İstanbul Anadolu Yakası’nın güney kıyıları açıklarında yer alan ve Prens Adaları olarak isimlendirilen adalardan bir tanesi Sivriada. Kıyıya on bir kilometre uzaklıkta. İstanbul’a en yakın ada. Muhtemelen denizden yukarı doğru uzanan sivri kayalıklardan oluşması nedeniyle bu isimle anılan adada insan yerleşim bulunmuyor. Ama ülkemizin hafızasında bu özellikleri ile değil de dünyanın en büyük köpek katliamlarına yaptığı ev sahipliği nedeniyle geniş yer kaplıyor. Utançla birlikte. Çünkü geçmişte bir kez değil, tam üç farklı zamanda üç farklı yönetim “şehrin sakinleri”ni yok etmek için Sivriada’yı seçti.

A2B49Eb5 E187 4C4A Af48 9D4145D39F44

Medenileşme önünde en büyük engel KÖPEKLER!

İkinci Mahmut dönemi, batılılaşma reformlarının yapıldığı dönem olarak adlandırılır. Bu tarih aralığında ordu, bürokrasi, eğitim hatta giyim tarzı Avrupa modeli örnek alarak yeniden şekillendirildi. Toplum yapısında yapılmak istenen değişiklikler, şehirde insanlarla iç içe yaşayan köpekler için de yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. Çünkü o dönem Avrupa’da sokaklardaki köpekler toplatılmaya başlanmıştı. Ülkemiz için de medenileşme önünde en büyük engel köpekler olarak görünüyordu.

Gece gezinti yapan bir İngiliz vatandaşı sokak köpeklerini görünce korktu ve kaçarken düşerek öldü. Vatandaşının ölmesi üzerine İngiliz Hükümeti ültimatom verdi. Bu ültimatom üzerine Osmanlı Devleti harekete geçti. İkinci Mahmut şehirdeki tüm köpeklerin toplanması için ferman çıkardı. İstanbul halkı uzun yıllardır köpeklerle birlikte yaşıyor ve onları seviyordu. Büyük çoğunluğu evlerinin önünde yaşayan köpekleri besliyordu. Köpeklerin yatacakları yerler vardı. İtirazlara rağmen köpekler toplandı gönderildi. Yoğun tepkiler yükseldi şehrin dört bir yanından. Protestolar giderek arttı. Susmadılar. Halkın büyük çoğunluğu hayvanlara eziyet etmenin uğursuzluk getireceğine inanıyordu. Bu tepkilerden çekinen İkinci Mahmut fermanını geri çekti. Köpeklerin sağ kalanları geri getirildi, şehre ve mahallelerine kavuştu.

149343Ce 94D7 4Eb7 88Bd 3E1Ed36Df76A

Yangınlar

İstanbul’un koruyucularına ikinci darbe Sultan Abdülaziz döneminde geldi. Padişah 1865 yılında köpeklerin Sivriada’ya götürülmesini emretti. 50 bine yakın köpek toplandı. Ama hemen sonrasında Çemberlitaş’tan Kumkapı’ya kadar uzanan bir bölgeyi etkisi altına alan Hocapaşa yangını çıktı. Otuz altı saat süren yangında İstanbul’un beşte biri yandı. Halk bu yangını çok sevdikleri canlıların toplatılmasına bağladı, lanetin süreceğini haykırdı. Padişah fermanını geri çekti. Köpekler yeniden şehre döndü.

8F3Abdc2 3D89 4C13 B017 930159998591

Adım Adım Katliama

20. yüzyılın başında yapılan girişimde ise köpeklerin hiçbirinin geri dönme şansı olmadı. O sırada İstanbul Belediye Başkanı İttihak ve Terakki Partisi’nden Suphi Bey’di. Aynı dönemde Avrupa’da Fransızlar köpekleri kimya ve parfüm sanayiinde kullanmaya başlamıştı. Kendi ülkelerindeki köpekler tükenince İstanbul’daki köpeklere talip oldular. 1910 tarihinde şehirde kuduz vakalarının görülmesi bahane edilerek köpeklerin toplatılmasına ve Fransızlara satılmasına karar verildi. İki ülke arasında anlaşma bile imzalandı. Toplama sırasında halk yine isyan etti köpekleri vermek istemedi. Hatta ilk anda toplanan köpekler Tophane’de konuldukları depodan kurtarıldılar. Bunun üzerine toplama işi paraya ihtiyacı olanlara, serserilere verildi. Başlarında jandarmalar bekledi. 80 bin köpek depolara dolduruldu.

