8 Mart Kadınlar Günü.

14 Mart Hekimler Günü.

Ve de 6 gün sonra mübarek Ramazan Bayramımıza "Hoş geldin" diyeceğiz.

Ama pek de "Hoş" mesajlar verildiği yok gibi!

Herkes sokağa çıkmış "Hak, Hukuk, Adalet" deyip, "Emekli maaşlarını ve Bayram ikramiyesini" soruyor.

Kısacası bir taraf "Haklar" diyor; karşı taraftan ses gelmeyince bir zamanların komedi filminin jeneriği kulaklarımızda çınlıyor:

"Ne hakla, 35'e bakla!"

***

Haklar!

Kış bitti, ilkbaharda salgınlar kol geziyor.

Şehir Hastaneleri çoğalmaya başladı. Ama hasta olmaya görün! Bu lüks otel görünümündeki şehir hastaneleri şehrin uzağında! Yani, çare uzak şehirde.

Acil Servisler tıklım, tıklım.

Çok kısa notlarla hasta cephesini anlatmaya çalıştım.

Peki doktor-hekim cephesinde durum nedir?

Onlar da dertli. Bu nefes alamadan hasta bakmaları onları da yorgun düşürmüş! Nitekim yazılı, sözlü ve görüntülü basın, onların da 14 Mart (yarın) Hekimler Gününde "Beyaz Önlükle" sokağa çıkıp, haklarını arayacaklarını duyuruyor.

3 Gün önce emekçi kadınlar da hak aramak için sokaklara çıkmışlardı. Bakalım hekimlerin yolları da barikatlarla kapanacak mı?

Onlar da lüks yapılı Şehir Hastanelerine geri postalanacak mı?

Her halde kimse bana dönüp "bu da nereden çıkardın?" demesin! Bunu 8 Mart'ta görmedik mi?

***

Hak, Hukuk, Adalet.

Biz bayrama 6 gün kala "Baklava tepsisi, boş mu, hoş mu gelecek?" diye sorarken, Dünyada acaba neler oluyor?

Malum savaşın ateşi dünyayı yakıp, kavurmaya başladı!

Ortadoğu yanarken Dünya siyaseti de "Yap-boz" tahtası gibi durum her gün değişiyor!

Bizde ise CHP "Hak, Hukuki Adaleti" Silivri'de arıyor!

Özgür Özel, Silivri yollarına düşmüş "560 Milyon lira yolsuzluk dediler, 560 kuruş bulamadılar" diyor.

Dünyada savaşın 12. günü.

İmamoğlu Davası'nda Silivri'de 3. gün; İmamoğlu ile kürsü arasına sandalye konulmuş. Nedeni için de "Kürsüye yürümesin!" diyenler var.

Hatta davayı takip eden kişilerin bazıları da espri yollu "Ağızlarına bant mı yapıştırılacak acaba?" dediğini ifade ediyorlarmış!

İnsan bunu görünce bir "Kâbus" yaşıyor gibi oluyor!

Ben bunları TV. Kanallarından duyunca gözüm kitaplığımın raflarında gezindi.

Gözüme ilk takılanlar; İlyas oğlu Mercimek Ahmet'in 2 ciltlik "KABUSNÂME"si ile Said Halim Paşa'nın "Buhranlarımız"ı oldu.

Değerli okurlarım, takdir edersiniz ki, bunların yanı başında duran Ergün Dur' un 12. Baskısı çıkan "Hepsi Hikaye. Geç Bunları Demeyin!" kitabını da raftan indirdim.

Öyle ya, hele şu günlere Ortadoğu alev alev yanarken, mübarek Kurban Bayramımız da yaklaşırken nasıl "Hepsi Hikaye. Geç

Bunları" diyebilirim!

***

Çevremizde olup bitenler pek hoş değil. Yüce Meclisimiz, başta Sayın Cumhurbaşkanımız, "bu konuda gerekenler yapılacak. Teyakkuz halindeyiz." diyerek Ramazan Bayramı öncesi içimize su serpmiş oldu.

Ülkemizin saygı değer tüm siyasetçileri ile damarlarında "asil kanı" taşıyan Asil Milletimize saygılarımı sunarak, gelecek cuma günkü yazımda buluşmayı diliyorum.