Neden evde kalmalıyız?

Yeni Koronavirüs enfeksiyonuna (COVID-19) bağlı ilk ölüm haberi geldi. Bu sayının artmaması için, yapmamız gereken en önemlisi şey, mümkün olduğunca evde oturmak ve olabildiğince az kişi ile temas kurmak. Yapmamamız gereken temel şey ise, toplu yerlerde başka insanlarla 1,5 metreden daha yakın mesafede uzun süre bulunmak.

Bunlara dikkat edersek, enfeksiyon ülkemizde daha yavaş yayılacak, sağlık ekiplerimiz hastaları daha iyi tedavi edebilecek, yoğun bakımdaki cihazlarımız tüm ağır hastalara yetebilecek; böylece yaşlı ve ağırlar dahil, hastaların önemli bölümünü yaşatabileceğiz.

‘Karantina’ ve ‘İzolasyon’ Neden Önemli?

Enfeksiyonun yayılmış olduğu ülkelerden gelen, enfeksiyonu almış olabilecek belirtisiz kişiler, hastalığın kuluçka dönemi olan 14 gün boyunca, sıklıkla bir yurtta tutuluyorlar ve dışarı çıkarak başkalarını enfekte etmeleri önleniyor; buna ‘karantina’ diyoruz.

Enfekte oldukları belirlenen hafif belirtili olguları ise hastalıkları süresince bir hastane odasında veya enfeksiyon yayıldığında, evlerindeki odalarında tutuyoruz; buna da ‘izolasyon’ diyoruz.

Hiçbir belirtisi olmayan halkın, mümkün olduğunca evden çıkmayarak ve başka insanlarla bir araya gelmemelerine ise ‘sosyal izolasyon’ diyoruz, ki bu da diğerleri kadar önemli. Bu izolasyon ne kadar katı olursa (örneğin aile bireylerinden birinin haftada bir çıkıp market gereksinimlerini alıp dönmesi), o kadar etkili oluyor.

Konunun önemini kanıtlayan bir örnek vereyim. Güney Koreli belirtileri olan bir kişi, tanı için örnek vermeyi reddediyor ve ardından kiliseye giderek, kalabalığa karışıyor. Ağırlaşan hastaya daha sonra tanı konuyor ve araştırmalar bu kişinin 1600 kişinin enfeksiyonundan sorumlu olduğunu gösteriyor. Akla, Umre dönüşü karantinadan kaçmak için polise saldıran insanlar geliyor. Karantinadan kaçmak suç ve cezası 2 aydan 1 yıla kadar hapis; bunu da belirteyim. Diyanetin geniş katılımlı cenaze töreni yasağı, bir cemaat liderinin cenazesinde delindi; soruşturma açılır, umarım.

Türkiye’de Durum ve Tanı Sorunu

Türkiye’de şu ana kadar alınan önlemler oldukça başarılı, yetkilileri ve bilim insanlarını kutlarım. Halkın paniğe kapılmaması ve gereksiz göçlerin yaşanmaması için saptanan hastaların hangi ilden olduklarının açıklanmaması doğru bir yaklaşım; tüm Türkiye’den olgular ortaya çıktığında, bu yaklaşım değişebilir.

Türkiye’nin geri kaldığı en önemli nokta, şu ana dek yeterli sayıda olguya tanı yöntemlerinin uygulanamamış, tanı koyan merkez sayısının yeterince arttırılamamış olması. Koskoca İzmir’de, bu kadar gelişmiş hastane varken, halen tanı koyan bir merkez bulunmaması kabul edilemez. Bu sorunun da en kısa zamanda çözüleceğini umuyorum. Süreci en iyi yöneten ülkelerden Güney Kore, başarısını, toplumun önemli bölümünü taramadan geçirmelerine ve erken dönemde yakaladıkları hastaları izole etmelerine borçlu. Çin’in geliştirdiği, 15 dakikada sonuç veren hızlı tanı kitleri çok yararlı olabilir.

COVID-19’a Karşı Ülkelere Has Davranışlar

Bu enfeksiyon, her ülkenin kendine özgü özelliklerini ortaya çıkardı. Çin, bir olumsuzluk olarak görülen ‘otoriterliği’ sayesinde enfeksiyonu kısa sürede ve minimum hasarla yendi. İran’ın gereksinim duyan Çin’e 3 milyon maske hediye etmesi güzeldi ama ‘inanç’ ağır basınca, karantinada gecikmenin bedelini ağır ödedi ve maske sorunu yaşadı. İtalya birçok açıdan çuvalladı. İngiltere “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir” dedi.

İlk olguların ardından, Türk insanı bulgur, makarna ve kolonyaya hücum ederken, sağlık sisteminin yetersizliği ortaya çıkan ABD’de, tuvalet kağıdının yanında, silah ve mermiye talep aşırı arttı. Tuvalet kağıdını kağıt mendil olarak kullanacaklar sanırım; ama silah ve mermiyi halen çözemedim.

“Film” ve “Bilim”

COVID-19’un bir yararı da televizyon ekranlarındaki ‘film insanı’ bazı şarlatanların yerini, ‘gerçek bilim insanları’nın alması oldu. Boşuna söylememiş Atatürk, “En gerçek yol gösterici bilimdir” diye…

YORUM EKLE