İngiliz gizli belgeleri arasında Maarif Vekili Rıza Nur’un 1922 Moskova ziyaretiyle ilgili olarak R.M.Hodgson’un Moskova’dan the Earl to Balfour’a gönderdiği 10 Temmuz 1922 tarihli kısa bir rapor bulunuyor (FO 424, 254, s.42, Belge No: 47). R.M. Hodgson raporunda ‘’burada (Moskova’da) mümkün olan tüm araştırmaları yaptım ve Ankara ile Sovyet Rusya arasında yeni bir gizli anlaşma olduğuna dair raporu doğrulayan herhangi bir bilgiye rastlamadım’ demektedir. İngilizler, 16 Mart 1921 tarihli Moskova Anlaşmasından başka, Sovyetler ile Ankara Hükümeti arasında 1922 yılında gizli ve yeni bir anlaşmanın yapılıp yapılmadığını öğrenmek istiyorlar. Hâlbuki ÇEKA, Moskova’daki Türk Büyükelçiliğine casusluk yaptığı gerekçesiyle baskın yaparak Türk diplomatları tutuklayınca, TBMM, Büyükelçi Ali Fuat Paşa’yı Türkiye’ye geri çağırmıştı. Daha sonra bu sorunun çözümü için Mart 1922’de Rıza Nur’un başkanlığında bir heyet, Moskova’ya gönderilmişti. Sorunun özü bu olmasına rağmen, İngilizler Rıza Nur’un Sovyet Ruslar ile bir anlaşma yapmak üzere gönderildiğinden şüphelendiler. Hodgson, bu konuda Moskova’da basını taramıştır: ‘’ 7 Temmuz 1922 tarihli Izvestia gazetesinde Rıza Nur’un Harkov yoluyla Moskova’ya geldiği haberi yayınlanıyor. Rıza Nur, Harkov’da, Türk Hükümetinin temsilcisi sıfatıyla Türk-Ukrayna anlaşmasını onaylıyor. Rıza Nur’un bir diplomat heyetiyle birlikte geldiği ve Mustafa Kemal’den Lenin’e kişisel bir mektup getirdiğinden söz ediliyor. Karahan ile Rıza Nur arasındaki görüşme iki saat sürmüştür ve görüşme ‘çok dostça’ geçmiştir’’. Hodgson, Rıza Nur’un Moskova ziyaretinin asıl amacının ne olduğunu öğrenmeye çalışacağını ifade ediyor.

İngiliz Yüksek Komiser Vekili Neville Henderson, İstanbul’dan the Earl to Balfour’a gönderdiği 25 Temmuz 1922 tarihli bir raporda (belge no:96), ‘’20 Haziran’da yapılan gizli Rus-Türk anlaşmasının’’ metnini ele geçirdiği belirtiyor ve anlaşmanın maddelerini özetliyor. Bu anlaşmayı Sovyet Hükümeti adına Ankara’daki Sovyet temsilcisi Aralof, Türk hükümeti adına da Kazım Paşa ile Yusuf Kemal’in imzaladıklarını yazıyor ve ayrıca bu ayın başında Ulusalcı Hükümet tarafından onaylandığını yazıyor. Anlaşmanın temel maddelerini şöylece sıralıyor: Türkiye, Sovyet Hükümetinin rızası olmadan Yunanistan ile bir barış anlaşması yapmayacağını taahhüt etmiştir. Türkiye, Rusya'ya karşı alınabilecek herhangi bir eylemde Türk topraklarının kullanılmasına izin vermeyeceğini taahhüt etmiştir. Balkanlardan veya Kafkasya devletlerinden Rusya’ya yönelik bir saldırı olursa, Türkiye, müttefiki Rusya lehine elindeki tüm güçleriyle müdahale etmeyi taahhüt etmiştir. Türkiye, Almanya ile Rusya arasında yapılan Rapallo Anlaşması ile diğer anlaşmaları onaylayacağını taahhüt etmiştir. Türkiye'nin başka ülkelerle yapabileceği anlaşmalar, bu ülkelerin Türkiye ile ilişkilerinin temeli olarak 1920 tarihli Türk-Rus Ulusalcı Anlaşması'nı kabul etmeleri şartıyla, geçerlidir. Anlaşmanın (d) maddesi gereğince yapılacak çatışmanın etkin bir şekilde yürütülmesinin denetimi amacıyla, Ulusalcı Ordunun karargâhına bir Sovyet askeri misyonu atanacaktır. Ayrıca Türkiye'nin Avrupalı Güçlerle gelecekteki ilişkilerine dair bir başka maddenin daha bulunduğu, ancak bu maddenin o kadar gizli olduğu ve muhbirimin temsilcisinin bile şartlarını tespit edemediği konusunda Henderson’a bilgi verilmiştir.

