Mayıs’lar ataktır, devinimlidir, sıcak kanlıdır, eylemcidir, devrimcidir.
Türkiye ve dünya sol-sosyalist tarihinde Mayıs ayı; anma günleri, direnişler, hak ve adalet savaşımları ile simgeleşen çok özel bir aydır.
Bu nedenle Türkiye'de devrimci gelenekte, toplumsal bellekte Mayıs ayı, savaşımcılığın, başkaldırının en yoğun anımsandığı, anıldığı dönemlerdir.
Kısa bir Mayıs gezintisi yapalım, yaşanmış Mayıs olaylarından bir seçkiye göz atalım, ne dersiniz?
***
Fransa'da De Gaulle yönetimine karşı başlatılan 1968 Mayıs ve Haziran aylarını unutmak olanaklı değil.
Nanterre Üniversitesi'nde başlayan öğrenci devinimi giderek büyümüş, işçi kesimin desteğini alarak ülke çapında ayaklanmaların, fabrika baskınlarının, genel grevin yaşanmasına yol açmıştı.
Ben de 22 yaşındaydım, Ankara’da MEB’de memurdum. Bir yandan da gazetecilik eğitimi görüyordum akşamları.
1 Mayıs’la başlayan Emek ve Dayanışma Gününü her yıl dayanışmanın, savaşımcılığın, umudun, emeği diri tutmanın uluslararası adresidir.
5 Mayıs 1973 tarihi benim için de önemli, anlamlı, hüzünlü bir gündür. Şair ARKADAŞ Z. ÖZGER’in 25 yaşında yaşamdan kopuşunu unutmam olanaksız.
Şevket Apalak, Sina Akyol, Tahir Abacı, Sabahattin Çetin gibi yazın-sanat emekçisi arkadaşlarımızın ortak dostu, arkadaşıydı Özger. Onun adına Mayıs Yayınlarının sahibi ve sorumlusu Avukat SUAT ÇELEBİ’nin 31 yıldan bu yana özveriyle sürdürdüğü “Arkadaş Z.Özger Ödüllerini” alkışlıyorum.
****
6 Mayıs 1927 de önemli bir tarihtir. İstanbul Radyosu Sirkeci büyük postanede yayına başladı o gün. Türkiye'de radyo yayınları resmi anlamda varlığını gösterdi.
6 Mayıs 1972 tarihi de acının, kederin adresidir. Üç fidanın, üç inançlı insanın; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın yaşamdan koparılışının karanlık günü…
Biraz kendi tarihime göz atınca, 7 Mayıs 1980 gününün TÜMBAŞ ailesine SENEM adlı güzel bir kız çocuğunun katıldığını unutmak olanaksız. Baba olmanın ne değerli bir olayı yaşattığının ayrımına şimdi daha çok varıyorum.
1939 yılında başlayıp milyonlarla insanın yaşamını yitirdiği İkinci Dünya Savaşı 8 Mayıs 1945’te sona erdiğinde dünya rahat bir nefes aldı.
“Yazmasam deli olacaktım” sözünü belleğimize kazıyan, Türk öykücülüğünde devrim yaratan SAİT FAİK’in bu dünyaya mendil salladığı tarihin 11 Mayıs 1954 olduğunu unutmadık elbette.
14 Mayıs 1950 çok partili yaşama geçişin, ama aynı zamanda sağ ve tutucu sağ yönetimlere açılışın da tarihi olduğunu biliyoruz.
Ya 17 Mayıs 2000… Size neyi çağrıştırıyor ilk anda? Çocukluğumdan beri tutkunu olduğum Galatasaray’ın UEFA Kupasını kazandığı tarihi, değil mi?
O gün Datça’da Orhan Baykal, Mustafa Kaptanoğlu ve birçok dostla kutlamıştık o utkuyu. Yer yerinde oynamıştı Mayıs ayına yakışır biçimde.
Deneme, eleştiri, dil alanında emeği, devinimi, yazıları unutulmayan Nurullah Ataç’ın 59 yaşında yaşamdan kopuş günü 17 Mayıs 1957’dir!
19 Mayıs 1919’u anlatmaya, tanımlamaya gerek var mı? Bağımsızlık ateşinin yakıldığı çok özel, çok önemli gün.
Dün 107. yılını yine coşkuyla, aydınlanma direnciyle, umutla, saygıyla, sevgiyle, özenle kutladık.
Unutulmaya bırakılan 27 Mayıs 1960 ihtilal midir, devrim midir, amacına ulaşmış mıdır? Tartışılır. Ama 1961 Anayasası Türkiye'de "kuvvetler ayrılığı" ilkesini en geniş biçimde temel hak ve özgürlükleri yasal güvence altına alan ilk anayasa olduğunu da unutmadık.
On üç yıldır önemini, özelliğini, anlamını yitirmeyen bir olaydır Gezi Parkı olayları; tarih 28 Mayıs 2013.