Evimin çok yakınında her zaman yürüdüğüm bir patika var. İnişli çıkışlı dairesel rota çizip başlangıç noktasına gelmem bir buçuk saati buluyor. Bu zaman sürecinde hayatı yalnızca ağaç, çiçek ve böceklerle paylaşmak her zaman iyi geliyor. Genellikle yalnız bana ait bu küçük yolculuğu bugün bambaşka bir güzellikte yaşadım. Dünyanın en neşeli canlısıyla birlikte yürüdüm parkuru. Arkadaşımın köpeğiyle. İnsana bu kadar iyi gelen, hayatı yaşanır kılan başka bir canlı var mı yeryüzünde bilmiyorum. Sonsuz bir merakla her bitkiyi, kökü kokladı, kelebeklerin peşinden koştu, her su sızıntısından kana kana su içti, bütün yan yollara saptı. Islanmaktan büyük keyif alarak derenin içinden yürüdü. Maruz kaldığımız insan hallerini, hoyratlıkları, sırf birileri daha zengin daha güçlü olsun diye dünyada süre gelen savaşları, kavgaları unuttum onu seyrederken. Saf neşe böyle bir şey olmalı diye düşündürdü yol boyunca bana. Bir insanda görmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki. Bugün ağaçlar daha yeşil, gökyüzü daha mavi, çiçekler rengarenkti. Kelebekler sonsuz.

Whatsapp Image 2026 04 01 At 09.45.51

Bence köpekler hayatın bize en güzel hediyeleri. Yürüyüşümüz iki saate yakın sürdü ama sağaltıcı etkisi saatlerce devam etti. Akşam internetten haberleri okuyorum. Arkeoloji ilgi alanım. Tesadüfen bir araştırma üzerine yapılmış haberle karşılaştım. Yeni yapılan kazılarda insanlarla köpeklerin dostluğunun, uzun yıllardır kabul edilenden çok daha önce başladığına dair kanıtlar bulunmuş. Daha önce köpeklere ait kalıntıların yaklaşık 11 bin yıl öncesine ait olduğu saptanmıştı. Yeni araştırmalarda ise Avrupa ve Anadolu’da 14 ila 16 bin yıl öncesine ait köpek kalıntıları bulunmuş. Yani biz aslında çok daha eski yıllarda dost olmuşuz köpeklerle. Henüz yerleşik hayat, tarım faaliyetleri başlamadan önce. Ne garip değil mi? Önce yanımıza çağırmış, beslenmelerini değiştirip doğal dengeleriyle oynamışız. Binlerce yıl yakınımızda tutmuş onlardan yararlanmışız. Bizi korumuşlar, sevmişler. Yıllar sonra emniyetimizi duvarlarla, çitlerle, tellerle sağlayıp onları terk etmişiz. Yetmemiş var güçleriyle onları yok etmeye çalışan insanlar ortaya çıkmış. Bizler de dünyayı hayvanlara dar etmeye yemin etmiş bu grupla aynı zaman diliminde yaşamaya çalışıyoruz. Sonsuzluğa gönderilen her hayvanla birer parçamız karanlığa bürünüyor.

KATLİAMLARIN NEDENİ

2024 yılı Ağustos ayında Hayvan Hakları Yasası’nın “hayvan odaklı” maddelerinin değiştirilip yasaya “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” tanımının eklenmesi ülkemizdeki binlerce köpeğin sonu oldu. Hayvanları korumaktan çok öldürmeye, zarar vermeye teşvik eden yasa tüm muhalif görüş ve eylemlere karşın neredeyse iki yıldır yürürlükte. Baskılar da giderek şiddetleniyor. Artık sahipsiz köpeklerin dışarıda yaşamaları neredeyse imkansız hale geldi. Kapasitelerine baktığımızda barınaklarda yaşamaları da. Kısa süreli ömürlerini, türüne özgü şartlar içinde özgürce sokaklarda, parklarda, bahçelerde geçiremeyecekler. Barınağa alınacaklar, veri sistemine kaydedilecekler, sahiplenilinceye kadar bir kafeste kalacaklar. Tabii çok sayıda hayvana uzun süre bakmayı tercih etmeyen barınak yönetimleri bir süre sonra onlardan kurtulmayı seçecekler. Çünkü 7527 sayılı düzenleme ile “acımasızca ve zalimce işlemler” yapmak yasak olmaktan çıktı. Bu nedenle her gün ülkemizin dört bir yanındaki barınaklarından katliam haberleri alıyoruz.

