ÖZGE UYANIK/ Milyonlar sabah işe gidiyor ama aslında hiçbir yere kayıtlı değil. Her dört emekçiden birinin kayıtsız olduğu bu ülkede 1 Mayıs hakların, görünmeyen emeğin ve derinleşen sömürünün adı. Şafak daha sökmeden toprağa eğilen ellerin ne sigortası var ne yarına dair bir garantisi; sadece avucunda kalan 1250 liralık yevmiye ve “yarın yine çağırırlar mı” sorusu. O tarlada görünmeyen emek, aslında bu ülkenin her dört çalışanından birinin hikayesi; TÜİK’in “8 milyon 37 bin” diye geçtiği rakam, resmi defterlerde değil, ödenemeyen kiralarda yaşıyor. Tarladan özel okul koridorlarına, merdiven altı atölyelerden inşaat iskelelerine uzanan bu güvencesizlik ağında kadınlar daha ağır, Suriyeli ve Afrikalı mülteciler daha ucuz, öğretmenler daha değersiz kılınıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2025 yılı sonu itibarıyla ülkede 32 milyon 657 bin kişi istihdam edilirken, bunların 8 milyon 37 bini herhangi bir sosyal güvenlik kaydı olmadan çalışıyor. Kayıt dışı istihdam kadınlarda daha yüksek seviyede seyrediyor. Erkeklerde kayıt dışı çalışma oranı yüzde 23,3 olurken kadınlarda bu oran yüzde 29,3’e ulaşıyor. Sektörel dağılımda ise en çarpıcı tablo tarımda. Tarım sektöründe çalışan her 10 kişiden yaklaşık 8’i kayıt dışı çalışıyor. Tarım dışı sektörlerde ise kayıt dışı oranı yüzde 15,9 düzeyinde.

Toprağın üstünde emek, altında güvencesizlik var
Tarım-Sen’den Adnan Çobanoğlu tarımda kayıt dışılığın yapısal bir sorun haline geldiğini şöyle anlattı:
"Bir düzenli tarım işçisi olanlar var, şirketlerin seralarda ve benzeri işletmelerinde çalışanlar. Bir de mevsimlik tarım işçileri var. Mevsimlik tarım işçileri küçük çiftçilere dönük de şey yapıyor. Küçük aile tarımı yapanlar da hasat döneminde işte ne bileyim iki-üç gün çalıştırıyor. Küçük çiftçilerin çoğunun kendisi bile kayıtlı değil. Yani aileden bir kişi ÇKS (Çiftçi Kayıt Sistemi) kaydı oluyor, aile fertlerinin diğerleri hiçbir işe kayıtlı olmuyor, sosyal güvencesiz vesaire olarak gelişiyor. Bu da otomatikman farklı bir sömürüyü de beraberinde getiriyor emek açısından. Çünkü büyük şirketlerdeki örgütlülükte işten atıyorlar ama mevsimlik iki gün üç gün küçük çiftçinin arazisinde çalışanı zaten çiftçi kendisi ödeyemiyor; bunun devlet destekli bir ödeme yapılması lazım, sosyal güvencesinin alınması lazım. Ama ne yazık ki bu da yapılmıyor. Yevmiye, mevsimlik tarım işçilerinde 1250 lira civarı, 1500’ü zor buluyor. Onlar da zaten düzenli bir ay boyunca iş bulamıyorlar geçici olarak. Diğerleri ise çoğunluğu asgari ücretle çalışıyor. Bazı hatta asgari ücret altı da çalıştığı oluyor şirket tarımcılığında, büyük işletmelerde.

Özellikle aile tarımı yapanlarda kadınların sosyal güvencesi hiç yok. Öyle bir denetim, zorunlu bile yok devletin. Zorunlu bile tutmuyor yani; mevsimlik tarım işçilerine 'saldım çayıra Mevlam kayıra' hikayesi. Hiçbir cezası da yok o mevsimlik çalıştıranların; üç beş gün çalıştırdığı zaman hiç şeyi yok yani. Küçük aile tarımı yapan gençse eğer, başkasına hem kendisi mevsimlik üç beş günlük işçi çalıştırıyor hem kendisi de gelirini artırabilmek için başka iş yerlerinde gene mevsimlik tarım işçiliği yapıyor. Hem işçilik yapıyor hem çiftçilik yapıyor zorunlu olarak."
