Ege Denizi'nin en bakir kalmış sularına sahip olan İzmir'in Karaburun ilçesi, su altı yaşamını derinden sarsan büyük bir çevre temizliği operasyonuna sahne oldu. İnsan eliyle denizlere bırakılan ancak kontrol dışı kaldığı halde ekosistemi bir virüs gibi kemirmeye devam eden atıklar, profesyonel dalgıçların radarına takıldı. Deniz altındaki biyoçeşitliliği korumak ve farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen operasyon, derin maviliklerde sessizce süren bir katliamı da bir kez daha tescilledi. Yüzeyden bakıldığında pürüzsüz görünen denizin metrelerce altında, binlerce canlının yaşam hakkını elinden alan sahipsiz av araçlarına karşı yürütülen bu mücadele, yerel ve küresel ölçekteki çevre politikalarının da temel dayanağını oluşturuyor.

Büyük Ada açıklarında zamana karşı derin dalış

Karaburun kıyılarında koruma altındaki Akdeniz foklarından nesli tehlike altındaki mercan resiflerine kadar pek çok türe ev sahipliği yapan sularda, anlamlı bir çevre seferberliği için kollar sıvandı. Bölgede çevre bilincini artırmak amacıyla organize edilen 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında, Karaburun Dalış Merkezi öncülüğünde özel bir su altı temizlik hareketi planlandı. Sabahın erken saatlerinde Büyük Ada açıklarında demirleyen tekneden denize atlayan profesyonel ekipler, akıntılı ve zorlu şartlara rağmen derin maviliklere doğru alçalmaya başladı.

Yaklaşık 25 metre derinliğe inen dalgıçlar, deniz tabanına adeta bir örümcek ağı gibi yayılmış, kayalıklara ve canlı yaşam alanlarına dolanmış devasa bir kütle tespit etti. Bölgedeki kıyı balıkçılığı faaliyetleri sırasında koptuğu ya da bilerek terk edildiği anlaşılan bu hayalet ağ grubunu temizlemek için su altında titiz bir çalışma yürütüldü. Dalgıçların bıçak ve kesiciler yardımıyla kayalıklardan özgürleştirdiği yaklaşık 100 metre uzunluğundaki devasa ağ, güçlükle yüzeye çıkarılarak bota alındı.

Ağların üzerindeki esaret altındaki canlar kurtarıldı

Yüzeye çıkarılan ölüm tuzağının üzerindeki manzara, su altındaki vahşetin boyutunu net bir şekilde ortaya koydu. Karaya çekilen ağların gözeneklerinde sıkışıp kalmış çok sayıda canlı ve ölü yengeç, ıstakoz adayı ve çeşitli deniz kabukluları saptandı. Ekipler, ağları tek tek ayıklayarak hala hayatta tutunmayı başaran deniz canlılarını büyük bir dikkatle özgürlüğüne kavuşturdu ve ait oldukları Ege sularına geri bıraktı. Ancak ağın gözeneklerinde can veren diğer kabuklular, bu kontrolsüz avcılığın geride bıraktığı acı faturanın somut birer kanıtı olarak kaldı.

Uzmanlar, bu tür sahipsiz ağların suyun altında onlarca yıl bozulmadan kalabildiğini ve insan müdahalesi olmadığı müddetçe kendi kendine avlanmaya devam ettiğini belirtiyor. Kendi kendini besleyen bir ölüm sarmalı yaratan bu durum, deniz tabanındaki yaşam döngüsünü kökten sarsıyor.

Dünya denizlerindeki ağların yüzde beşi kayıp durumda

Denizlerin derinliklerinde yaşanan bu sessiz felaketin bilimsel boyutunu aktaran Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, durumun vahametine dikkat çekti. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini de yürüten Öztürk, kopan ya da terk edilen balık ağlarının deniz ekosistemine zarar vermeyi sessizce sürdürdüğünü vurguladı. Türkiye'deki tüm denizlerde bu tür yırtılmış veya bilerek bırakılmış av araçlarına rastlandığını ifade eden bilim insanı, küresel istatistikleri de paylaştı.

Yapılan uluslararası bilimsel araştırmaların sonuçlarını aktaran Prof. Dr. Öztürk, "Dünya denizlerinde kullanılan balıkçı ağlarının yaklaşık yüzde 5,7'si kayıp" diyerek tehlikenin küresel boyutunu gözler önüne serdi. İnsan kontrolünde olmayan bu ağların su altında kaldığı sürece ticari ve göçmen türleri ayırt etmeksizin avlamayı sürdürdüğünü ifade eden Öztürk, bu durumun balık stoklarını da baltaladığını anlattı.

