Kimlikli meydanlar etkiliyor insanı. Öğretiyor da… Bir ulusun, bir toplumun tarihçesini, kültürünü ve sanatını soluyorsunuz o meydanlarda…
İzmir’in ise kimlik sahibi meydanları bulunmadığını söylersek yanılmış olur muyuz acaba?
Kentimiz İzmir’in baktıkça insanı etkileyen, tarihimizi ve toplumsal yaşamımızı yansıtan yeterince kimlik sahibi meydanları bulunmadığını söylersek yanılmış olur muyuz acaba?
Ankara’nın ve İstanbul’un da İzmir’den pek bir farkı olmadığını söylersek hata mı yapmış oluruz?
Üniversitelerimizin sanat tarihi, arkeoloji, mimarlık, tarih, bölümleri var oysa. Roma’daki Aşk Çeşmesi, Moskova’daki Kızıl Meydan, Viyana ve Prag’daki meydanların varlığından habersiz olamazlar…
Belediyelerimizin, yontucularımızın ve ressamlarımızın da bu konuda yetersizliklerini söylersek biraz insafsız mı davranmış oluruz diye de tedirginim doğrusu.
Harun Atalayman’ın Yeşildere’deki Atatürk Maskı örneği dışında bir başka anıtımız var mı dilden dile aktarılan, merak ediyorum.
Rönesans'ın doğduğu topraklarda, örneğin özellikle Roma, Vatikan ve Floransa’da, daha başka Milano ve Peruggia’da gördüğüm kimlikli meydanlar başımı döndürmüştü yıllar önce.
Paris, Sofya, Üsküp, Tiran, Atina, Münih, Selanik, Kiev, Varşova, Tiflis’te gördüklerim hakeza…
SOL ANAHTARLI KÖY
İran ise bambaşka…
Şeriatla yönetilen bir ülke olmasına karşın müzelerindeki zenginlik, heykel konusunda Paris, Roma ve Floransa’yı aratmayan zenginliği insanı hayrete düşürüyor.
Tebriz’deki Azerbaycan Müzesi’ndeki görevliden öğrenmiştim İran’ın Floransa’daki heykelleri incelediğini ve benzerlerini yaptığını…
Komşusu Afganistan’da Talibanlar, heykelleri bombalayıp yok ederken İran’da gördüğüm heykeller karşısında küçük dilimi yutasım gelmişti o günlerde. Bütün büyük kentleri kimlikli meydanlara sahip olduğu gibi küçücük yerleşim merkezlerinde bile mimarlığın ve sanatın ne kadar geliştiğine tanık oldum Acem toprağında. Tıp, edebiyat, sinema, tiyatro, mimari bu ülkede olağanüstü gelişmiş durumda. Önerim şudur ki, belediye başkanlarımız kültür müdürlerini mutlaka Khoy, Tebriz, Isfahan, Şiraz, Tahran, Horasan, Erdebil ve Nişabur’a araştırma-inceleme gezisine göndermeli. Çok yararlı olacağına adım gibi inanıyorum.
Erdebil’den 25 saat ötedeki Horasan’a otobüs yolculuğu yaparken bir köyün üç yolun birleştiği bir noktasında, kavşakta gördüğüm çiçeklerle bezeli mini bir adacık üzerindeki metal sol anahtarı heykeli karşısında afallamıştım. Demek ki o köyün müziğe ve güzel sanatlara bir ilgisi var ki o anıtı yapmışlar. Sol anahtarı o köyü ve çevresini anlatıyor olmalıydı.
*
Tan Sağtürk gibi bir balet, Burçin Büke gibi bir besteci/piyanistin memleketi olan Bostanlı’nın uygun bir köşesinde ya da parkında bir balet ve balerin figürü, metal sol anahtarı ve her iki sanatçının birer büstünün bulunduğu bir peyzaj çalışması neden yapılmış değil anlamak zor.
Tarhana Osman (Osman Nuri Koçtürk), Salâh Birsel, Şükran Kurdakul, Attilâ İlhan, Dinçer Sezgin, Özdemir Nutku, Samim Kocagöz ve benzeri bilim-sanat insanlarımız için, her birinin heykellerinin bulunduğu bir BİLİM-SANAT PARKI ya da meydanı yapılamaz mı?
Belediyelerin kültür müdürlükleri biraz da bunun için var benim bildiğim…
Özgün, Karşıyaka’yla örtüşmüş bir sanat yaratısı önerisinde bulunmuşlar mıdır örneğin…
Eksiklikler, öneriler bir bir sıralanabilir kuşkusuz ama bu sadece kültür müdürlüklerinin işi de değil. O parklar ve meydanlar, kentimizde yaşayan, kentlilik bilinci taşıyan Karşıyakalıların da isteğiyle vücut bulacak.
BAŞÇILAR CAMİSİ
Gelelim asıl konuya…
Karşıyaka’mızda ulusal kurtuluşçu düşüncenin/bağımsızlıkçı ruhun ve spora verilen önemin kendini gösterdiği böyle bir meydan düzenlemesi yok değil…
İslam dininin ibadet mekânı olan bir caminin cephesinde yer alan bu çalışma, Dedebaşı Mahallesi’ne bağlı Ali Alp Böke Caddesi’nin Ordu Bulvarı’na çıktığı yolun hemen sol köşesindeki Başçılar Camisi’nin bulvara bakan cephesinde yer alıyor.
Başcılar Camisi, 4 Ağustos 1978’de yapılmış.