Eğitimde uzun çalışma saatleri, düşük ücret…
Her sektörde farklı yüzlerle karşımıza çıkan güvencesizlik, eğitim alanında da yaşanıyor. Özel sektörde çalışan öğretmenler, bu düzenin en ağır yükünü taşıyan kesimlerden biri.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası İl Meclis Üyesi Gizem Salata, eğitim emekçilerinin yaşadığı güvencesizliği şu sözlerle anlattı:
“Özel sektörde pek çok sorunla karşı karşıya kalan eğitim emekçilerinin yaşadığı en büyük problem çok ciddi bir emek sömürüsüne maruz bırakılmaları. Türkiye’de kolejlerde, kurs merkezlerinde, rehabilitasyon merkezlerinde ve halk eğitim merkezlerinde çalışan özel sektör öğretmenleri çok uzun saatler düşük ücretlere çalışmak zorunda bırakılıyor. 2014 yılından önce özel sektörde çalışan öğretmenler kamuda çalışan öğretmenlerle eşit maaşlar alıyorken, 2014 yılından sonra 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yapılan değişiklikle maaşlar arasında uçurumlar oluşmaya başlandı.. Öğretmenler asgari ücret ya da asgarinin biraz üstü maaşlarla çalışmak zorunda bırakılıyor, geçinemiyor ve ek işlere yönelmek zorunda kalıyor. Çok uzun saatler çalışan öğretmenler geç saatlere kadar derse giriyor, dinlenme ve tatil hakkından yararlanamıyor. Öğretmenler resmi tatil ve ara tatillerde çalışmak zorunda kalıyor. Bununla birlikte sigorta ödemelerinin asgari ücret üzerinden yapılması, eksik yatırılması gelecekte bazı haklardan yararlanmanın önüne geçiyor.

En büyük problemlerden biri de 10 aylık sözleşmelerle çalışıyor olmak. Her yıl yeniden işe alınıp alınmayacağını bilmemek büyük bir kaygıya yol açıyor. Sözleşmeler her yıl yenilenmeyebiliyor ve yılın sonunda öğretmenler işsiz kalıyor. 10 aylık sözleşmelerle çalışmak yaz maaşının gasp edilmesine, gelir kaybından kaynaklı öğretmenlerin kirasını ödemekte zorlanmasına yol açıyor. Sözleşmesi yenilenmediği için yaz ayları kurum görüşmeleriyle geçiyor ve her yıl yaşanan bu döngü öğretmenlik mesleğini güvencesizleştiriyor. Bu yüzden öğretmen sendikası olarak belirsiz süreli sözleşme talep ediyoruz.
Özel sektörde öğretmene resmi ders saatleri dışında pek çok görev veriliyor. Bunlardan biri de veli aramaları yapmak. Kolejlerde, etütlerde ve rehabilitasyon merkezlerinde öğretmenin düzenli olarak veliyi araması ve öğrencinin eğitim durumuyla ilgili bilgi verilmesi isteniyor. Her hafta ya da her ay yapılan bu aramalar ciddi bir iş yükü olarak karşımıza çıkıyor. Zaman zaman veli toplantıları ve görüşmeleri de yapılıyor. Ayrıca veliler günün bütün zamanlarında öğretmenin ulaşılabilir olmasını istiyor. Öğrencinin yaşadığı bir sorunu paylaşmak, destek istemek ya da soru sormak için akşam saatlerinde dahi öğretmen aranabiliyor. Öğretmenlere teneffüs, öğle arası, okula giriş ve çıkışlarda nöbet görevi veriliyor, öğrencileri denetlemeleri bekleniyor. Sınav hazırlama, gözetmenlik yapma, evrak işlerini tamamlama, proje- tören- kutlama organizasyonlarını planlama ve okulun reklamını yapma gibi ek görevlerle de karşılaşıyoruz. Okulun reklamını yapan broşürler dağıtmak, sosyal medyada okulun paylaşımlarını yapmak ve öğrenci kaydı yapmak gibi görevlerde büyük bir iş yükü olarak karşımıza çıkıyor.
