İnsanoğlu yerleşik düzene geçtiği günden itibaren yerleştiği toprakları mülk edinmek için gayret göstermiş, yeni topraklar elde etmek ve bu kazanımları diğer talep sahiplerine kaptırmamak için savaşmıştır. İlerleyen zamanlarda ise savaşlar yerini anlaşmalar çerçevesinde paylaşımlara bırakmıştır.

Tabii ki; Bu paylaşımların her zaman adil, her zaman orada yaşayanların isteklerine, arzularına ve stratejik geleceklerine uygun olduğunu söylemek mümkün değildir. Güçlüler zaman zaman kaba güçleri ile, zaman zaman karşıt gurupları tahrik edip hedef ülkelerdeki huzuru bozarak veya ülkeleri birbirlerine karşı kışkırtarak kendi çıkarları için on binlerce masumun hayatına mal olan girişimlerde bulunmuşlardır.

****

Bu girişimlerin ilk zamanlardaki baş aktörleri eski kıta Avrupa’nın o dönemlerdeki güçlü ülkeleri İspanya ve Portekiz olmuştur. Diğer Avrupa ülkelerinin sahip olmadığı büyük gemileri ile, önce Amerika kıtasını keşfeden ve oradaki yerli ırkları katleden bu ülkeler daha sonraları elde ettikleri toprakları sömürgeleştirme sürecinde anlaşmazlıklar yaşamışlardır. İşte tam bu noktada devreye giren zamanın Papa’sı 4. Alexander Mayıs 1493 tarihli Inter caetera fermanıyla, mülkiyeti bir sınır çizgisi boyunca İspanya ve Portekiz arasında paylaştırdı. 4. Alexander’in bu girişimi Tordesillas Antlaşması'nın temeli oldu. Haziran 1494'te imzalanan Tordesillas anlaşması İspanya ve Portekiz'in, Yeni Dünya'daki keşif alanlarını Yeşil Burun Adaları'nın 370 fersah (1550 km) batısından geçen bir meridyenle ikiye böldüğü, modern sömürgecilik tarihinin ilk küresel paylaşım antlaşmasıdır. Çizginin batısı İspanya'ya, doğusu Portekiz'e verilerek özellikle Güney Amerika ve ticaret yolları paylaşıldı.

****

Sonraları, Diğer Avrupa ülkelerinin güçlenmesi sonucu denizlerdeki İspanya ve Mısır hakimiyetinin bitmesiyle veya en azından bu ülkelerin de hakimiyete ortak olmasını takiben 2. Paylaşım dönemi başlamış Amerika kıtasının diğer yerleri Fransa ve İngiltere’nin hakimiyeti altına geçmiştir. Bu iki ülke ABD kuruluşuna kadar buraları sömürmüş, devam eden zamanlarda Avrupa ülkeleri sömürgeciliklerini sürdürmüşler, kafalarına ve güçlerine göre paylaşımlar yapıp birbirlerinin ayağına basmadan örneğin İngiltere Hindistan’ı, bugünkü Yeni Zelanda’yı, Avustralya’yı Fransa ise kuzey Afrika’yı, Hollanda şurayı, Portekiz burayı Vb. sömürmeye devam etmiştir.

Özellikle Petrolün öneminin anlaşılmasını takiben Yine Fransa ve İngiltere Orta doğuyu hedef olarak seçmiş ilk iş Osmanlıyı parçalayarak oralardaki petrolleri sahiplenmek üzere ÜÇÜNCÜ PAYLAŞIMIN hazırlıklarını yapmaya başlamıştır. Nitekim 16 Mayıs 1916'da I. Dünya Savaşı sürerken İngiltere ve Fransa arasında Sykes Picaut gizli anlaşması yapılmıştır. Bu anlaşma Rusya tarafından da onaylanmıştır.

Bu antlaşma, Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu'daki topraklarının (Irak, Suriye, Lübnan, Filistin) nüfuz alanlarına bölünmesini ve paylaşılmasını öngören bir anlaşmadır. Amacı Osmanlı devletinin orta doğudaki Arap toprakları üzerindeki nüfuzunu kırmak olup anlaşma ile Fransa; Suriye, Lübnan ve Güney Anadolu'yu; İngiltere ise Irak, Ürdün ve Filistin bölgesini kontrolü altına almayı hedeflemiştir. Nitekim, etnik, coğrafi ve dini yapıyı görmezden gelerek sınırları cetvelle çizilen günümüz Orta Doğu sınırlarının (Suriye, Irak, Ürdün) temelleri büyük ölçüde bu antlaşma ile atılmıştır.

****

Şimdilerde ise, kendi kurdukları/yaptıkları, ülke yönetimlerini kendilerinin oluşturdukları, istediklerini koltuğa oturtup istediklerini kaldırdıkları eski paylaşımı beğenmeyip yeni bir yapı, yeni bir bölünme yeni bir paylaşma peşindeler. Bugün olan biten bize Dördüncü paylaşım, yani Son sömürü düzeni için ön hazırlıkların yapıldığını gösteriyor.

İş bence, sadece İran’ın nükleer enerji sahipliğini sona erdirmek, İsrail’in genişleme hevesinin tatmini ile ifade edilecek kadar basit değil. Bence 22.Yüzyılın dünyası şekillendirilmeye başlandı. Can sıkma potansiyeli olan ülkelere gözdağı veriliyor. Patron ülkeler hangileri, memur ülkeler hangileri ve işçi ülkeler hangileri olacak ona karar veriliyor.