Atatürk’ün, İngiliz Generali Townshend ile Konya’da iki kere görüşmesi, pek çok kez açıklanmış ve yazılmış (Bilal Şimşir, Osman Akanderi ve diğerleri tarafından) olmasına rağmen, Ulusal Mücadele karşıtları tarafından halâ istismar edilen bir konu olmaya devam etmektedir. Atatürk, Nutuk’ta, ‘Konya’ya gelmiş olan General Townshend’in isteği üzerine, kendisiyle görüşmek üzere Ankara’dan yola çıkarak 23 Temmuz 1922 akşamı Batı Cephesinin Karargahı’nın bulunduğu Akşehir’e gittim (Nutuk, s.451)’ demektedir. Bu görüşme dönemin Türk basınında da ayrıntılı olarak yer almıştır. General Townshend, 23 Temmuz sabahı Konya’ya geldi ve valilik tarafından resmi törenle karşılandı. General, Konya’da, Mustafa Kemal ile 24 Temmuz’da ilk görüşmesini yaptı. İkinci görüşme ise 25 Temmuz akşamı Konya’da yapıldı.

İngiliz gizli belgeleri arasında, İngiliz Dışişleri’nin General Townshend’in Türkiye’ye seyahat etmesini ve Mustafa Kemal ile görüşmesini istemediği; onun hem Beyrut’taki hem de Türkiye’deki faaliyetlerini yakından izlettirdiği belgelenmektedir. İlk belgelerden biri, General’in, kendisine verilen İngiliz pasaportu ile Türkiye’ye gitmeyeceğine dair İngiliz Dışişlerine güvence vermesiyle ilgilidir. Söz konusu belge şudur:

‘İngiliz Dışişleri, 14 Haziran 1922

The Earl of Balfour’dan Bay Henderson’a (İstanbul’daki)

İstanbul'dan gelen basın telgraflarında General Townshend'in Ankara'ya geldiği bildirildi. Söz konusu kişinin iddia edilen yolculuğuna dair gerçekleri tespit edebilir misiniz? Geçen Mayıs ayında kendisine 'Türkiye için geçerli değil' ibaresi bulunan bir pasaport verilmişti ve o vesileyle, barış imzalanana kadar Türkiye'ye giriş yapmayacağına ve planlanan seyahatinin sadece Paris, Madrid ve Carlsbad'ı kapsayacağına dair kesin bir güvence almıştı (FO 424, 254, s. 35. Belge No: 36).

İkinci belge ise, Generali, Beyrut’taki İngiliz Başkonsolusu vasıtasıyla Türkiye’ye gelmemesi için verdiği güvenceyi tutmasına yönelik tedbirdir.

‘İstanbul, 16 Haziran 1922

Bay Henderson’dan The Earl of Balfour’a

271 numaralı telgrafınızı Beyrut'taki başkonsolosa ilettim ve General Townshend'in Majestelerinin hükümetine verdiği güvenceye uyması için elinden gelen tüm adımları atmasını emrettim (FO 424, 254, s. 35. Belge No: 42).

Üçüncü belge ise Generalin elindeki mevcut pasaportu ile Türkiye’ye giriş yapamayacağı, eğer yapmaya kalkarsa bunun Fransız Komiseri tarafından engellenmesiyle ilgilidir.

‘İstanbul, 16 Haziran 1922

Bay Henderson’dan The Earl of Balfour’a

Hemen ardından gönderdiğim telgrafım

Fransız Komiserine, General Townshend'in pasaportunun Türkiye için geçerli olmadığına dair özel bir ibare içerdiği için, kendisine Türkiye topraklarına giriş kolaylığı sağlamanın pasaport konularındaki olağan prosedüre aykırı olacağı konusunda Fransız yetkililerini uyarmak üzere Beyrut'a telgraf çekip çekmeyeceğini sordum. Bunu yapacağına söz verdi (FO 424, 254, s. 35. Belge No: 43).

Dördüncü belge ise General’in İngiliz Hükümeti adına hiçbir resmi görevinin olmadığının Router aracılığıyla kamuoyuna bildirilmesiyle ilgilidir.

‘İstanbul, 19 Haziran 1922

Bay Henderson’dan The Earl of Balfour’a

General Townshend'ın Türk çevrelerinde gördüğü önemi göz önünde bulundurarak, kendisinin hiçbir görevinin olmadığını ve Majestelerinin hükümetinin sık sık dile getirdiği isteğine karşı gelerek Ankara'ya gittiğini açıkça belirten resmi bir açıklamayı Router aracılığıyla telgraf yoluyla iletmenin uygun olacağını düşünüyorum (FO 424, 254, s. 35. Belge No: 53).

Beşinci belge ise General’in Beyrut’taki faaliyetlerinin izlenmesi ve Türkiye’ye gelmemesi için İngiliz Başkonsolosu ve Fransız görevliler aracılığıyla ikna edilme çabasıyla ilgilidir.

‘Beyrut, 18 Haziran 1922,

Beyrut başkonsolosu Satow’dan The Earl of Balfour’a

Efendim,

Tümgeneral Sir Charles Townshend K.C.B, M.P.'nin Beyrut'a gelişi ve ayrılışına ilişkin 28 ve 29 numaralı telgraflarımı teyit etmekten onur duyuyorum.