Kira ödemek için yazın çalışıyoruz
Salata, öğretmenlerin yalnızca ders anlatmadığını, çok sayıda ek görevle karşı karşıya kaldığını vurgulayarak şunları söyledi:
Hafta sonu ve mesai dışı çalışmalar da oldukça yaygın. Çeşitli etkinlikler, törenler ve veli toplantıları için öğretmen hafta sonu okula çağırılıyor. Özellikle etüt merkezlerinde dersi olmasa da öğretmenin belli bir saate kadar kurumda kalması bekleniyor. Öğretmenler evde ailesiyle olması gereken saatte akşam saat 22.00’lara kadar “Baykuş etüt saatleri” olarak isimlendirilen uygulamaya zorunlu tutuluyor. Hafta sonu ve mesai dışı çalışmalar için ek bir ücret ödenmiyor.
Özel sektörde düşük ücretler ve güvencesiz çalışma şartlarından kaynaklı mesleği bırakan ve farklı işlere yönelen öğretmelerin sayısı giderek artıyor. Bununla birlikte geçinmekte zorlandığı için ek iş yapmak zorunda kaldığı bir tablo var. Öğretmenler birden fazla kurumda çalışmak, okuldan sonra özel ders vermek zorunda kalıyor. Öğretmenlik dışında başka işler de yapabiliyor. Kafelerde çalışmak, broşür dağıtmak, servis şoförlüğü yapmak, kasiyerlik, çağrı merkezi örnek olarak göstereceğimiz ek işler arasında yer alıyor. Yaz maaşı alamayan özel sektör öğretmeni kirasını ödeyebilmek için yaz ayı boyunca da çalışmak zorunda kalıyor. Okullarımızda yaşadığımız pek çok hak gaspına karşı sendikayla mücadele ediyoruz. İnsanca yaşam ve çalışma koşulları sağlanana kadar hukuki ve fiili mücadelemizi sürdüreceğiz. İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs yaklaşıyor. İşsizliğe, ucuz iş gücüne, güvencesiz çalışma şartlarına ve eğitimde şiddete karşı taleplerimizi yükseltmek için Öğretmen Sendikası olarak alanlarda olacağız. Emeğimiz, onurumuz, geleceğimiz için tüm eğitim emekçilerini kortejimize davet ediyoruz.”

Yabancı öğretmenlerin çoğu sigortasız çalıştırılıyor
İzmir’de bir anaokulunda İngilizce öğretmeni olarak çalışan yabancı uyruklu bir öğretmen, yaşadığı çalışma koşullarını anlattı. Ders saatleri dışında da çalıştırıldığını ve görev tanımı dışına çıkmak zorunda bırakıldığını belirten öğretmen, maaş ödemelerinde de ciddi aksaklıklar olduğunu söyledi.
“Ben yabancı öğretmen olarak bir anaokulunda İngilizce öğretmeni olarak çalışıyorum. İşe alındığımda ders saatlerimin sabah 10:00’da başlayıp öğlen 15:00’te biteceği söylendi. Ancak gerçekte işim 17:00’ye kadar sürüyor. Bu ekstra iki saat boyunca öğretmenlik yapmıyorum; sınıf öğretmenleri olmadığında çocukların tüm ihtiyaçlarıyla ilgilenmek de bana kalıyor.
Genel olarak iş tanımım ile yaptığım iş arasında ciddi farklar var. Öğretmen olarak işe alınıyoruz ama çoğu zaman farklı görevleri de üstlenmek zorunda kalıyoruz. Ders saatlerim bittikten sonra çocukların başında durmam bekleniyor. Bu süreçte onların bakımıyla ilgileniyorum. Bu durum görev tanımımda yer almamasına rağmen fiilen zorunlu tutuluyor.