Mercanlar ve deniz kaplumbağaları hedef tahtasında

Maviliklerin dibinde biriken bu katı atık yükü, sadece balıkları değil deniz ekosisteminin en hassas ve koruma altındaki aktörlerini de doğrudan tehdit ediyor. Prof. Dr. Bayram Öztürk, su altındaki ekolojik dengenin temel taşları olan mercanlar, deniz kuşları ve deniz kaplumbağalarının bu kontrolsüz ağlardan en fazla etkilenen canlılar arasında bulunduğunu dile getirdi. Ağların özellikle akıntılarla hareket ederek resiflerin üzerine serildiğini, buralardaki ışığı ve oksijeni keserek asırlık mercan kolonilerini kuruttuğunu belirten Öztürk, nefes almak için yüzeye çıkmak zorunda olan deniz kaplumbağalarının da bu gözeneklere takılarak boğulduğunu aktardı.

Bu küresel tehdide karşı uluslararası arenada yeni bir hukuki çerçevenin yolda olduğunu belirten Öztürk, Birleşmiş Milletler Plastik Sözleşmesi kapsamında çalışmaların hızla devam ettiğini müjdeledi. Hazırlıkları süren bu yeni uluslararası sözleşmenin, balıkçı ağlarının tanımlanması, işaretlenmesi ve kaybolması halinde ilgili resmi kurumlara anında bildirim zorunluluğu getirilmesi gibi radikal maddeler içereceğini söyleyen Öztürk, hukuki boşlukların dolmasıyla sorunun önemli ölçüde kontrol altına alınabileceğini savundu.

Gediz için büyük buluşma çağrısı: Gediz kurursa Ege kurur
Gediz için büyük buluşma çağrısı: Gediz kurursa Ege kurur
İçeriği Görüntüle

Balıkçılar ağları su altında kesmek zorunda kalıyor

Sahada yaşanan lojistik ve teknik zorlukları aktaran Karaburun Dalış Merkezi sahibi ve deneyimli dalış eğitmeni Hamdullah Aras ise balıkçıların karşılaştığı çaresizliğe değindi. Bölgedeki ticari ve amatör balıkçıların avlanma sırasında ağlarını deniz tabanındaki keskin kayalıklara ya da batıklara takabildiğini anlatan Aras, "Balıkçılar bazı durumlarda bu takılan ağları tüm çabalarına rağmen yukarı çıkaramayınca, teknenin güvenliğini de riske atmamak adına keserek bırakmak zorunda kalıyor. Ancak bu ağlar bulundukları yerde kalmaya devam ettikçe çevredeki tüm canlıları yakalamayı sürdürüyor" diyerek su altındaki zincirleme reaksiyonu özetledi. Denizin dibinde kalan her bir parçanın, yıllar boyu sürecek bir hayalet avcılık mekanizmasını fiilen başlattığını belirten Aras, bu konuda balıkçılarla koordineli bir takip sisteminin kurulmasının şart olduğunu ifade etti.

Plastik atıkların yarattığı baskı her geçen gün artıyor

Mavilikleri tehdit eden tek unsurun sahipsiz ağlar olmadığını hatırlatan dalış eğitmeni Arzu Arslan da deniz çöplerinin ve mikroplastiklerin yarattığı ekolojik baskıya dikkat çekti. Hayalet ağların yanı sıra plastik atıkların deniz yaşamını ciddi şekilde tehdit ettiğini dile getiren Arslan, toplumsal farkındalığın tabana yayılması için sıra dışı bir kampanya başlattıklarını duyurdu. Çevrenin korunmasında bireysel reflekslerin önemine değinen Arslan, deniz ekosistemlerini koruma ve anlama bilincine sahip olan, Scuba Schools International'ın ücretsiz çevrim içi çevre eğitim programını başarıyla tamamlayan ve kıyı şeritlerinden plastik atık toplayan gönüllüler arasından çekiliş yapacaklarını belirtti. Belirlenen bu doğa dostu kişilere, Karaburun'un büyüleyici su altı dünyasını keşfetmeleri için ücretsiz bir deneme dalışı deneyimi yaşatacaklarını belirten Arslan, denizleri korumanın yolunun onu derinlemesine tanımaktan geçtiğini vurguladı.

Kaynak: AA