BAKIMEVLERİ DOLDU ŞİMDİ NE OLACAK?

Büyükşehir belediyeleri bütçelerinin yüzde beşini, nüfusu 25 binden fazla olan ilçe belediyeleri ise bütçelerinin yüzde üçünü sahipsiz hayvanların bakım ve rehabilitasyonu için ayırmakla yükümlüler. Ancak 5199 sayılı Hayvan Hakları Yasası’nın yürürlüğe girdiği 2004 yılından bu yana çok az belediye bu yükümlülüğünü yerine getirdi. Günümüzde gerek idari gerekse toplumsal baskılara karşılık verip bütçelerini ayıran belediyeler bakım evleri yapmaya, buralar dolunca da doğal yaşam alanları oluşturmaya başladılar. Başlarda birçok belediyenin “yerleşim yerleri dışında kalan ıssız alanları telle çevirip köpekleri buralara toplama” girişimleri vardı ama bu uygulamalar hem hayvan hakları savunucularının hem yasanın engelleriyle karşılaştılar. Yine de birçok bölgede kötü örnekler maalesef varlıklarını sürdürüyor.

DOĞAL YAŞAM ALANLARI

“Doğal yaşam alanları, rehabilitasyonu tamamlanmış -kısırlaştırılmış, aşılanmış ve parazit mücadelesi yapılmış- sahipsiz hayvanların bakımı ve yaşamlarını sürdürülebilmesi için oluşturulan, belediyelerin hayvan bakım evlerine bağlı, yaban hayatı ile bütünleşik, hayvan başına yeterli alanın sağlandığı güvenli bölgelerdir.”

Hayvanların, beslendiği doğal ortamlarında -veya bu ortamı taklit eden alanlarda- korunmasıdır. Onların refahı gözetilerek oluşturulurlar. Küçük ırk köpekler için hayvan başına 8 metrekare, büyük ırk köpekler için hayvan başına en az 10 metrekare alan sağlanması, olumsuz iklim koşullarından korunacak kulübe veya barınak alanları bulunması esastır.

Whatsapp Image 2026 04 01 At 09.45.52

Yaşadıkları yerler, mama ve su kapları temizlenebilir, dezenfekte edilebilir olmalıdır, yeterli beslenmeleri ve temiz şebeke suyuna erişimleri sağlanmalıdır.

Engelli veya bakıma muhtaç hayvanlar için türün biyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak alanlar oluşturulmalıdır. Padoklar, köpeklerin güvenliği gözetilerek oluşturulmalıdır. Her padokta yaş, cinsiyet, cüsselere göre düzenleme yapılmalıdır.

Ziyaretçilere açık olmalı, hayvanların gezdirilebileceği yollar olmalıdır.

Hayvan bakımı ve temizliği konusunda gerekli eğitimleri almış personel istihdam edilmeli alanda doğal afetlere karşı her türlü önlem alınmış olmalıdır.

Ne kadar kurallara uygun yapılırsa yapılsın insanın en eski dostu bundan böyle insandan uzak, kafeslerin arkasında ömrünü tamamlayacak. Yukarıda söz ettiğim Oxford Üniversitesi’nden araştırmacıların da olduğu, Nature Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre Karaman’ın Pınarbaşı arkeolojik alanında yaklaşık 16 bin yıl öncesine ait köpek kalıntıları bulunmuş.

Ülkemizde bugün yaşananlar birlikte paylaşılan 16 bin yıla ihanet değil de nedir?