Haftada 5 gün çalışıyorum ve şu ana kadar hafta sonu çalışmak zorunda kalmadım. Ancak her gün ders saatlerime ek olarak iki saat daha çocukların yanında kalmam gerekiyor. Bu da öğretmenlik dışı bir iş yükü anlamına geliyor. Yabancı öğretmenler arasında sigortasız çalıştırılmak oldukça yaygın. Maaşlar da çoğu zaman düzenli ödenmiyor. Benim iki ay boyunca maaş alamadığım oldu. Genelde ödemeler belirlenen tarihlerde yapılmıyor. Denetim ise kesinlikle yeterli değil; hatta çoğu zaman hiç denetim yokmuş gibi.”

Sömürü el değiştirdi: Dün Suriyelilerdi, bugün Afrikalılar
Türkiye’de yaşayan mülteci işçiler, bu yılki 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı da ağır sömürü altında geçirdiler. Hem daha düşük ücretle hem daha uzun saatler çalıştırılan mültecilerin çoğu kayıt dışı. Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suriyeli uyruklu mültecilerin karşılaştıkları zorlukların başında çalışma yaşamı geliyor. Kentte yaşayan mülteciler, büyük ölçüde kayıt dışı ve düşük ücretli işlerde çalıştırılıyor. Kent merkezinde Işıkkent Ayakkabıcılar Sitesi başta olmak üzere Konak, Buca ve Karabağlar’daki merdiven altı tekstil atölyeleri göçmen emeğinin yoğunlaştığı alanlar arasında yer alıyor.
Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği Başkanı Muhammed Salih Ali, göçmen emeğinin geldiği noktayı şöyle anlattı:
Şu anda mülteciler sigortalı çalışabilecekleri işleri daha fazla arıyor. Çünkü önceden var olan sağlık desteği artık kalmadı; eskiden ilaç bedavaydı. Ancak şu an bu destekler kalktığı için sigortalı çalışmak isteyenler, sigorta arayanlar çok oluyor. Çünkü ilaçlar artık çok pahalı. Hem de şöyle düşünüyorlar: Sigortalı olursam bu benim ülkede kalmam için bir destek olacak. Normal sigortanla çalışıp 'beyaz iş' yaptığında, yani kayıt dışı çalışmadığında kimse sana 'geri dön' demez, kimse seni sınır dışı etmek istemez.
Şu an en çok tekstil sektöründe ve ayakkabıcılar sitesinde çalışıyorlar. Daha çok ayakçı, geri hizmet gibi işlerde çalıştırılıyorlar. Şu anda kayıt dışı çalışma alanında en çok Afrikalılar var. Eskiden Suriyelilere yapıldığı gibi şimdi onları kullanıyorlar, onları çok düşük ücretle çalıştırıyorlar. Normalde günlük 1000 lira alınan bir işse, onlar 600, 700 liraya çalışıyorlar. Özellikle günlük hizmetlerde durum böyle. Mesela bir kömürcü tanıyorum; orada bir Afrikalı kömür indirme işinde çalışıyor. Kömürcüye sordum, “Ucuza çalışıyor. Çok garibanlar, ne derseniz kabul ediyorlar.” Dedi. İnşaatlarda da briket, kum, çimento, taş gibi malzemeleri yukarı çekme işlerinde yine düşük ücretle Afrikalılar çalışıyor, artık. Yeni gelenler çarşıyı henüz bilmiyorlar. Merkezden uzak yerlerde yaşıyorlar. Yasa dışı kaldıkları için polisten ve geri gönderilmekten korkuyorlar. Paraları da kalmadığı için mecburen ucuza çalışıyorlar.
Atölyelerde çalışan mülteci çocuk işçilere gelince, şu anda onları çok daha az çalıştırıyorlar. Çünkü bir kısmı geri döndü. Çok zor durumda yaşayanlar ya da mesleği olmayanlar Suriye'ye geri döndüler. Meslek sahibi olup iş bulanlar ise burada kaldı. Gidenlerin bir kısmı gittiklerine pişman oldular çünkü Suriye'de hala bir altyapı ve iş yok. Tekrar Türkiye'ye dönmek istediklerinde ise hiçbir fırsatları olmuyor. “