Ddae332E 9842 49E9 Ae50 6Ab1Aa6A8Cdb

Ama Fransızlar köpekleri almak için bir türlü harekete geçmiyordu. Önce fiyat indirildi sonra bedava verilmesi teklif edildi. Sonunda köpekleri istemediklerini bildirdiler. Onca hayvana ne olacaktı? Yiyecek içecek yetmezdi. Karar verildi. Köpeklere yine Sivriada yolu görünmüştü. Büyük kayıklara, mavnalara bindirildiler. Adaya götürüldüler. Önceleri biraz yiyecek gönderdi hükümet, sonra vazgeçtiler. Birkaç kayıkçı onlara yiyecek ve su taşımaya devam etti ama onlar da hepsine yetemediler. Bir süre sonra yoruldular, bıraktılar. Köpeklerin bazıları açlıktan, susuzluktan öldü, bazıları suya atladı boğuldu. Kalanlar birbirini yedi. Çığlıkları bütün İstanbul’a ulaştı. İki-üç yıl boyunca adanın yakınlarından geçenler onlardan arta kalanları hüzünle seyrettiler. Artıklardan yayılan koku neredeyse tüm şehri kapladı. Sonra ne mi oldu? 1912 depremi ve Balkan Savaşı. Halkın büyük çoğunluğu yaşanan felaketleri köpeklerin katledilmesine bağladı. O günlerden sonra kimse Sivriada demedi artık Hayırsızada’ydı.

302589A3 6A11 4C8B 9E95 1Cf3273Ade7F

Merhamet Neydi?

Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sahipsiz köpeklerin yüzde 75’inin sokaklardan toplanma işlemlerinin tamamlandığını açıkladı. Hayvanları Koruma Yasası’nda yapılan 7527 sayılı değişikliğin hazırlıkları sırasında ülkemiz genelinde toplam dört milyon sokakta yaşayan köpek olduğu söyleniyordu. Bu hesapla üç milyon köpeğin barınaklara alındığını Bakan resmi olarak açıklamış oldu. 51 ilde toplama işlemlerinin tamamlandığını da.

Oysa 2025 verilerine göre yalnızca 300’e yakın belediyenin barınağı bulunuyor. Tüm barınakların toplam kapasitesi ise 105 bin ile 110 bin arası olduğu tahmin ediliyor. Geçen yıldan bu yana tamamlanan barınakların kapasitesini abartılı olarak 20 bin kabul etsek 150 bin rakamına bile ulaşamıyoruz. Bu sorunun cevabını, hesabını veren olur mu bilmiyorum. Ama sormaya devam edeceğiz. Sokak köpeklerimizin çok az bir bölümünün barınak ve doğal yaşam alanlarında, kötü koşullarda yaşadıklarını görüyoruz da toplanan üç milyona yakın köpek nerede?

Yıllardır ateşli silahlarla vurulmaları, zehirlenmeleri, dövülmeleri yetmedi. Küçücük alanlara hapsedildiler. Açlıktan, susuzluktan, hastalıktan, bakımsızlıktan öldüler, ölüyorlar. Çaresizlikten birbirlerini öldürüyorlar. Gün geçmiyor ki ülkemizin bir köşesinden katliam haberleri gelmesin. Yasa değişikliğine “ötanazi” maddesi tüm itirazlara rağmen ısrarla konuldu. Yüzyıllarca yıl önce köpekler, o güzelim canlılar “şehrin koruyucuları”, “şehrin sakinleri” olarak kabul edilirken, günümüzde teşvik edilen, desteklenen nefret nedeniyle nefessiz kaldı. Milyonlarcası. Biz onları koruyamadık.

Şimdi ülkemizin her yeri Hayırsızada.