tartamayan koca kantarı Yaz görüp yine de susanları / Yaz kararıp giden yarınları Yaz, kara gecelere ışık ol / Yaz, derdi olana bi' umut ol Yaz, sesi çıkmayanın sesi ol
Yaz, yaz, gazeteci, yaz / Yaz, yaz, efendi, yaz