Aslında bu yazının başlığını İzmir kenti ve Spor olarak koyup içeriğini de ona göre düzenlemeyi planlamıştım. Ama baktım böylesi genel bir başlık atarsam sayfalar dolusu yazmam gerekecek, spor yazarı Zafer ERTEM kardeşimle de konuşunca içeriği daraltıp sadece futboldan bahsetmeye ve bu alanda da sadece bugün içinde bulunduğumuz duruma nasıl düştüğümüzü yazmaya karar verdim.

İzmir kuruluşu en eskiye sahip futbol kulüplerine sahip bir kent. Kaynaklar Türkiye’deki en eski spor kulübü olarak 1885 yılında kurulan FC SMYRNA’yı işaret etmektedir. En eski Futbol Kulüpleri olarak 1901’de İstanbul’da kurulmuş olan Black Stockings, 1902’de kurulan Kadıköy Futbol Kulübü, 1903’de Beşiktaş, 1904 de Elips ve İmogene, 1905 de kurulan Galatasaray ve 1907 kuruluşlu Fenerbahçe tarih sıralaması ile kaynaklarda yer alıyor.

Her neyse esas konumuz bu değil. Ama konuya girmişken şöyle bir bakayım dedim. Zira İzmirde futbol kulüplerinin köklerinin çok eskilere dayandığını biliyorum. 1912 de Karşıyaka, 1914’de Altay, 1923’de Altınordu ve İzmirspor, 1925’de de Göztepe kulübü kurularak sahalardaki yerlerini almışlardır. Daha sonra da il ve ilçelerde onlarca futbol kulübü açılarak faaliyete geçmiştir.

İlk kuruluş günlerinden itibaren İzmir’in sayılı işadamları, yüksek bürokratları, il ve ilçe belediyeleri ile ilgili bakanlıkların ciddi desteklerini alan bu kulüpler Özellikle Altay, Göztepe ve Karşıyaka bir türlü kendilerinden beklenen performansı sergileyememiş sonrasında da birer ikişer profesyonel liglerde alt liglere düşerek adeta yok olma sürecine girmişlerdir.

Buna mukabil İstanbul’da olsun, Anadolu’da olsun tarih olarak çok sonraları dahi kurularak hızla üst liglere çıkan onlarca takımı bir çırpıda sayıvermek mümkündür. Şöyle internette bir taradım Süper ligde mücadele eden Örneğin Kayserispor 1966’da, Gaziantepspor 1969’da, Rizespor 1953’de, Antalyaspor 1966’da kurulmuş.

Peki bunlar nasıl olmuş da uzun yıllar sonra kuruldukları halde bu başarıyı yakalamışlar ve sürdürmeye devam etmekteler de biz İzmir’de neden takımlarımızı yaşatamamışız. Neden bu haldeyiz.

Gayet basit. Oralarda iş insanları takımları için, beldeleri için, sosyal yatırımlar için kesenin ağzını açmışlar, açmaya da devam etmekteler.

Aslında İzmir’de varlıklı ailelerin büyükleri İzmir futbolunun şaşaalı dönemlerinde İzmir şovenistliği yapmışlar, takımların ayakta kalabilmesi için ciddi bütçeler ayırmışlar bağışlar yapmışlar.

Onların zamanlarında Altay olsun, Göztepe olsun, Karşıyaka olsun oldukça yeterli bütçelerle alınabilmiş düzgün oyunculardan oluşan takımlar olarak, başlarında kaliteli teknik direktörlerle belirgin başarılar elde ettiler.

Daha sonra, yeterli bütçelerden yoksun kalan bu takımlar yavaş yavaş önce kaliteli oyuncularını, ardından teknik direktörlerini kaybetmeye başlamışlar acı son yavaş yavaş kendisini göstermiş.

Bakın, futbol takımlarından geçtim, ulusal yayın yapan bir TV’miz var mı? İzmir’deki reklam şirketlerinin toplam cirosu İstanbul’daki küçük bir ajansın bile altında. Oysa açın kablo TV’yi hangi şehirlerin çatır çatır yayın yapan kanallarını göreceksiniz.

Medyan yoksa ne ticaretini, ne futbolunu, ne sanayiini, ne bilim insanını, ne markanı ne ulusala ne de uluslararasına yayamazsın. İş insanları Sırf kendilerine çalışmayı bırakıp ucundan kıyısından şehrine de harcayacak. İzmir’de şahsi servet olarak Koç’larla, Sabancı’larla rahatça boy ölçüşecek onlarca varlıklı insan var. Hepimizce bilinen bir iki tanesi hariç öyle ciddi bütçeler ayırıp sporuna, medyasına destek olmaz. Olmazlarsa da takımlarımız böyle nal toplamaya devam eder.