12 Temmuz'da, muhtemelen Marsilya'dan gelen 'Lotus' adlı buharlı gemiyle geldi. Bir yerlerde tanıştığı ve gelişinden haberdar ettiği General Gouraud, İngiliz irtibat subayından, kendisini karşılamak üzere kurmaylarından biriyle birlikte aşağıya inmesini rica etti. Beyrut'ta bir gece geçirdikten sonra Lübnan'daki Aley'e gitti ve orada üst düzey askeri subaylar için dinlenme evi olarak kullanılan bir eve yerleşti. General Gauraud ve M. de Caix ile yaptığı görüşmeler vardır ve 14 Temmuz'daki resepsiyonda Gauraud bana General Townshend'in Ankara'ya doğru yolda olduğunu söyledi. Ertesi gün bu haber Beyrut'ta herkesin diline düşmüştü.

Dün İstanbul'dan, Sayın Henderson'a gönderdiğiniz ve General Townshend'i Ankara yolculuğundan vazgeçmeye ikna etme talimatı içeren 271 numaralı telgrafınızı aldım. Öğleden sonra Aley'de yanına gittim, ancak onun o gece Halep'e giden trene binmek için Beyrut'a çoktan gitmiş olduğunu öğrendim. Beyrut'a dönmeden önce General Gauraud ile görüşmeye karar verdim ve onunla görüşmeden önce tesadüfen Fransız bir subay olan Yüzbaşı Roubini ile karşılaştım. Kendisi bana General Townshend ile birlikte Halep'e gönderildiğini söyledi.

General Gauraud'ı gördüğümde, General Townshend'in özel bir şahıs olarak Majestelerinin hükümetinin isteğine aykırı olarak Halep'e ve oradan da Ankara'ya gittiğini açıkladım ve General Towsend'i durdurmasını isteyemeyeceğimi ancak bu girişimi kolaylaştıracak hiçbir şey yapmamasını rica edebileceğimi söyledim. Bana, General Townshend'in kendisini Mersin'e götürmesi için bir Fransız savaş gemisi istediğini, ancak böyle bir geminin mevcut olmaması nedeniyle bunu reddettiğini söyledi. Ayrıca, General Townshend'e eşlik etmesi için sadece bir subay görevlendirmesinin, bunun önemli ziyaretçilerle ilgili adeti olduğunu, amacın yolculuğun zorluklarını ve rahatsızlıklarını en aza indirmek olduğunu ve Halep'teki temsilcisi General De Lemothe'ye verdiği mektubun ise sadece General Townshend'in İskenderun'a yolculuk için özel bir garajdan araba kiralamasına yardımcı olunmasını talep etmek için olduğunu söyledi. Ona bu imkânları geri çekmesini önerdim, ancak görünüşe göre bunu yapmaya niyetli değildi. Sözünü verdiğini ve her durumda yüksek rütbeli bir subayın diğerinden beklemeye hakkı olan nezaketi gösterdiğini düşünüyor gibiydi.

Daha sonra Beyrut'a gittim ve General Townshend'i otellerden birinde yolculuğuna hazırlanırken buldum. Ona bu işten vazgeçmesini teklif ettim, ancak beklediğim gibi reddetti. O zamana kadar amacı geniş çapta bilindiğinden, gemilerini yakmışken, planından vazgeçmeyi kabul etmesi pek olası değildi. Bana Mustafa Kemal'i yakından tanıdığını, onunla görüşmeye davet edildiğini, en az 100 (İngiliz) milletvekilinin planını onayladığını ve hatta (Türk) Başbakanının bile desteklediğini söyledi. Ankara ziyaretinin, başlıca rakibi İngiliz Dışişleri Bakanlığı olmasına rağmen, olumlu sonuçlar doğuracağından emindi. Pasaportu kendisine verildiğinde verdiği sözle ilgili olarak, "şimdilik" yani pasaportunu aldıktan sonraki birkaç hafta içinde gitmeyeceğine dair hiçbir güvence vermediğini söylediğini anladım. Ancak, verdiği taahhüdün notlarını dikkatlice tuttuğunu belirtiyor ve şüphesiz ki zamanı geldiğinde kendi savunmasını sunacaktır. Türkler hakkında genel olarak ve Kemalistler hakkında özel olarak ne düşündüğümü kısaca anlattım ve sonra yanından ayrıldım. Ayrılırken, yaklaşık üç hafta sonra geri döneceğini ve o zaman neler olduğunu anlatacağını söyledi. Planlandığı gibi dün gece Halep'e gitti. İngiltere’nin Beyrut Başkonsolosu H.E. Satow (FO 424, 254, s. 35. Belge No: 103).

Bu rapora göre, General Townshend, İngiliz Hükümetinin isteğine karşı gelerek, Mustafa Kemal ve diğer Türk idareciler ile görüşmek üzere Türkiye’ye gelmiştir. Mustafa Kemal ile iki kere görüşmüştür. Görüşmenin içeriği dönemin basınına yansımıştır. O, Batı Cephesinin Karargah merkezi olan Akşehir’e hiç gelmemiş ve askeri planlar üzerinde bir etkisi olmamıştır. Onun İngilizler adına da resmi bir görevi yoktur. Esir olarak İstanbul’da bulunduğu sıralarda kendisine iyi davranıldığı için Türklere karşı muhabbet beslediğinden dolayı Yunanlıların Anadolu’yu tahliye etmesi gerektiği görüşünü İngiliz kamuoyunda açıkça savunmuştur. Mustafa Kemal’i de yakından tanıdığını ifade ederek, kişisel olarak, Anadolu’da sulhu sağlama görevini üstlendiği anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal’in yanı sıra, dönemin Türk basını ve devlet adamlarının çoğu da onun faaliyetleri hakkında olumlu duygular beslemiştir.