SEMİ TEKTAŞ/2026 yılı, Türkiye’de öğretmenlere yönelik şiddet ve saldırı vakalarıyla dikkat çekiyor. Yılın ilk 6 ayında İstanbul’dan Kahramanmaraş’a kadar son olarak Ağrı’da meydana gelen olaylarda hem eğitim camiasında hem de kamuoyunda büyük tepki topladı. Bazı saldırılar ölümle sonuçlanırken, diğerlerinde çok sayıda öğretmen ve öğrenci ağır yaralandı.
Araştırmalar, öğretmenlere yönelik şiddetin sadece uç örneklerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Türkiye’de yapılan bir çalışmaya göre, öğretmenlerin yüzde 21’i son bir yıl içinde en az bir şiddet vakası yaşadığını belirtiyor. Uluslararası NASUWT sendikasının raporuna göre, öğretmenlerin yüzde 20’si fiziksel şiddete uğradığını, yarısından fazlası itme, tokat gibi fiziksel temaslara maruz kaldığını bildiriyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi, okul içi şiddet olaylarını incelemek üzere araştırma komisyonu kurdu. Adalet Bakanlığı, küçük yaşta ciddi suç işleyenler için yetişkin cezası uygulanması konusunu gündeme aldı. Eğitim sendikaları ve meslek birlikleri, okul güvenliği ve öğretmen haklarının korunması için yeni önlemler ve yönetmelikler çağrısında bulundu. Lakin alınan tüm tedbirler eğitimde şiddetin önüne geçemedi.
Kanlı okul saldırıları
2 Mart 2026 tarihinde İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 17 yaşındaki bir öğrenci, biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik (44) ve bir başka öğretmen ile bir öğrenciye bıçakla saldırdı. Saldırının ardından Fatma Nur Çelik ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Diğer öğretmen ve öğrenci yaralanırken, saldırgan hakkında 126 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Eğitim sendikaları ise iş bırakma eylemleri düzenleyerek saldırıyı protesto etti. Bursa Nilüfer’de 14 Şubat 2026’da bir öğretmen, okul çıkışı sırasında eski nişanlısının silahlı saldırısına uğradı ve ağır yaralandı. Benzer şekilde Adana Seyhan’da öğretmene yönelik silah ve darp saldırıları medyaya yansıdı; olaylarda can kaybı yaşanmadı ancak öğretmenler korku ve yaralanma yaşadı. 14 Nisan 2026 tarihinde Şanlıurfa Siverek’te eski bir öğrenci tarafından düzenlenen silahlı saldırıda öğretmenler ve öğrenciler yaralandı. Saldırganın intihar etti. 15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısında ise dokuzu öğrenci biri öğretmen olmak üzere 10 kişiyi öldürdü ve 13 kişiyi yaraladı. Son olarak ise Ağrı’da bir öğretmen evinde ölü bulundu. Olayda öğretmenin görev yaptığı okulda mobbinge maruz kaldığını öne sürüldü.
Çalık: Münferit değil!
Okullarda yaşanan olayların münferit olmadığının altını çizen Eğitim-Sen 1’Nolu Şube Başkanı Hamdi Çalık, “Okullarda yaşanan şiddet olaylarının giderek artması üzerine daha önce de çeşitli değerlendirmelerde bulunmuştuk. Öğretmenlere, öğrencilere yönelik ya da akranlar arasında yaşanan şiddet olayları ve son dönemde bazı vakaların ölümle sonuçlanması bize bir kez daha gösteriyor ki, bu olaylar kişisel ya da münferit olaylar olarak değerlendirilemez. Şiddetin arkasında sosyal, ekonomik ve yönetsel nedenler bulunmaktadır. Çocuklarımızın geleceğe güvenle bakamaması, toplumda giderek derinleşen eşitsizlikler ve adaletsizlikler, görevini hakkıyla yerine getiremeyen yöneticilerin önemli pozisyonlarda bulunması ve özellikle eğitim alanında liyakat yerine farklı kriterlerle yapılan görevlendirmeler, okullardaki şiddet ortamını besleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nedenler ortadan kaldırılmadığı sürece ister okullara bekçi koyun ister başka güvenlik önlemleri alın, şiddetin önüne geçmeniz mümkün değildir” diye konuştu.