İngiliz Yüksek Komiser Vekili Henderson raporuna şöyle devam ediyor: ‘’Bu belgenin gerçekliğine inanıp inanmamak konusunda kararsızım. Bu metni bana güvendiğim ve güvenilir bir kaynaktan temin ettiğini düşündüğü bir arkadaşım gösterdi; ancak bunlar, kişinin yanıltılmasını engellemez. Zira Amerikalı muhbirim, haberin doğruluğundan yeterince etkilenerek, ele geçirdiği metnini telgraf yoluyla bana iletti. Böyle bir anlaşmanın yapılmış olması, doğası gereği, olasılık dışı değildir. Ankara’da Sovyet Hükümetinin sürekli artan tesiri, halihazırdaki Yakın Doğu’daki durumu çok rahatsız eden özelliklerden biridir. Moskova'nın bunu teşvik etmek için can atması gayet doğal olurdu. Moskova, Kemalist Hükümeti şu konuda ikna etmeyi başardı: Sovyetlere yazılı bir ifade verme ve Moskova’ya bağımlılık durumu. Moskova’nın bunda başarılı olmak konusunda istekli olması son derece doğal olurdu. Ulusalcı Hareket, başarılı bir şekilde ortaya çıkması için vazgeçilmez olan para ve silah gibi tüm maddi kaynaklar konusunda Rusya'ya o kadar bağımlıdır ki, Mustafa Kemal, kendini böyle bir bağa sokmayı tercih etmese bile, Sovyet hükümetinin Rapallo Antlaşması'nı Ankara ile bir ittifakla tamamlamaya yönelik arzusuna karşı koyamazdı. Yukarıda bahsedilen doğuştan gelen olasılık, başlı başına şüpheciliği uyandırmak için yeterlidir. Bu tür sahteciliklerle ilgilenenler tarafından böyle bir belgenin üretilmesi, hareketin tam olarak ihtiyaç duyduğu bir şeyi karşılıyor. Ayrıca, böyle bir anlaşmanın varlığını, İzmit'teki Mustafa Kemal'in ve Sovyet temsilcisinin Ankara'ya yeni gelen İran Büyükelçisine verdiği ziyafetteki Yusuf Kemal'in kamuoyuna yaptığı açıklamalardan çıkarılacak sonuçlarla uzlaştırmak zordur; ancak bu açıdan da kamuoyuna yapılan açıklamalar genellikle oldukça yanıltıcıdır. Sayın Lord Hazretlerine özetini sunma şerefine nail olduğum belgenin orijinalliği konusunda kesin bir görüş bildirmekten, diğer kaynaklardan elde edilecek ek bilgiler belgeyi doğrulayana veya çürütene kadar kaçınmayı tercih ederim’’ (s.79-80). Kedleston Markizi Curzon, 21 Eylül 1922 tarihli telgrafında, Sovyet Hükümetinin Moskova’da Ankara, İran ve Afganistan ile askeri ve siyasi müttefikliği konuşmak için bir konferans düzenleyeceklerini öğrendiğini belirtmektedir (s.278).

Sonuç olarak, bu İngiliz gizli yazışmalarından anlaşılıyor ki, İngiliz Hariciyesi, Sovyet Rusya ile Ankara Hükümeti arasındaki gizli ilişkileri ve anlaşmaları ayrıntılı olarak öğrenmek istemektedir. Ancak, Sovyet Rusya ile Ankara Hükümeti arasında 1922 tarihli gizli veya açık bir anlaşma mevcut olmadığına ve Rıza Nur’un büyükelçilik krizini çözmek için Moskova’ya gönderildiğine göre, İngiliz Hariciyesinin, Rıza Nur’un Moskova misyonu konusunda güvenilir ve doğru bilgi elde edemediği ortaya çıkmaktadır. Zaten İngiliz Yüksek Komiser Vekili Henderson da kendisine ulaştırılan bu belgenin orijinalliği konusunda şüpheye düşmüştür.