Caminin Ordu Bulvarı’na bakan cephesindeki mermerit (olsa gerek) zemin üzerinde ulusal kurtuluşçu ruhun anlatıldığı kabartmada Mustafa Kemal, asker, bayrak ve at figürleri kullanılmış. Mustafa Kemal, askerlerine ilk hedefin Akdeniz olduğunu haykırdıktan sonra kahraman subay ve askerlerin İzmir’e girişi resmedilmiş kabartmada.
Kabartmanın altındaki kitabelerin birinde Kadızade Zühtü Işıl’a (1897-1985) yer verilmiş. Bahariye Mahallesi’nde doğduğuna, Birinci Dünya Savaşı’na katıldığına, ulusal direnişin öncü simalarından biri konumunda bulunduğuna ve Karşıyaka Spor Kulübü’nün kurucularından ve kurucu başkan olduğuna dair bilgiye sahip oluyoruz.
Diğer kitabede de şunlar yazılı:
“Başkumandan Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, kuzeyden girerek Karşıyaka’yı düşmandan kurtaran 5. Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Altay Paşa’ya bağlı kuvvetlerin öncülerinden olan KSK’nin kurucusu Kadızade Zühtü Işıl, Binbaşı Zekai Kaur, Bombacı Halil Çavuş’un da aralarında bulunduğu Albay Mehmet Suphi ( Kula ) kumandasındaki 14. Süvari Tümeni’nin kahramanlar kahramanı subay ve neferlerinin anısına… Eylül 2021''
En soldaki kitabede ise Kemal Atatürk imzalı şu metin bulunuyor:
“Tarihi yaşadığımız gibi yazdık fakat; geleceği, cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.’’
ÜÇ BÜYÜK AŞK
Mustafa Kemal aşkı, Ulusal Kurtuluşçu ruh, Karşıyakaspor sevgisi…
Üç büyük aşk, Başcılar Camisi’nin Ordu Bulvarı’na bakan cephesinde, banklarda oturup dinlenen Nergizlilere, kabartmanın hemen önündeki meydanda oynaşan sayısı bilinmez olan güvercinlere ve buradan gelen geçen herkese seslenir gibi bakınıp durmakta…
Nergiz’in tarih ve spor aşkına tanık olduğumuz bu meydan düzenlemesi, etkili olmuş ki buraya çok yakın olan Girne Bulvarı üzerine de bir başka anıt yapılmış. Migros’un hemen önündeki geniş alana anne ve çocuk sevgisini anlatan bir anne ve çocuk heykeli…
Migros’un önü bir kimlik kazanmış bu anne ve çocuk heykeliyle…
Yeni Girne’ye doğru devam edecek olursanız sağ köşede 80. Yıl Cumhuriyet Parkı’nın kuzey ucunda Türk şiirinin başı her zaman dik/büyük ismi Nazım Hikmet’in heybetli heykeliyle karşı karşıya geleceksiniz. Elinde sayfaları açılmış bir kitap, kravatlı-paltolu bronz Nazım!
Altındaki kaidede de unutulmaz dizeleri…
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine… Bu hasret bizim…''
80. Yıl Cumhuriyet Parkı, Karşıyaka’nın/Soğukkuyu’nun en şirin mini ormanlık bölgesi… Burada hiç akşam çayı içmediniz mi yoksa?
Ne mutlu bu bölgede oturanlara ki her gün Nazım Hikmet’i görüyorlar, belki de dokunuyorlar… Nazım, apayrı bir kimlik kazandırmış buraya…
Soğukkuyu Çömezzade Hacı Mehmet Camisi, buraya 300 metre kadar uzaklıkta… O kim diyecek olursanız, Karşıyaka’nın ilk belediye başkanı.
Cami; çatılı yapısıyla, mihrabının ve tek olan minaresinin güzelliğiyle dikkat çekiyor.
2020 yılında caminin Bahriye Üçok Bulvarı’na bakan cephesine Özgül Armağan Çağlayan, bölgeye kimlik kazandıran bir anıta imza attı. Kurtuluştan önce İzmir’in her mahallesinin adı Rumca iken bu bölgede yalnızca Türkler yaşıyor ve sadece Türkçe konuşuluyormuş.
Anıtın altındaki kitabede de bu konu dillendiriliyor zaten…

Bu anıtın aynısını ben Şiraz’da Şirazlı Sadi ve Hafız’ın türbelerini ziyarete gittiğimde görmüştüm. Kimbilir, belki de sayın Çağlayan da görüp etkilendi o anıttan…
Kimlikli meydanlar etkiliyor insanı. Öğretiyor da…
Bir ulusun, bir toplumun tarihçesini/kültürünü ve sanatını soluyorsunuz o meydanlarda…
*
Kentin merkezindeki adacığa Bahriye Üçok’un büstünü dikmekle olmuyor kimlikli meydan düzenlemeleri… Bahriye Üçok’un ve yaşadığı dönemin de ruhunu yansıtabilmeli o adacık. Rengarenk çiçeklerle, laiklik mücadelesine olan katkılarıyla…
Belediyeler, bu nedenle özellikle sanat tarihçilerini istihdam etmeli kültür müdürlüklerinde.
Bir kenti tanıtan, kenti sevdiren ve unutulmaz yapanların o kentin kahraman askerleri, bilim- sanat- edebiyat-eğitim ve spor insanları olduğunu unutmamalı başkanlar.
Nergiz ve Soğukkuyu dışındaki İzmir’deki kimlikli meydanların nerelerde bulunduğuna gelince…
Araştırıp, öğrenip paylaşacağız…


