Zafer, “Zafer Benimdir” diyebilenindir. (ATATÜRK)

Önce;

Mustafa Kemal’in Askerleri’nden “Nefer Hüseyin”in gerçek öyküsü.

Bu muhteşem öyküyü

Hep saygıyla andığımız Rahmetli Oktay Gökdemir Hoca’dan dinlemiştim.

Ona da teyzesi anlatmış;

Seferberlikte neferdir

Akhisarlı Hüseyin. Arkasında Zeynep'ini ve iki çocuğunu bırakmıştır.

Zor günlerdir...

Yedi Düvel'e karşı çarpışıyordur silah arkadaşlarıyla.

Yedikleri; tayın ve kuru üzüm hoşafıdır sadece. Bir destan yazdı onlar Çanakkale'de.

Derken bir şarapnel parçası yere düşürmüştür Hüseyin'i.

Şarköy Asker Hastanesi'nde açar gözlerini.

İyileşir, cepheye koşar.

Doğu Cephesi’ndedir bu kez.

Esir bile düşer Ruslar’a.

Esaretten kurtulur ama köyüne dönmez.

Mustafa Kemâl Paşa'nın başlattığı "Milli Mücadele'’ye katılır.

Eşi, köylüleri ondan haber alamayınca şehit olduğunu düşünürler. İnönü'de, Eskişehir'de, Sakarya'da büyük başarı gösterir.

1922'in Ağustos'unda tam 7 yıl olmuştur köyünden ayrılalı. Akşehir'de de Mustafa Kemâl Paşa'sının yanıbaşındadır.

***

Tek özlemi;

Zeynep ve yavrularıdır.

Derken "Sarı Paşa" o ünlü emri verir;

Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!..

Hüseyin ve arkadaşları 30 Ağustos’ta "Büyük Zafer'’e imza atarlar.

15 günde emperyalizmi dize getirerek 9 Eylül'de Güzel İzmir'e ulaşırlar.

Mutludur Nefer Hüseyin...

Kordon'da mavi körfeze bakarken omuzlarına tatlı bir yorgunluk çöker "Şimdi köyüme gidebilirim" der Hüseyin.

Kutsal görev tamamlanmıştır, hasret bitmiştir.

***

Yalın ayak yürür kilometrelerce. Köyüne gelir.

Önce soluk alsın, bir su içsin diye kahveye oturur.

Acı gerçeği öğrenir orada;

“Zeynep'ini, çocuklarıyla ortada kalmasın diye evlendirmişlerdir!”

Çaydan bir yudum alır, boğazı düğümlenmiştir. Gözyaşlarını içine akıtır.

Geldiği yoldan geri döner Kahraman Nefer Hüseyin!

Akıbetini de artık kimse bilmez!..

***

26 Ağustos'ta başlayıp 30 Ağustos’ta taçlanan 9 Eylül'de Güzel Izmir'in kurtuluşuyla sona eren o "kutlu yürüyüş"e selâm olsun.

Eşsiz Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten, paşasından neferine kadar, kurtuluş kuruluş için kanını canını veren şehitlerimize minnet borçluyuz.

***

18 Mart iftiharımızdır, 19 Mayıs doğum günümüz, 29 Ekim özgürlüğümüzdür.

30 Ağustos da "Onur Günümüz’'dür ve tarihimizin "En Şanlı Zaferi’'dir!..

Biz bu zaferi kadınımızla erkeğimizle verdiğimiz kavgayla kazandık.

Zaferler de ülkenin kaderini belirler!..

***

“Toprağı vatan yapan” Nefer Hüseyinler’in, Nezahat Onbaşılar’ın, Şerife Bacılar’ın, İnönü’lerin, Çakmaklar’ın, Miralay Reşat Çiğiltepeler’in, Erzurumlu Kara Fatmalar’ın, Halime Çavuşlar’ın, Yüzbaşı Şerefler’in, Teğmen Ali Rızalar’ın, Nene Hatunlar’ın, Sütçü İmamlar’ın, Konya-Bozkırlı 8 yaşındaki Hüsnü’nün, Bombacı Ali Çavuşlar’ın, Diyarbakırlı Kürt Reşolar’ın, “kavganın isimsiz neferlerinin” anıları önünde şükranla saygıyla eğiliyorum.

“Büyük Şair” Nâzım Hikmet’in “Kuvayi Milliye Destanı’’ndaki dizelerdeki gibi;

“Onlar ki toprakta karınca suda balık havada kuş kadar çokturlar(…) Destanımızda yalnız onların maceraları vardır…”

***

Bu ülkeyi gırtlağına kadar dolu dolu sevenler olarak;

Haydi, “göklerle bütünleşen” şanlı Ay-Yıldızlı bayraklarımızı alıp, 30 Ağustos’u kutlamaya!

Şairin dediği gibi;

"30 Ağustos geldi mi parlarız işte."

98 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin “Onur Günü'’ bugün!

SAĞ OL, VAR OL PAŞAM.

HEPİNİZİN RUHU ŞAD OLSUN.