“Çalışanları çaresizliğe sürüklemekte”
Eğitim kurumlarında liyakatsiz atamaların yapıldığını ifade eden Çalık, duruma tepki göstererek, “Maraş’taki yaşanan olay da bu durumun bir örneğidir. Görüyoruz ki öğretmenimiz, görevinin gerektirdiği yeterliliğe sahip olmayan yöneticilerin uyguladığı baskı ve mobbinge maruz kalmıştır. Okulda yaşanan sorunları çözme, demokratik bir çalışma ortamı oluşturma ve sağlıklı iletişim kurma konusunda yetersiz kalan yöneticiler, sorunları çözmek yerine daha da büyüten bir rol üstlenmektedir. Okul yönetimlerinden ilçe milli eğitim müdürlüklerine kadar uzanan bu yönetim anlayışı, çalışanları çaresizliğe sürüklemekte ve eğitim ortamındaki gerilimi artırmaktadır. Liyakatsiz yöneticiler yalnızca eğitim sistemine zarar vermekle kalmamakta, aynı zamanda şiddeti besleyen bir iklimin oluşmasına da katkı sunmaktadır. Görevin gerektirdiği bilgi, birikim ve donanıma sahip olmayan, liyakat yerine başka ölçütlerle görevlendirilen yöneticilerin keyfi uygulamaları eğitim çalışanlarını bunaltmakta, motivasyonlarını düşürmekte ve onları tükenmişliğe sürüklemektedir. Ne yazık ki bu durum zaman zaman çok ağır sonuçlar doğurmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“Sebepler kaldırılmadan sonuç değişmez”
Polisiye önlemler ile şiddet olaylarının önlemeyeceğini ifade eden Çalık, “Bu olayların sistematik bir boyut taşıdığını düşünüyoruz. Çünkü sebepler ortadan kaldırılmadığı sürece sonuçların değişmesi mümkün değildir. Nasıl ki bir iklim hangi ürünü yetiştiriyorsa aynı ürünü vermeye devam ediyorsa, eğitim sisteminde de mevcut koşullar değişmediği sürece benzer sonuçlarla karşılaşmaya devam edeceğiz. Polisiye önlemlerle, okul kapılarına bekçi ya da güvenlik görevlisi yerleştirerek bu sorunları çözmek mümkün değildir. Eğitimde, sağlıkta ve kamunun diğer alanlarında liyakatten uzak atamalar sürdüğü sürece; okulların fiziki koşulları iyileştirilmediği, eğitim çalışanlarının yaşadığı sorunlar çözülmediği ve öğrencilerin geleceğe dair kaygıları giderilmediği sürece kalıcı bir çözüm üretilemez. Bir okul kapısına bekçi koymak öğretmenin yoksulluğunu ortadan kaldırmaz. Eğitim çalışanlarının yaşadığı çaresizliği gidermez. Okul yöneticilerinden ilçe ve il milli eğitim müdürlerine kadar uzanan keyfi yönetim anlayışını sona erdirmez. Bu nedenle yapılması gereken, şiddeti ortaya çıkaran nedenlere odaklanmak ve bu nedenleri ortadan kaldıracak adımları atmaktır. Biz başından beri aynı şeyi söylüyoruz: Öğretmenleri, eğitim çalışanlarını ve öğrencileri umutsuzluğa sürükleyen bu iklim değişmediği sürece benzer üzücü olayları farklı şekillerde yaşamaya devam edeceğiz. Ne yazık ki bugün de sorunun kaynağına yönelik bir adım görmek yerine, görüntüyü kurtarmaya yönelik uygulamaların sürdüğünü görüyoruz. Oysa sebepler ortadan kaldırılmadan sonuçların değişmesini beklemek mümkün değildir” diyerek sözlerini tamamladı.




