Özellikle yaşlılar, genç kuşaklara emanet etmeye hazırlandıkları dünyamız için "iki kapılı bir han" benzetmesini yaparlar.

Yani insanoğlu doğduğu gün "kurulmuş oyuncak bebek" misali bu dünyanın eşiğinden içeriye adımını atar; yürür, yürür ve sonunda diğer kapıdan çıkıp sonsuzluğa uçup gider!

İki kapının önünde "gözyaşı" ve de sessizliği bozan "çığlıklar" atılır! Biri doğana "hoş geldin" i, diğeri de ölene "güle güle"yi anlatmak için yapılan birer ayinden ibarettir.

Anlayana ikisi de "hoş" ve de "anlamlı" verilmiş mesajlardır! Tıpkı "Yaş günleri ve "anma törenlerinde" ki gibi.

Ben, ilkini çocukluk fotoğraflarımdan, çevremdekilerin anlattıklarından çok iyi biliyorum; isterseniz "meğer kubbede baki kalan hoş bir seda imiş" sözleri ile birlikte 87 yaş zenginliğimin içinden bunları birer birer çekip, sizlerle paylaşabilirim.

Zaten annem, babam, dedelerim, anneannem ve babaannem de fotoğraf albümlerini bana bırakıp ikinci kapıdan çıkıp gitmemişler miydi? Ama ben onlardan farklı olarak çocuklarıma ve torunlarıma resimlerin yanı sıra hareketli resimlerimi, yaptığım yazı aktivitelerimi, gülüşümü, ağlayışımı, heyecanımı sevgimi daha renkli biçimde ambalajlayıp sunuyorum.

Çok doğru; dünya gerçekten "iki kapılı bir han"dır.

İkisinin de önünde göz yaşı vardır.

Ne zaman bir hastane veya doğumevinin önünden geçsem, hep bu sesleri dinlerim; Anamın, babamın, daha doğrusu atalarımın mezarları başında da hep aynı ilahi müzik vardır!

Yazmak ve anılmak güzel bir duygu tabi.

Yaş seksen yedi.

90'lı yaşlarla el sıkışmaya hazırlandığım şu günlerde, yani iki kapılı handan çıkmadan önce gazeteci olarak spor yazarlığı orijinim dolayısı ile (1957-2007) "Spor Basınında 50 yıl" adlı kitabımı bastırıp tüm dostlarımla paylaşmıştım. Hatta o zamanın Belediye başkanları, spor dünyamızın ölümsüz dostlarıma da verdiğim konferansta bunları sırasıyla anlatmıştım.

***

Değerli dostlarım 1 Nisan şakalarını ıskalayıp, değerli kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklarımıza bayram olarak armağan ettiği 23 Nisan'ı her zamankinden daha güçlü ve de genç seslerin gökyüzünü çınlatacağı o günümüze çok az kaldı.

Öyle ya, "Bu cumhuriyeti biz kurduk, onu siz yaşatacaksınız" diyen Atamızı bu vesileyle bir kez daha rahmet ve saygı ile anıyorum.

Sevgili okurlarım, kariyerinizde ve hayatınızda başarıya ulaşmanıza yardımcı olacak 337 Temel Soruyu sorup, bunları yanıtlayan "Güçlü Sorular" kitabının yazarı Andrew Sobel, Jerold Panas beni etkileyen ve de altını kalın çizgilerle çizdiğim şu sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum:

"İlişkiler kurun, yeni işler kazanın ve insanları etkileyin"

Sanırım herkesin bir başarı öyküsü vardır. Şöyle başımı kaldırıp her zamanki gibi kitaplığıma göz attığımda niceleri alır bir daha, bir daha okurum.

Hüner, yolu olmayan yere, yol bulmaktır.

Afrika kaşiflerinden gezgin David Livingstone'a Güney Afrika'daki bir dernek şu mektubu göndermişti:

"Bulunduğunuz yere ulaştıracak iyi bir yol buldunuz mu? Eğer buldunuzsa, bize bildirin de size katılmak isteyenleri yanınıza gönderelim."

Livingstone'un bu isteğe cevabı şu oldu:

"Eğer buraya iyi yol varsa gelmek isteyenleri ben istemiyorum. Benim, yol olmadığı halde buraya gelmek isteyenlere ihtiyacım var. Yolu olan yere herkes gider."

***

Sanırım bu yazıma noktayı koymadan sizler de benim gibi yüksek sesle "Demirağlarla ördük Anayurdu dört baştan" diye sesinizi yükselmişinizdir.

Ne mutlu Türk'üm diyene.

Gelecek yazımda buluşmak üzere sizlere veda ederken sizler de bu tempoda yürümeye devam edin.