Geçen haftalarda Yeni Dünya Düzensizliğinin kaotik yapısı; Post-modern emperyalizmin kural tanımazlığı; kaybolmaya yüz tutan uygarlık değerleri ve uygarlıkların köklü dönüşüm dönemlerindeki yaşadığı yapısal sancılara vurgu yapmıştım. Böylesi dönemlerde, Post modern emperyalizmin kültürler arası fay hattı tezi bağlamında ürettiği Büyük Orta Doğu Projesi nedeniyle, toplumsal çatışma yerine, toplumsal bütünleşme ve dayanışmanın önemine dikkat çekmiştim. Küresel arenada her şey yeniden yapılanırken, bu yapılanmada var olmak ve etkin olmak için önce sağlıklı bir ekonomik işleyişe sahip olmak gerektiği için önce ekonomik durumumuza bir göz atmak gerekiyor.

****

Türkiye ekonomisi 2013 yılından itibaren zayıflama sürecine girmişken, 2017 yılında yöneldiği sistem değişimiyle, post modern emperyalizmin oyun alanına dönen Orta Doğu coğrafyasındaki karmaşık ilişkiler ile kuantum düşün sisteminin tetiklediği köklü teknolojik değişimlerin yarattığı meydan okumaları anlayan stratejik planlar geliştirmekte oldukça yetersiz kaldı. Bu bağlamda sadece iki olguya vurgu yapmak istiyorum. Birincisi Suriye Krizinde, Suriye’den sonra en çok zarar gören ülke Türkiye oldu. İkinci olarak Türkiye bir yandan yaşanan göçün ekonomik yükünü çekerken, diğer yandan ABD ve AB işbirliği içinde, bölgedeki stratejik konumuna rağmen, sürekli dışlanan bir konuma itildi. NATO savunma hatları Yunanistan sınırına çekildi; Türkiye dışlandı. Tek adam yönetiminin kararı ile Rusya’dan alınan hava savunma sistemi bahanesiyle de ortağı olduğu F35 projesi başta olmak üzere, bir seri yaptırımlara muhatap oldu.

Ekonomide asıl sorun ekonomi biliminin temel ilkelerine ters düşen kararlardan tetiklendi. Enflasyon hızla yükseldi. Yanlış ve yetersiz kararlarla kronikleşti. Yapısal ve kronik hale gelen enflasyon, sadece para politikası ile önlenebilirmiş gibi, zamana yayıldı ve sorumluluk siyasi kontrol altındaki Merkez Bankasına yıkıldı. Yıllık Enflasyon oranı hala yüzde 30’un üzerinde seyrediyor. Hızla yükselen döviz kurları bir yandan ekonomik kaynak sıkıntısı yaratırken diğer yandan ithal edilmiş enflasyona neden oldu. Maliyet enflasyonu olarak hem sanayi sektöründe hem tarımda hızlı fiyat artışı ve zam yarışı başlattı. Kaynak yaratmak için kur korumalı mevduat kamburu yaratıldı. Bütçeye yük getirmeyeceği algısı ile yandaş şirketlere ihale edilen yol, köprü ve hastane inşaatlarına tanınan kullanım garantileri ve vergi afları vatandaşa vergi yükü olarak geri döndü. Diğer yandan ekonomi yönetimi, sanayileşme stratejisini yerine ticaret ve inşaat stratejisine ağırlık vere kolay ve hızlı yoldan, kendi yandaş zengin sınıfını yarattı. Ayrıca uygarlığın yaşamakta olduğu teknolojik devrimlere, sadece tüketici olarak entegre olmaya çalıştı. Toplumun kültürel rotası geleneksel Orta Doğu kültürüne yönlendirildi. Özelleştirilen sanayi şirketlerinin çoğu kapanırken, yok olan yatırım iklimi nedeniyle yeni teknolojilere dayalı yeni sanayi dalları kurulmadı. Örneğin TOBB verilerine göre Ocak 2026 da kurulan şirket sayısı yüzde 1,5 azalırken; kapanan şirket sayısı yüzde 5,9 artış gösterdi.

****

Bu uygulamalar sonrasında uzun yıllara yayılan enflasyon kronikleşti. Pahalılık arttı. Halk yoksullaştı. İşsizlik arttı. Gelir dağılımı aşırı ölçüde bozuldu. Orta tabaka eridi. Liyakat ve başarı motifi yerine yandaşlık uygulaması ikame edildi. Orta tabaka olmanın umudu olan eğitim bu işlevini yitirdi. Çalışanların yarısı asgari ücretli olmaya mahkum oldu. Eğitimli kesim şansını yurt dışında aramaya yöneldi. Etik ve ahlaki değerlerde çürüme, son günlerin ünlüler soruşturması ile açıkça gün yüzüne çıktı. Yolsuzluk soruşturmaları sadece muhalif belediyeler için geçerli olurken, yandaş olanlar için gündeme gelmiyor. Siyasallaşan yargı, adalet dağıtımında inandırıcılığını giderek erozyona uğratıyor. Üstelik yeni bir seçim kavgası giderek yaklaşırken, bu ekonomik durum ve yapılanma içinde, küresel kaosun riskli ortamında, kendimiz olarak, ne kadar güçlü ve etkin olabiliriz.