BU DÜNYADAN
NÂZIM GEÇTİ...
"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından."
(Nâzım Hikmet-1947)
**
Şiir yazdı, umut saçtı.
Sol göğüs altındaki cevahiri asla karartmadı...
Ömrünün 13 yılı hapiste geçti...
Bu 13 senelik hapis, doğrudan doğruya işlediği bir suçun karşılığı değildi.
İfadesiyle, "Uydurulmuş bir suçun, omzuna yüklenebilir suçun cezasıydı."
Hopa'da, "Yedi Tepeli Şehir" dediği İstanbul’da, Ankara 'da, Çankırı'da ve en son Bursa'da hapis yattı. Çile çekse de yılmadı...
İçerde yılları alabildiğince yavaş geçti, günlerden uzun olsa da o hep; "Olsun be" dedi...
Hapiste bile zaman yetmedi BüyükŞair'e...
Hapislik arkadaşları;
"Türkiye 'nin Gorki"si Orhan Kemal'di...
Kemal Tahir'di!
Kendi ifadesiyle, "renkten cennetler yaratan"
İbrahim Balaban'dı...
Hiç üşenmeden gariplerin dilekçelerini, mektuplarını yazardı cezaevinde...
Sonra ranzasına çekilir, uykusuzluğa direnir, şiirler yazardı...
Üretkenliği tartışılmazdı...
Örneğin "Şeyh Bedrettin Destanı"nı, "Taranta Babu''yu, Türkiye 'nin Kurtuluş Savaşı
"Kuvay-i Milliye Destanı"nı, "Memleketimden İnsan Manzaraları"nı koğuşunda yazdı!
"Türkçem, benim ses bayrağım" diyerek!
Zaman zaman kızdı köpürdü, "nasıl öfkelenmem" dedi, voltasını attı...
**

"Çekilmez zorluklar çekti" der onun için Fakir Baykurt ve ekler;
"Şiirleri cezaevinden polisin bilmediği hiçbir zaman da bilemeyeceği yollardan çıkar, en çok basılan şiir kitabından daha fazla çoğaltılır, polis onları bulup almadan ezberlenir, durmadan okunur, okunurdu.
O, şiirden başka tiyatro, senaryo, roman, öykü, makale, polemik, inceleme gibi pek çok türde yapıt verdi.
Ama hepsinde şairdi!
Şu anda dorukta dünya şairleri arasında duruyor.
Yıldız gibi pırıl pırıl parlıyor Nâzım Hikmet..."
**
Nâzım bu ülkenin, bu toprakların en çok yazan, hakkında da en çok yazılan şairidir; tartışmasız...
Peki o kendini nasıl yazmış.
İşte "Otobiyografi";
"1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem.
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu ve
on dördümden beri şairlik ederim.
kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler,
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prağ’dan Havana’ya.
Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’te
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında ezilmedim
951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırt üstü bekledim ölümü
sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımıniçtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı, ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene, uçağa, otomobile,
çoğunluk binemiyor.
operaya gittim,
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere ben de gitmedim 21’den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye,
ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiyem’de Türkçemle yasak
kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım,
başımdan neler geçer daha kim bilir.
(11 Eylül 1961, Doğu Berlin)
**

Onu "vatan haini" diye yaftaladılar.
"Şiiri silah, silahı şiir" na yaptı?
Ne yapacak, muazzam dizelerle cevap verdi.
İşte "Vatan Haini";
"Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." (28 Temmuz 1962)
**
Sürgünde yazdı en güzel memleket şiirini.
Prag sokaklarında, başında kasketi vardır, sırtında mintanı. Adını da
"Yine Memleketim Üstüne Söylenmiştir " koydu;
"Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim..."
**
61 yıla sığmış
yaşamı; "tepeden tırnağa şiir, insan, hasret, ümit, sevdadan ibaretti" Nâzım Hikmet'in!
"Kavganın adsız neferiydi." o!..
"Yaşamak" onun için
"bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"ydi.
Yüreği ile görmesini bilendi.
Şiirini tanımlarken “Kökü yurdumun topraklarındadır” derdi.
Öyle bir köktür ki, bu dallarıyla tüm insanlığa ve medeniyetlere ulaşırken zaman etkisini kaybederdi.
Nâzım’ın “Mukaddes ümidi, güzel günlerin bir gün geleceğine olan inancı”, milyonların dilinden düşmeyen bir “umut türküsü”dür.
Işık saçan şiirleri, Türkçe’ye güç kazandırmıştır.
BU DÜNYADAN
NÂZIM GEÇTİ...
**
Son şiiri de bu yazının sonu olsun;
"Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm"