Sonrası

19 Mayıs 1919 bir ulusun emperyalizme karşı açtığı mücadelenin başlangıç günü.
Elbette bu mücadeleden rahatsız olanlar çıkacaktı.

Başta İngiltere olmak üzere bu ülkelerin kuklası durumundaki Saray, mücadeleyi engellemek üzere her türlü yola başvuracaktı.
Mustafa Kemal, azimli ve kararlı olarak Samsun'a ayak basmış, daha sonra ilk kurtuluş kongresini toplamak üzere Erzurum'a gelmiştir.
Gelin 8 Temmuz 1919 gününü Paşa'nın emir eri Ali Çavuş'tan dinleyelim:
''Paşa, telgrafhaneye gitmek üzere arabasına binerken sert bir sesle bana seslendi:
“Çocuk, tabancan yanında mı?”
Ben Yok efendim dedim.
Paşa aynı sertlikte;
“Çık tabancanı al da gel” dedi.
Derhal koşarak yukarı çıktım, tabancamı belime takıp geldim.
Vatandaşların tezahüratı arasında postaneye gittik.

Bizim geldiğimizi gören postane müdürü, ne yapacağını şaşırmış, etrafımızda dolanıp duruyordu. Telgraf odasına girdiğimizde Paşa herkesin odayı terketmesini istedi.

Muharebe subayı Osman Bey'i maniple başına oturttu ve
“Yaz” dedi.
“Zat-ı Şahaneyi (Padişahı) şimdi makine başına istiyorum”
Osman Bey bir süre uğraştıktan sonra karşı tarafta Ferit Paşa'nın hazır olduğunu duyurdu.
Mustafa Kemal;
“Onu istemem.

Mutlaka zat-ı şahane ile konuşmak istiyorum” dedi.
Elinde sigarası, bir eli arkasında odada dolaşmaya başladı.

Osman Bey terleye terleye makine başında çalışıyordu.

Karşı taraftan sırasıyla Salih Paşa, Cevat Paşa, Tevfik Paşa makine başına geldiler.

Mustafa Kemal hiçbiriyle konuşmak istemedi.

Nihayet yarım saat sonra Padişahın hazır olduğunu bildirdiler.
Paşa şifre ile 4 maddelik bir bildirimde bulundu.

İlk üç madde kabul edilmiş, yalnız 4'üncü madde için mühlet istenmişti.

Paşa 'peki' diyerek karargaha döndü.
Ertesi gün aynı saatte Postanedeydik.

Osman Bey maniple başında İstanbul'la teması kurdu.

Osman Bey'in fısıltı halinde okuduğu nottaki son cümle şöyleydi;
“Derhal İstanbul'a dönmez iseniz, yakalanarak...” derken
Paşa, odayı inleten bir sesle gürledi.
“Bas manipleye”
Hepimiz ürkmüştük.

Paşa'nın saçları ve kaşları dimdik olmuş, gözleri ateş püskürüyordu.
“Yaz” diye emir verdi;
“Bu günden itibaren sıfatı memuriyet ve askerlik vazifeme son veriyorum ve Zat-ı Şahaneyi tanımıyorum; bir fert olarak milletimin sinesine karışıyorum”
Açıklamanın İstanbul'a yazılışını bekledikten sonra;
“Cevap almaya lüzum yok!” dedi ve sert adımlarla odayı terk etti.
Artık bir milletin mukadderatı tayin ediliyordu.

Bu cümlelerle istiklal mücadelesinin başlamış olduğu da saray gafillerine bildirilmiş oluyordu''

YORUM EKLE

banner92